(1086 S. K. m. 91) (1475 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki "fark kıdem tazminatı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 1. İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 20.04.1999 gün ve 1999/196-218 sayılı kararı incelenmesi, davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 29.06.1999 gün ve 1999/8258-11701 sayılı ilamıyle; (... Davacı işçi 02.12.1968 tarihinde işyerinde çalışmaya başlamış, ... INC. Şirketi'nin yeni dönemde ihaleyi alamaması sonucu davacı işçiye 30.06.1973 tarihinde kıdem tazminatını ödemiştir. Ne var ki, davacı, ihale üzerinde kalan sonraki işveren nezdinde de ara vermeksizin çalışmasını sürdürmüş ve en son 1999 yılı ilk aylarında emekli olmak suretiyle işyerinden ayrılmış olup, kendisine son dönem için kıdem tazminatı ödenmiştir.
Davacı önceki ve sonraki dönemlerin birlikte dikkate alınmak suretiyle kıdem tazminatı hesabı yapılması gerektiğinden söz ederek, fark kıdem tazminat isteğiyle bu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda davacı tarafından düzenlenen ibranameye dayanarak davanın reddine karar verilmiştir. 15.02.1999 tarihli ibraname ... Şirketi'ne hitaben düzenlenmiş olup, metninde "Adı geçen şirkette çalıştığım zamana ait... bütün hak ve alacaklarımı tamamen aldım. Adı geçen Şirkette gerek hizmetinden, gerekse iş akdinin feshinden mütevellit, hiçbir hak ve alacağım kalmamıştır. ... şirketini kat'i ve gayri kabulü rücu olmak üzere tamamen ibra etmiş olduğumu beyan ederim" denildiği gibi, ayrıca, "Bütün iddia, talep ve davalardan feragat ettiğimi ... kabul ederim" ifadesine de yer verilmiş olduğu görülmektedir. Bu içerikli ibranamenin ... dönemi ile ilgili ve sınırlı olduğu kabul edilmelidir. Gerçekten ibraname hakkı ortadan kaldıran bir itiraz niteliğinde olup, içeriğinin değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi konusunda özellikle iş hukukunda büyük bir hassasiyet gösterilmelidir. Ancak, böylelikle iş hukukunun işçiyi koruma temel ilkesine uyulmuş ve işçilik hakları mevzuatımız çerçevesinde güvenceye alınmış olur. Bundan başka belirtmek gerekir ki, ibranameye ekli ödeme belgesindeki hesaplamalarında son dönemle ilgili olduğu açık seçik ortadadır. Bu şekilde düzenlenen ibranamelerin gerek Dairemiz ve gerek Hukuk Genel Kurulu uygulamalarında kararlılık kazanmış şekilde içerikleriyle sınırlı olduğu kabul edilmektedir.
Bu maddi ve hukuki olgular karşısında tüm süre dikkate alınarak kıdem tazminatı hesaplaması yapılmalı ve daha önce ödenmiş olan miktardan geçen süre içinde yürürlüğe giren faiz oranlarıyla birlikte mahsup edilmek suriteyle kalan miktar hüküm altına alınmalıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece 15.02.1999 günlü ibranamenin dava açma hakkını ortadan kaldıran feragatname niteliğinde olduğu, feragatın dava konusu uyuşmazlığı esastan sona erdireceğini, 1475 sayılı İş Yasası'nın 14/8 maddesine göre aynı kıdem süresi içinde birden fazla kıdem tazminatı ödenemeyeceğini, bu kuralın kamu düzeni ile ilgili olduğu nedeniyle buna aykırı olan Toplu İş Sözleşmesi'ne dayanılarak kıdem tazminatı ödenen önceki çalışmaların yeniden değerlendirilemeyeceğini belirtmek suretiyle önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesine bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 24.11.1999 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Davacının 02.12.1968 tarihinde davalının üs bakım mütehhidi olduğu, ABD Silahlı Kuvvetleri işyerinde çalışmaya başladığı ve bu çalışmasını aralıksız olarak sürdürüp, 01.02.1999 tarihinde emekli olmak suretiyle işten ayrıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Kıdem tazminatına ilişkin bir içerik taşımayan makbuz olarak düzenlenen 15.02.1999 tarihli ibranamede davacı, davalı şirkette geçen hizmeti ile ilgili hak ve alacağının kalmadığını, bütün iddia, talep ve davalardan feragat ettiğini belirterek, işveren ... ve ABD hükümetini ibra ettiği görülmektedir.
Davacının üyesi olduğu sendika ile işveren arasında 01.01.1998-31.03.2000 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmesinin 37. maddesinin C ve D bentlerinde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 19.05.1983 tarih ve 1983/1355-3886 sayılı kararına da atıf yapılmak suretiyle işçilerin ..., ..., ..., ..., ..., ... ve bunu takip eden Türkiye üs bakım müteahhidinin işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin tamamının kıdem tazminatı hesabında geçerli hizmet süresi sayılacağı kuralına yer verildikten sonra, anılan maddenin E bendinde, yukarıda D bendinde belirtilen işyerlerinde yeniden istihdam edilmiş işçilerin nihai kıdem tazminatlarının ödenmesini gerektiren hallerde, kıdem tazminatı D bendinde belirtilen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesap edilecek ve var ise daha önce kendisine ödenen miktarın mahsup edileceği, F bendinde ise, yukarıdaki, C D ve E bentlerinde belirtilen esasların 01.10.1983 tarihinden sonra işe girenlere uygulanmayacağı hükmü getirilmiştir.
Davalı işveren, davacının 01.07.1973, 30.09.1983, 01.10.1983-30.09.1988 tarihleri arasında ... ve ... and ... şirketlerinin ayrı tüzel kişilikleri bulunmasına rağmen o şirketlerde çalışması ile birlikte değerlendirerek, kıdem tazminatı ödemiştir. Davacının verdiği ibraname, davalı tarafından kabul edilen dönem için ödenen kıdem tazminatını kapsamaktadır. Zira var olmadığı savunulan bir hakkın ibrasından da söz edilemez. Öte yandan, davacının işe girdiği 02.12.1968 tarihinden beri işi ve işyeri değişmeksizin 30.06.1973'te ihaleyi kaybederek gerek işyerini, sonraki üs bakım müteahidi ... Şirketi'ne devreden ... Company tarafından ödenen ve adına kıdem tazminatı denilerek verilen ödemenin, olsa olsa, ileride hak edileceği düşünülen kıdem tazminata mahsuben yapılan bir avans niteliğinde olduğu düşünülmelidir. Zira, o zamanki işverene işyerini davacının hizmet akdini feshetmeksizin ... Şirketi'ne devretmiştir. Bizi bu görüşe sevk eden, davacıya süresi belirsiz hizmet akitlerinde verilmesi gereken ihbar öneli veya ihbar tazminatı uygulamasının yapılmamasıdır. Davacı, 30.06.1973 tarihi itibariyle yapılan ödemeyi kabul etmek zorunda kalmıştır. Çünkü, işçi-işverene karşı zayıf durumdadır. Böyle bir ödemeyi kabul etmeyen işçinin, işyerini devralan yeni işveren tarafından hizmet akdinin feshedileceği, hayatın olağan akışının tabi bir sonucudur.
Bir başka açıdan olaya yaklaşıldığında da; ABD hükümetine ait işyerinde belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerin münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran üs bakım müteahhidi davalı, alt işveren; kendi uyruğunda işçilerin çalıştıran ABD Hükümeti ise, asıl işveren durumundadır. Alt işverenler değiştiği halde, davacı ara vermeksizin kesintisiz olarak emeklilik nedeniyle ayrıldığı tarihe kadar, yaklaşık otuz yıl çalışmasını sürdürmüştür. Davacı gibi değer işçilerin de aynı şekilde çalıştıkları dosya içeriğinden anlaşılabilmektedir. bu durumda müteahhitlerin değişmesi ile hizmet akdinin sona ermediği, tüm çalışmanın bir bütünlük içinde geçtiğinin kabulü gerçeğe uygun düşer. Bu düşünce tarzı, çeşitli Türk kuruluşlarına ait işyerlerinde çalışan işçiler açısından Dairemiz uygulamasında uzun yıllardan beri kabul edilegelmekte olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun tasvibinden geçmiş olduğu gibi, öğretide de benimsenmiştir. Çoğunluğun vardığı sonuç ister istemez Türk işverenleriyle yabancı işverenler arasında ayrım yapılmasına yol açmaktadır ki, böyle bir sonuç, Anayasa'nın güvencesi altında bulunan "eşitlik ilkesi"ne ters düşer.
Dairemizin ve Yargıtay'ın konuyla ilgili kararlarında yer verilip, daha önce kıdem tazminatı ödenmesine rağmen işçinin hizmetine devam etmesi hali ile ilgili olarak ödemenin kötü niyete dayanıp dayanmadığı kriterinin de yanlış anlaşılmaması gerekir Böyle durumlarda kötü niyetin asıl olarak kabul edilmesi, aksinin ise, işveren tarafından kanıtlanması gerekir. Gerçekten, bir işçi çalışmasını kesintisiz olarak sürdürmekte ise, onun kıdem tazminatının çalıştığı sürenin sonunda ödenmesi gerekeceği açıktır. Arada bir ödeme yapıldığı takdirde, yıllar sonra hizmet akdinin feshinde son yüksek ücret ve gerçek tüm süre üzerinden kıdem tazminatı sorumluluğundan kurtulmak için yapıldığı düşünülmektedir. Aksi halde işveren örnediği, otuz yıl süre çalıştığı işçi, ya da işçilerine her birkaç yılda bir kıdem tazminatı edeyerek, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi kurallarına aykırı davranma olanağına sahip olur. Karşı görüş olarak, böyle sıkça ödemeleri halinde kötü niyetin belirgin olduğu ileri sürülebilir ise de, işverenin kötü niyetini gizlemek için birçok yola başvurabileceği gerçeği de unutulmalıdır.
Önemli olan husus, kıdem tazminatı ödeme koşulunun gerçekleşmiş olup olmadığının çözümlenmesi sorunudur. İş Kanunumuza göre bu tazminatın sınırlı hallede ödenmesi ilke olarak benimsenmiş, aksi halde ise cezai yaptırım öngörülmüştür. Taraflar anlaşsalar dahi koşullar gerçekleşmemiş esi, kıdem tazminatı ödenmesi söz konusu olamaz.
Bu durumda aynı işyerinde davacıya hizmet akdi feshedilmeksizin önceki döneme ait yapılan ödeme kıdem tazminatı olarak nitelendirilemeyeceğinden, önceki dönem hizmetin sonraki dönem çalışmasıyla birleştirilerek, son ücret ve tüm süre göz önüne alınarak hesaplanacak kıdem tazminatından daha önce yapılan ödemenin faiziyle birlikte mahsup edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken davanın reddini hatalı bulduğumuzdan, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğunun onama kararına katılamıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy