(743 S. K. m. 623, 625, 628)
Dava: Taraflar arasındaki "elatmanın önlenmesi-ecrimisil" davasından dolayı yapılan yargılama sonnda; Kırıkhan Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 17.7.1998 gün ve 1996/122 E-998/416 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24.3.1999 gün ve 2891-3035 sayılı ilamı ile; (...Davacı, paydaşı bulunduğu 321 parsel sayılı taşınmaza 3. kişi konumundaki davalının el attığından söz ederek elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur. Her ne kadar davacının payı yönünden bir başka paydaş tarafından açılmış şufa dvasının varlığı ve halen görülmekte olduğu anlaşılmakta ise de şuf'a ilamları yenilik doğurucu inşai hak doğuran ir nitelik taşırlr. Bu nitelikleri itibarıyla da ilam kesinleşinceye değin davacının kayda dayalı talep haklarını kullanabileceği kuşkusuzdur. Öyle ise davanın kabul edilmesi kural olarak doğrudur. Ne var ki, davacı çekişmeli taşınmazda 9.11.1993 tarihinde paydaş durumuna gelmesine karşın davalının 1993 yılının tamamı bakımından ecrimisilden sorumlu tutulması doğru olmadığı gibi ancak payı oranında ecrimisile hak kazanabileceğinin gözardı edilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonund; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava müşterek mülkiyete konu taşınmazda paydaşlardan birinin paydaş olmayan üçüncü kişiye karşı açtığı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık; davacının 9.11.1993 tarihinde paydaş duruma gelmesine göre ecrimisilin hangi tarihten itibaren hesaplanacağı ve davacı paydaşın hesaplanacak ecrimisile payı oranında mı yoksa tamamı üzerinden mi hak kazanabileceği noktalarında toplanmaktadır.
Davacı vekili dav dilekçesinde; müvekkilinin Kırıkhan K. Köyü mevkiinde kain M. Sinan Mahallesi 321 parsel sayılı taşınmazda 110/4331 payı ve bunun zerinde mahallinde gösterecekleri 110 m2 alanındaki bahçeli evi satın aldığını, davalının bu yere nedensiz yere tecavüz ederek oturduğunu, mvekkilinin ikazına rağmen tapudaki satış tarihinden bu yana da oturmaya devam ettiğini, 1993-1994 yılları için 20.000.000 TL. 1994-1995 yılı için 30.000.000 TL, 1995-1996 dönemi için de 1/2 oranında 30.000.000 TL olmak üzere toplam 80.000.000 TL. ecrimisil ile elatmanın önlenmesine kullanma dönemi için de ayrıca toplam 80.000.000 TL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, daha sonra alacaklarının 58.000.000 TL olduğu konusunda beyanda bulunmuştur.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; tarafların delilleri toplanmış bilirkişi incelemesi yapılarak alınan ropar ve talep doğrultusunda davalının el atmasının önlenmesine ve 58.000.000 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar özel dairece; yukarıda ayrıntısı açıklandığı üzere tazminatın hesap şekli yönünden bozulmuştur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, ne mahkemece hükme esas alınan raporda ne de karar metninde hesap şekli kontrole uygun değildir ve davacının edinme tarihinin göz önüne alınıp alınmadığı ve tazminatın hangi ölçülere göre belirlendiği açıkça belirtilmemiştir.
Diğer taraftan davacı dava konusu taşınmazda 110/4331 hisse ile müşterek maliklerden birisidir. Davacı taşınmazın 110 m2'lik kısmı üzerinde bulunan evin kendi hissesinin tamamını teşkil ettiği ve bu yere davalı tarafından el atıldığı iddiası ile ecrimisil talebinde bulunmaktadır. Mahkemece de bu husus nazara alınarak davacının talebi değerlendirilmiş, davalının el atmasından kaynaklanan ecrimisil bedeline daacının payı oranında değil talebin tamamı üzerinden hükmedilmiştir. Oysa dosyada paydaşların paylı taşınmazı fiili kullanım durumuna göre paylaştıklarına ilişkin bir araştırma yapılmadığı gibi buna ilişkin bir delil de bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 623 ila 628. maddelerinde "Müşterek Mülkiyet" düzenlenmiştir. Müşterek mülkiyet 623. maddede "birden ziyade kimseler şayian (hisseli olarak) bir şeye malik olur ve hisseleri bilfiil taksim edilmemiş bulunursa onlar, o şeyin hissedarıdırlar" şeklinde tanımlanmıştır. Kural olarak; hissedarlardan her biri kendi hissesi hakkında malik hak ve mükellefiyeterin ihaiz olup hissesini temlik veya terkin edebilir. Hilafına mukavele olmadıkça hissedarlar müşterek mülklerini biliştirak idare ederler. 625. maddede ise; hissedarlardan her birinin müşterek menfaatler için, diğer hissedarları temsil edebileceği ve diğer hissedarların hakları ile kabili tevfik oldukça müşterek şeyden istifade ve onu istimal edeceği hükmü yer almaktadır.
Bu maddede yer alan temsil yetkisi ile ilgili olarak 21.6.1944 tarih ve 1941/13 Esas, 1944/30 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça, 625. maddede yer alan temsilin; müşterek taşınmazın zilyetliği ya da mülkiyetine veya varlğına üçüncü kişinin bir hakka dayanmaksızın el atması halinde müşterek maliklerden birisinin müşterek mülkün tamamını korumaya ait tedbirleri almak ve bu el atmayı önlemek için dava açmak hakkına sahip olduğu ve taşınmazın tamamı için el atmanın önlenmesini isteyebileceği kararlaştırılmıştır. Yine aynı kararda; müşterek mülkiyete el atılmasından kaynaklanan tazminat davası açılması halinde ise müşterek malikin ancak kendi hissesi miktarında talepte bulunabileceği, müşterek malın tamamının kıymetini dava edemeyeceği belirtilmiştir. Gerçekte de tazminat talepleri bölünebilir nitelikte olduğundan her paydaş ancak kendi payı oranında zarar için tazminat talebinde bulunabilir. Diğer bir deyimle davacı paydaşın talep hakkı ancak kendi hissesi ile sınırlıdır.
Dosyada paydaşların paylı taşınmazı fiili kullanım durumuna göre paylaştıklarına ilişkin bir araştırma yapılmadığına ve bir delil de bulunmadığına göre davalının el attığı kısım müşterek mülkiyet hükümlerine tabi olup, bu kısma el atmadan kaynaklanan zarar nedeniyle hesaplanacak tazminattan ancak davacının taşınmazdaki hissesine göre belirlenecek miktarın davacı lehine hükmedilmesi gerekir. Hesap tarzı belirsiz ve kontrole de müsait olmayan yetersiz bilirkişi raporuna dayanılması ve davacının ancak taşınmazdaki hissesi oranında tazminat talep edebileceği nazara alınmadan talebinin tamamının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 9.2.2000 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy