(2004 S. K. m. 72) (506 S. K. 137, Ek m. 24) (205 S. K. m. 33, 35) (233 S. KHK. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tesbit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1.İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 23.5.1998 gün ve 1163-215 sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 6.7.1999 gün ve 1998/3882 E. 1999/5364 sayılı ilamıyla;
(... 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün, dayandığı gerektirici sebeplere göre Sosyal Sigortalar Kurumunun temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:
Dava sonucu itibariyle davacı şirketten 506 sayılı Kanunun Ek 24/L maddesi çevresinde istenen sosyal yardım zammından davacının bu madde kapsamındaki Kurum ve kuruluşlardan bulunmadığından bahisle sorumlu bulunmadığının tesbiti istemine ilişkindir.
Davacı Oyak Renault Otomobil Fabrikaları Anonim Şirketinin TTK hükümlerine göre kurulmuş ticari şirket olduğu, kanunla kurulmuş Ordu Yardımlaşma Kurumunun bu şirketin hissedarı bulunduğu, Sosyal Sigortalar Kurumunun davacı şirketten 506 sayılı Kanunun 3995 sayılı Kanunla değişik Ek 24/L maddesi hükmüne göre 1995 yılının 3. ayında ödenen sosyal yardım zammının iadesini istediği, davacı şirketin %41.66 hissesinin Ordu Yardımlaşma Kurumuna, %1, 3065 hissesinin Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış Anonim Şirketine %0,0335'inin Oyak Sigorta Anonim Şirketine, %57'sinin ise Fransız Şirketlere ait olduğu dosya içeriğindeki belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacı Oyak Renault Otomobil Fabrikaları Anonim Şirketinin %41.66 hissesine sahip bulunan Ordu Yardımlaşma Kurumu 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanununa dayanılarak kurulmuş olup, 506 sayılı Kanunun Ek 24/L maddesi kapsamında Kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden Kurulan kuruluşlar kapsamında bulunmaktadır. Giderek 205 sayılı Kanun hükümlerine göre, Kurumun gelirleri tamamen kendi mensuplarının aylıklarından kesilen belli orandaki miktarlar ile hibe ve mevcutların işletilmesinden elde edilecek gelirlerden oluşmakta olup; devletin payı ve katkısı bulunmamaktadır. Giderek 205 sayılı Kanunun 35.maddesinde OYAK'a kurumlar vergisine tabi olmama, kuruma yapılan bağışların veraset ve intikal ve gelir vergisinden muaf tutulma gibi muafiyetler tanınmıştır.
506 sayılı Kanunun 3995 sayılı kanunla değişik ek 24/L maddesi hükmüne göre de genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese bağlı ortaklık ve iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan, 506 sayılı kanun hükümlerine göre malullük yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların ilk sosyal yardım zammı ödemeleri, söz konusu kuruluşlar adına kurumca yapılır. Yukarıda belirtilen kuruluşlar adına yapılan ilk sosyal yardım zammı ödemelerinden ödenmemiş olanlar, yapılacak yazılı bildirim tarihinden itibaren, en geç 1 ay içinde defaten kuruma ödenir, sonraki aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları ise, yeni bir bildirim beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca, her ay emekli aylığı ödeme tarihlerinden önce kurumun ilgili hesabına yatırılır.
Ortaklık ve iştiraklerinden deyiminin 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki teşekkül ve kuruluşlarla sınırlı olup olmadığı veya madde başlangıcında öngörülen diğer kurum ve kuruluşları da içine alıp almadığı konusundadır.
Bu yönde, maddenin şekli yorumunda görüldüğü üzere genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar dan oluşan tümce ve bağlacı ile 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerinden oluşan diğer tümceye bağlanmış olup ayrıca müessese,bağlı ortaklık ve iştirak kavramları 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla sınırlıdır. Nitekim dilbilgisi kurallarına göre ve bağlacı aralarında beraberlik ve ardışıklık olan kelimeler veya cümleler arasına girerek bunları birbirine bağlama görevini yapmaktadır. Kanunun Ek 24 maddesinin L bendinde yer alan iki yan tümce arasındaki beraberlik ise sosyal yardım zammından doğan sorumluluk konusunda olmaktadır. Kaldı ki söz konusu bent hükmünün anlamını çözmek için, dilbilgisi kurallarından daha çok. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ve burada yer alan teşekkül, kuruluş, müessese, bağlı ortaklık ve iştirak kavramları üzerinde durmak gerekir.
Gerçekten de maddede yer alan 233 sayılı Kanun Hükmünde kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla, bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri deyimleri, birlikte ele alındığında, tamamen 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki deyimleri içermektedir. Nitekim anılan Kanun hükmünde Kararnamede müessese, bağlı ortaklık ve iştirak kavramları yine ek 24/L maddesinde belirtilen sıra dahilinde ayrı ayrı düzenlenmiştir. Şöyle ki: İktisadi Devlet Teşekkülü, sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsüdür; Kamu iktisadi kuruluşu ise sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsüdür; müessese, sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşebbüsüne ya da kamu iktisadi kuruluşuna ait olup ona bağlı işletme veya işletmeler topluluğudur. Bağlı ortaklık, sermayesinin %50 sinden fazlası iktisadi devlet teşekkülü ve kamu iktisadi kuruluşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan Anonim şirketlerdir; iştirak ise sermayesinin %15'inden çoğu fakat %50 sinden aşağısı kamu iktisadi kuruluşu ve iktisadi devlet teşekkülüne veya bağlı ortaklıklarına ait olan anonim şirketlerdir.
Diğer yandan 506 sayılı Kanunun Ek 24/L maddesinin amaca yönelik yorumunda; müessese, bağlı ortaklık ve iştirak kavramlarının özellikle kamusal niteliği bulunmayan, salt kanunla ya da kanunun verdiği yetkiye istinaden kurulan kuruluşlara teşmil edildiğinin verdiği yetkiye istinaden kurulan kuruluşlara teşmil edildiğinin kabulü, kanun koyucunun anılan maddenin konuluşundaki amacına da ters düşecektir.
Kaldı ki, yukarıda da açıklandığı üzere Oyak Renault Anonim Şirketinin sermaye kompozisyonu içinde, iştirakçisi OYAK'da da olduğu üzere kamu payı bulunmamaktadır. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında, sermayesindeki kamu payı %15 in altında olan bir iktisadi devlet teşekkülü ile kamu iktisadi teşebbüsünün iştiraki 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 506 sayılı Kanun Ek 24/L. maddesi hükmü anlamında iştirak sayılmazken, sermayesinde hiçbir kamu payı bulunmayan şirketin Ek 24/L kapsamında iştirak sayılması hukuki bir çelişkidir.
205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanununun 33/b maddesinde; .... lüzumlu ve faideli görüldüğü takdirde her nevi şirketleri kurmaya ve gerek bunlara ve gerekse kurulmuş bulunanlara iştirak ve bunların hisse senetlerini veya ortaklık paylarını almaya... OYAK Yönetim Kurulunun yetkili kılınması ve bu maddeden kaynaklanan yetki ile OYAK'ın, davacı şirketin sermayesinin %41.66'sına sahip olması Oyak Renault Anonim Şirketinin özel yasaya veya özel yasanın verdiği yetkiye göre kurulduğu anlamını taşımaz. Zira Oyak Renault Anonim Şirketi tamamen Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuştur ve OYAK 205 sayılı Kanunun anılan maddesinin verdiği yetki ile bu şirkete ortak olmuştur. Nitekim 205 sayılı Kanunla OYAK'a tanınan muafiyetlerin hiç biri davacı şirkete tanınmamıştır.
Davacı, Oyak Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş.nin özel hukuk hükümlerine göre kurulan ticari bir şirket olması, iştiraki bulunan Ordu Yardımlaşma Kurumunun ise 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunmayıp, sadece kanunda kurulmuş bir kurum olması karşısında yukarıda açıklanan nedenlerle artık davacı şirketin 506 sayılı kanunun ek 24/L maddesi kapsamında bulunması, giderek sigortalı yada hak sahiplerine malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası kollarından ödenen sosyal yardım zamlarından sorumlu tutulması mümkün değildir.
Bu arada belirtmekte yarar vardır. Öğreti ve bilimsel yazılarda, yukarıda açıklanan düşüncelerin tersine bir görüşe rastlanmamıştır.
Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözönünde tutulmadan yazılı biçimde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1- Yerel mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair kurulan hüküm, davacı ve davalı kurum vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece davacı kurum vekilinin tüm temyiz itirazları reddedilerek, davacı yararına bozulmuştur. Hal böyle olunca mahkeme kararı davalı kurum yönünden kesinleşmiştir.
Bu durumda, hakkında hüküm kesinleşmiş bulunan davalı kurum vekilinin direnme kararını temyize hakkı yoktur.
O halde, davalı kurum vekilinin temyiz istemi bu nedenle reddedilmelidir.
2- Davacının temyiz itirazlarına gelince;
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davacı Oyak-Renault A.Ş. ve buna benzer kuruluşların, 506 sayılı Yasanın Ek 24.maddesi (L) bendi kapsamındaki kuruluşlardan olup olmadığı veya daha açık anlatımla; maddede sözü edilen sosyal yardım zamlarını Kurum'a geri ödemekle yükümlü bulunup bulunmadığı konusuna ilişkindir. Özel Daire; davacı A.Ş. veya benzer nitelikteki kuruluşların özel hukuk statüsü gereği bu tür bir sorumluluklarının olmaması gerektiğini belirlerken, mahkeme, aksi görüşü savunarak, davacı A.Ş.nin sorumluluğunu hükme bağlamıştır.
Sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle sosyal yardım zammı kavramının hukuksal niteliğini ortaya koymak, bu zamdan kimlerin ne şekilde yararlandığını belirlemek, daha sonra; doğrudan dava konusu uyuşmazlıkla ilgili geri ödeme yükümünü düzenleyen Ek 24. madde (L) bendinin getiriliş amaç ve kapsamını açıklamak, nihayet davacı ve benzeri kuruluşların, hukuksal statülerini saptamak yararlı olacaktır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının Ek 24 maddesinde düzenlenen Sosyal Yardım Zammı 6.3.1981 günlü 2422 sayılı kanunla Sosyal Güvenlik Sistemimize girmiştir. Buna göre; 506 sayılı Yasa ile ek ve değişiklikleri gereği, iş kazaları, meslek hastalıkları, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir ve aylık alanlara, her ay gelir ve aylıkları dışında, Kurumca; seyyanen, belirli bir bedelin ödenmesi kabul edilmiş ve aylıkların belli süreçlerde artırılması konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verilmiştir. Böylece, S.S. Kurumu iki tür ödeme ile karşı karşıya bırakılmıştır. Kurum, bir taraftan 506 sayılı Yasanın belli koşullarda kendisine yüklediği aylık ve gelirleri öderken, diğer taraftan sosyal yardım zammı adı altında ve 506 sayılı Yasa sisteminde öngörülmeyen ikinci bir ödeme ile yükümlü kılınmıştır. Hemen belirlemek gerekirse, Yasa koyucunun, Sosyal Sigortalar Kurumundan gelir alanların sosyal durumlarını bir miktar iyileştirme yönünden iyi niyetle bir tedbir aldığından söz etmek mümkün ise de, bu tür bir uygulama; Sosyal Güvenlik ve bunun alt yapısını oluşturan Sosyal Sigortalar Sisteminde tam bir kaos yaratmıştır. Gerçekten, Sosyal Güvenliği gerçekleştirme araçları, temelde, sosyal yardım kurumları veya Sosyal Sigortalar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Bunlardan, sosyal yardımlar, doğrudan Yasalarla belirli kişi veya gruplara Hazine veya yasanın öngördüğü kurumlar aracılığıyla, karşılıksız yerine getirilir. Sosyal Sigortalar sisteminde ise, durum tamamıyla farklıdır. Sosyal Sigortadan yararlanacak kişiler, öncelikle, sigorta kapsamına alınırlar, daha sonra, sosyal sigorta yasalarının kendilerine yüklediği yükümlülükleri yerine getirdikten ve belli sosyal risklerin gerçekleşmeleri sonucu, sigortaların sağladığı güvencelerden yararlanırlar. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Sisteminde de aynı durum söz konusudur. Bir sigortalının belli bir sigorta kolundan yararlanması kimi koşullara bağlanmış, sosyal riskin gerçekleşmesi yanında, prim ödeme, yaş, sigortalılık süresi, aylık kazanç gibi unsurların gerçekleşip gerçekleşmediği aranmıştır. Daha açık anlatımla; Sosyal Sigortalar, sosyal içerikli olmakla birlikte, tümüyle sigortalılık sisteminden ve onun tekniğinden soyutlanmamıştır. Nitekim 506 sayılı Yasanın XII. Bölümü; karşılıklar ve teknik bilanço adı altında 137. ve müteakip maddelerinde bu yönü ortaya koymuş; Sosyal Sigortaların prim esasına dayalı sistemini daha belirgin biçimde açıklamıştır. Sosyal Yardım Zammı ise; prim esasına dayalı sistemin dışında bir sosyal yardım kurumudur. Bu iki sistemin, primli sisteme göre çalışan bir kurumda birleştirilmesi, Sosyal Güvenlik Sisteminde kabul edilemez bir yöntemdir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının kendisine yüklediği görevleri yerine getirmekle yükümlü Sosyal Sigortalar Kurumunun bu tür ikili bir görevi yürütmesi mümkün görülmemiştir (Bkz. Prof. Dr. Ali Güzel, Sosyal Yardım Zammı Ödenmesinin Sigorta İlkelerine Uygunluğu'' Tebliğ, SSK. Bülteni, Ekim 1992, Sh.23,24, Prof. Dr. Can Tuncay, Sosyal Yardım Zamlarının K.İ.T.lere Ödettirilmesinin Hukuka Uygunluğu Tebliğ, a.d.b sh.25,26). Nitekim; başlangıçta, belli bir miktarda iken, Bakanlar Kurulunca bu miktarın kısa aralıklarla artırılması sonucu, Kurumun yasal olarak ödediği, aylık ve gelirler tutarına erişen bu zamlar, Kurumun tüm aktuaryal dengesini alt-üst etmiş, Kurum, kısa bir süre sonra, mali dar boğaza girmiştir (S.S. Kurumu 1988 yılı faaliyet raporu; sh. 42 nci ve müteakip, aynı Kurumun 1991, 1992, 1994, 1995, 1997, 1998 yılı raporları sh. 40, 42, 44 ve devamı).
İşte, Sosyal Sigortalar Kurumunu içerisine düşürüldüğü mali krizden kurtarmak, kendi kaynaklarıyla karşılayamadığı yükümünü bir ölçüde azaltmak amacıyla; Yasa koyucu; uyuşmazlık konusu olayın çözümünde doğrudan uygulanacak yasa kuralını yani Ek 24. maddenin (L) bendini' kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu düzenleme ile Sosyal Sigortalar Kurumunun ödemekle yükümlü bulunduğu sosyal yardım zamlarından bir bölümünün, Kuruma geri ödenmesi amaçlanmış ve sosyal yardım zammından yararlananların önceden mensup oldukları kimi kuruluşların sorumluluğu öngörülmüştür. Şu duruma göre, Yasa koyucu, sosyal yardım zamlarının bir bölümünü gene; Kurum üzerinde bırakırken, bir bölümünü gösterdiği Kuruluşlara devretmek suretiyle Kuruma mali bir kaynak yaratmış ve başlangıçta sosyal yardım zamlarının tümünü Kuruma yüklemek suretiyle, yapılan yanlış uygulamayı bir ölçüde hafifleterek; sosyal güvenlik politikasında tercihini ortaya koymuştur.
Öte yandan, Yasa koyucu, sosyal yardım zamlarından üstlenmesini istediği kuruluşları belirlerken tüm kamu tüzel kişileri ve uzantılarını esas almıştır. Gerçekten, 20.6.1987 günlü, 3395 sayılı Yasa ile getirilen ve 1.4.1994 günlü 3995 sayılı Yasa ile yapılan ilavelerle madde aynen aşağıdaki biçimi almıştır:
Genel ve katma bütçeli idareler, mali idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına gider teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan; 506 sayılı Kanun hükümlerine göre malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların ilk sosyal yardım zammı ödemeleri söz konusu kuruluşlar adına Kurumca yapılır.
Yukarıda belirtilen kuruluşlar adına, Kurumca yapılan ilk sosyal yardım zammı ödemeleri ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili kuruluşlarca Kuruma ödenmemiş sosyal yardım zammı tutarları bu kuruluşlara yapılacak yazılı bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde defaten Kuruma ödenir.
Kurumun yazılı bildiriminde isimleri belirtilenlere sonraki aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları, yeni bir bildirim beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca her ay emekli aylığı ödeme tarihlerinden önce Kurumun ilgili hesabına yatırılır.
Kurumlar vergisi mükellefi olan kurum ve kuruluşlarca bu madde gereğince yapılan ödemeler Kurumlar Vergisi uygulanmasında gider yazılabilir. görüldüğü üzere, madde, açıkça; Genel Bütçe içerisinde yer alan kuruluşlardan başlamak üzere, A.Ş. biçiminde bir özel kuruluş olan iştiraklere kadar tüm kuruluşları kapsamı içine almıştır. Başka bir anlatımla, yeni düzenleme merkezi idareyi, kamu kurumlarını, mesleki kuruluşları, yerel idareleri, yerinden yönetim ve özerk yönetim kurumlarını, KİT'leri, döner sermayeleri ve tüm kuruluşların, müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerini, sosyal yardım zammından sorumlu tutmuştur. Madde; Özel Dairece kabul edildiği gibi iştirakler; yönünden ikili bir ayırıma yer vermemiş, salt KİT'lerin iştiraklerinin sorumlu olacağı ve diğer kuruluş iştiraklerinin sorumsuzluğu yönünde bir düzenleme getirmemiştir. Gerek, dilbilgisi kuralları, gerekse, maddenin getiriliş amacı bu tür bir yoruma müsait bulunmamaktadır. Gerçekten Hukuk Sistemimizin temel kurallarından birini oluşturan Medeni Kanunun 1.maddesi, yasaların; lâfzı ve ruhuyla ilgili olduğu sorunlarda mer'i olduğunu belirtmek suretiyle temel yorum kuralını ortaya koymuştur. Söz konusu düzenlemeyi; lâfzı ve dilbilgisi kuralları yönünden yorumladığımızda; iştirak kuruluşların sadece KİT'ler açısından değil, KİT'lerden önce sayılan diğer kuruluşlar açısından dahi söz konusu olduğu açıkça vurgulanmıştır. Çünkü, tek bir cümle içerisinde; sorumlu kuruluşlar; genel bütçede yer alan kuruluşlardan başlamak üzere ayrı ayrı sayılmış en son KİTler sayılmak suretiyle, tüm kuruluşları ifade eden bunlar sözcüğü iştiraklere bağlanmıştır. Nitekim, görüşüne başvurulan, Türk Dil Kurumu da; Hukuk Genel Kurulu'nun 14.2.1996 gün, 1995/10-997 E. 1996/56 Karar sayılı dosyasında yer alan görüşü ile maddeyi dilbilgisi kuralları açısından aynen belirtilen şekilde yorumlamıştır. Diğer taraftan, maddenin, amaçsal yorumu da; iştirakler arasında ayırım yapılmasına engel bulunmaktadır. Yukarıda gösterildiği üzere maddenin getiriliş amacı, olabildiğince; kamuda yer alan tüm kuruluşlarla bunların uzantıları kuruluşlara sosyal yardım zammını yaymak ve S.S. Kurumunun yükünü bir ölçüde azaltmaktır. Amacın, bu kadar açıkça belli olduğu ve maddenin düzenleniş biçimi ile tüm kamu tüzel kişileri ile bunların uzantıları olan iştirak biçimindeki A.Ş.lerin belirlenmiş olması karşısında artık, maddeyi amacına ve içeriğine ters biçimde yorumlamak, Yasa Koyucunun açık iradesi ile bağdaşmaz. Kaldı ki, iştirakler arasında yapılacak bir ayırım Anayasal eşitlik ilkesine ters düştüğü gibi, Anayasa Mahkemesinin bu yöndeki kararları ile de bağdaşmaz. Bilindiği üzere iştirakler; %15 ila %49 arasında kamu payının yer aldığı A.Ş. biçiminde özel kuruluşları ifade eder. Bu kuruluşlar salt, KİT'ler açısından söz konusu değildir. Dava konusu iştirak kuruluşta olduğu gibi, KİT'ler dışında kimi iştirak kuruluşlar bulunmaktadır. 4046 sayılı Özelleştirme Yasası 1. ve 17. maddelerinde; bu durumu açıkça belirlemiş ve KİT'ler dışındaki iştirakleri beş ayrı bentte göstermiştir. Şu duruma göre; KİT'ler dışındaki iştiraklerin varlığı tartışmasız biçimde ortadadır. Öbür yandan, iştiraklerin, sosyal yardım zammından sorumlu tutulmalarının, Anayasaya aykırılık oluşturmadığı Anayasa Mahkemesinin, 15.2.1995 günlü, 1994/89 E., 1995/10 K. sayılı kararında belirlenmiş,giderek, iştirak kuruluşlarından çok daha güçsüz kimi oda kuruluşlarının dahi, sosyal yardım zammı ile sorumlu tutulması Anayasal açıdan olumlu görülmüştür. (Anayasa Mahkemesinin; 17.12.1995 günlü, 1995/52 E., 1995/62 K. sayılı Nazilli Ziraat Odasının, sosyal yardım zammından sorumluluğu hakkındaki kararı). Belirtilen nedenlerle, iştirak kuruluşlarının, salt, KİT'ler açısından Sosyal Yardım Zammı ile sorumluluğu iştiraklerin konumuna ve Anayasal eşitlik ilkesine uygun düşmez. Bir kamu kuruluşunun %15-%49 oranında payı bulunduğu tüm iştirakler ayırımsız sosyal yardım zammı yönünden kurumca sorumludurlar.
Davacı Oyak-Renault A.Ş.nin, bir kamu tüzel kişisi iştiraki olup olmadığı ve sosyal yardım zammından sorumlu olup olamayacağı sorununa gelince; bu konuda öncelikle, kısa adı OYAK olan Kuruluşun, hukuksal statüsünü belirlemek ve bir kamu tüzel kişisi olup olmadığını ortaya koymak gerekecektir. Hemen açıklamak gerekirse, kamu tüzel kişileri; Anayasanın 123/3. maddesinde gösterildiği üzere, kanunla veya kanunun verdiği yetkiye dayalı oluşturulan kuruluşlar olarak ortaya çıkarlar. Bunların, kanunla oluşturulması yanında, ortadan kaldırılmaları dahi aynı şekilde, ancak Kanunla olur. Bu kuruluşların, organları, görev alanları, yetkili kurulları, denetimleri, mallarının statüleri, kendilerine tanınan ayrıcalıkları, doğrudan Yasa belirler. Bu yönlerden, kamu tüzel kişileri ile özel tüzel kişiler arasında çok önemli farklar bulunmaktadır. (Ord. Prof. Sıddık Sami Omar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, II. Cilt, üçüncü baskı, sh:1051-1055, Prof Dr. Lütfi Duran, İdare Hukuku, 1982, sahife:72, Prof. Dr. Hamza Eroğlu, İdare Hukuku, 1985,sh:131-132). Bu yönlerden, Oyak Kuruluşunu ele aldığımızda, karşımıza tipik bir kamu tüzel kişisi çıkmaktadır. Zira, Oyak, 205 sayılı Yasayla kurulan bir kuruluştur. Amacı, tamamen kamusaldır. Yetkili organları arasında, Devletin, merkezi idare de yer alan, Bakan ve Üst düzey Komutan ve yetkililer dahil resmi kişiler yer almaktadır. Denetim ve kendisine tanınan ayrıcalık ve muafiyetler, bir özel tüzel kişide bulunulması düşünülmeyecek boyutlardadır. Bu nedenledir ki, Oyak, bir kamu tüzel kişisidir. Bunun sonucu, Oyak Renault A.Ş.i, Oyak'ın yaklaşık %42 oranında hissesinin bulunduğu bir iştiraki olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak, yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Oyak-Renault A.Ş. dahil, benzeri tüm iştiraklerin ayırımsız sosyal yardım zammından dolayı Kuruma karşı sorumlu oldukları anlaşılmakla, yerinde bulunan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklandığı üzere,
1- Hakkındaki hüküm kesinleşmiş bulunan davalı kurum vekilinin direnme kararını temyize hakkı bulunmadığından temyiz isteminin REDDİNE
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 710.000 lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26.04.2000 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yerel mahkeme ile Dairemiz arasındaki asıl uyuşmazlık, Oyak Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş.nden en son kuruluş olarak ayrılmak suretiyle, sigortalılara malûllük veya yaşlılık aylığı, hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanmışsa, bu kimselere ödenecek sosyal yardım zammından adı geçen otomobil fabrikasının sorumlu olup olmayacağı noktasındadır.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 24/L maddesidir. Bu maddede aynen: Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar ile kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerinden, çalıştığı en son kuruluş olarak ayrılmak suretiyle kendisine 506 sayılı Kanun hükümlerine göre, malûllük, yaşlılık veya ölüm aylığı bağlanan kişilere ödenen sosyal yardım zamları, Kurumca yazılı olarak istenmesi üzerine, bu kuruluşlar tarafından en çok iki ay içinde Kurum'a ödenir. hükmünün yer aldığı görülmektedir.
Oyak'ın özel Kanunla kurulmuş bir kuruluş olduğu ve son olarak Oyak'tan ayrıldıktan sonra aylık bağlanan sigortalılar veya hak sahiplerine ödenen sosyal yardım zammından ötürü sorumlu tutulması gerektiği konusunda çoğunluk görüşü ile azınlık görüşü arasında herhangi bir aykırılık bulunmamaktadır.
Oyak Renault Otomobil Fabrikası A.Ş.'nde, Oyak'ın %41.66 Fransız şirketinin ise %57 hissesi mevcuttur. Bu şirket, Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş bir şirkettir. Oyak'ın bu şirketteki hissesi bağlı ortaklık, müessese veya iştirak niteliğinde midir? Ayrıca maddede geçen bunların sözcüğü, sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerle mi sınırlıdır, yoksa genel bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar ile Kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan kuruluşların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklarını da mı amaçlamaktadır?
Hemen söylemek gerekirse, İktisadi Devlet Teşekkülü, Kamu İktisadi Kuruluşu, Kamu İktisadi Teşebbüsü, bağlı ortaklık müessese ve iştirak kavramları 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de tanımlanmıştır. Buna göre,
a) İktisadi Devlet Teşekkülü: Sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsüdür.
b) Kamu İktisadi Kuruluşu: Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsüdür.
c) Müessese: Sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşebbüsüne ya da kamu iktisadi kuruluşuna ait olup onun bağlı işletme veya işletmeler topluluğudur.
d) Bağlı Ortaklık: Sermayesinin %50'sinden fazlası iktisadî devlet teşekkülü ve kamu iktisadi kuruluşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan Anonim şirketlerdir.
e) İştirak: Sermayesinin %15'inden çoğu fakat %50'sinden aşağı Kamu iktisadi kuruluşu ve iktisadi teşekkülüne veya bağlı ortaklıklarına ait olan Anonim şirketlerdir.
Görüldüğü gibi anılan yasanın sözünün 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren bağlı ortaklık, teşebbüs ve iştirakler vs.yi içerdiği açık seçik ortadadır. Zira, Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşlarla ilgili Kanunların hiçbirisinde 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan, kuruluş, teşebbüs, bağlı ortaklık, müessese ve iştirak kavramları yer almamıştır. Başka bir deyişle bu konuda, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname dışındaki kuruluşların ilgili mevzuatının hiçbirinde anılan kararname hükümlerine koşut bir hüküm bulunmamaktadır. Oyak Kanununda iştirak sözcüğü geçmekte ise de teknik açıdan 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede tanımlandığı biçimde ifade edilmemiştir. Sadece Oyak'ın ortaklığını belirtmek için böyle bir sözcük kullanılmıştır. Örneğin; Belediye Kanunu'nda, Üniversiteler Kanunu'nda, diğer Kamu Kuruluşlarının kuruluş Kanunlarında, Özel İdare Kanununda ve kanunla veya Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşların kuruluş kanunların hiçbirisinde iktisadi devlet kuruluşu, iktisadi devlet teşebbüsü; müessese, bağlı ortaklık, iştirak kavramları yer almamıştır.
Öte yandan, sözü edilen kavramların, 6183, 3986, 2363, 4046 ve Sosyal Sigortalar Kanunu'nda (m. 83), 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedeki gibi aynen yer aldığı bilinmektedir. Türk pozitif hukukunda sözü edilen müessese, bağlı ortaklık, iştirak gibi Kuruluşların, 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede geçen KİT ve teşebbüslerle organik bağ oluşturdukları, bunlardan birisinin adının geçtiği yerlerde diğerlerinin de zorunlu olarak ifade edilmesinin gerekli bulunduğu açık-seçik ortadadır.
Sonuç olarak, genel bütçeli idarelerin, mahalli idarelerinin, döner sermayeli kuruluşların, kanunla ve kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşların, 233 sayılı Kanun Hükmünde kararnamede düzenlendiği biçimde müessese, teşebbüs, bağlı ortaklık ve iştirakleri yoktur ki bunların sözcüğü 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname dışında kalan tüm kuruluşları içersin. Böylece, Kanunun lafzının sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle sınırlı olduğu açıktır.
Çoğunluğun itibar ettiği ve Sosyal Sigortalar Kanununun madde 24(L) de geçen bunların sözcüğünün Kanun Hükmünde Kararname Dışında kalan kuruluşları da kapsadığı görüşünü benimseyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.2.1996 tarih 1995/10-997 Esas 1996/56 sayılı kararında, dilbilgisi kurallarına dayanılmıştır.(Türkçe Sözlük cilt 2 K-Z Ankara 1988), (Şemsettin Sami Konusu Türk, cilt 3 M-Z İstanbul 1986) (TDK. Tarama Dergisi cilt, 1-2) ye atıfta bulunulmak suretiyle sonuca gidilmiştir. Ayrıca, Hukuk Genel Kurulu görüşmelerinde, daha önce Hukuk Genel Kurulunun emsal gösterilen dosyasına, Türk Dil Kurumu'nun bunların sözcüğünün, sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle sınırlı biçimde değil, diğer kuruluşları da içerir biçimde kullanıldığı doğrultusunda rapor verildiği söylenmiş, sözü edilen rapor işbu dosyada yok ise de biz böyle bir raporun verilmiş olabileceğini kabul etmekle beraber gerçeği yansıtmadığı düşüncesindeyiz. Zira, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün değerli bilim adamlarıyla yaptığımız özel görüşmelerde bunların sözcüğünün sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamıyla sınırlı biçimde kullanıldığı görüşünü ifade etmişlerdir. Oysa, Sayın çoğunluğun, Türk Dil Kurumu'nun sözü edilen raporunun etkisinde kaldığı izlenimi edinilmiştir.
Önemle belirtmeliyiz ki, bir Yasanın lafzının ne anlama geldiğinin yorumlanması da hakime aittir. Hakim, gerek Anayasayla, gerekse yasalarla, kendisine bir hak ve görev olarak tanınan yorum gücünü başkasına devredemez. Kaldı ki, yasanın, lafzının ne anlama geldiğini, amacının ne olduğunu en iyi bilebilecek durumda olan hakimdir. Hakim niteliğini taşımayan dilbilgisi uzmanının lafzı yorumu, hakimi yanıltabilir. Böyle bir yol açıldığı takdirde, hakimlerin, bakmakta olduğu bir davada uygulanması gereken yasanın lafzının neyi ifade ettiğinin tesbiti için dosyayı bilirkişi sıfatıyla dilbilgisi uzmanlarına göndermeleri gerekecektir. Bu gibi bir uygulamanın kabul edilemezliği açıktır. Kaldı ki, yukarıda ifade edildiği gibi Bunların sözcüğünün 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle sınırlı biçimde kullanılıp kullanılmadığı konusunda da Türk Dil Kurumu ile, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi arasında görüş ayrılığı mevcuttur.
Bilindiği gibi, yasanın lafzı ile amacı çelişiyorsa amaca göre yorum yapılır. Bizce, anılan maddenin lafzı açık olup amacıyla da çelişmemektedir. Biran için çeliştiği ve yorumlanması gerektiği düşünülse bile, amacın da 233 sayılı kararnameyle sınırlı olduğu görülmektedir. Şöyle ki: Yasanın birinci amacı, gerçekten, sosyal yardım zammının Kurumca ödenmesi halinde Kurumun aktüriyel dengesi bozulacak, icabında ödeme güçlüğüne düşecektir.
İşte yasa koyucu, Kurumun ödeme yükümünü hafifletmek istemiştir. Bu görüşe biz de katılmaktayız. Ne ki, yasanın ikinci bir amacı daha vardır. O da, külfet, kimlere dağıtılmak istenmiştir. Bilindiği gibi, kişilerin sosyal güvenliğini sağlamak devletin anayasal görevlerindendir. Özel kuruluşlara bu görevi yüklemek Anayasaya aykırı düşer. 233 sayılı Kararname kapsamına giren kuruluşlar, bir bakıma devlet kuruluşu olduklarından ve zarar etseler bile hazine yardımı ile varlıklarını sürdürdüklerinden anılan (24. L.) maddesi, sosyal yardım zammından, sözü edilen kararname kapsamına giren kuruluşların, bağlı ortaklık, müessese, kuruluş ve iştiraklerini sorumlu tutmak istemiştir. Zira diğer özel kuruluşların, örneğin A.Ş., Kolektif Şirket, Limitet Şirket gibi tüzel kişilerin sorumluluğu yönüne gidilecek olursa ortaya büyük bir hukuk kargaşası çıkacaktır. Zira bunların hangilerinin bağlı ortaklık, hangilerinin müessese, hangilerinin iştirak olduğunu saptamak mümkün değildir.
Örneğin Sosyal Sigortalar Kurumu özel şahısların kurmuş oldukları A.Ş., Ltd. Şti., Kolektif Şirket gibi ticari şirketlerin Türk Ticaret Kanunu'nun verdiği yetkiye dayanılarak kurulduğunu kabul etmekte ve bu şirketlerden sosyal yardım zammı istemektedir. Keza küçük bir beldenin ortak olduğu Limited Şirketten sosyal yardım zammı istediği Yargıtay'a gelen dosyalardan anlaşılmaktadır.
Böyle bir yorumun adalete, hakkaniyete, Anayasaya ve hukuka uygunluğundan söz edilemez. Aksinin kabulü halinde, özel nitelikteki şirketlerin birçoğunun kapanacağı, yatırım yapmaktan çekineceği ve ülkenin ekonomik gelişmesinin gerileyeceği açık-seçik ortadadır.
Öte yandan, istisnai hükümlerin genişletici yoruma tabi tutulamayacağı, 23.5.1960 Tarih 11 Esas 10 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Keza, 10.5.1974 Tarih 3 Esas 4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararında hükme bağlanmıştır. Hatta bunlardan 1974 tarihli olanı, Bağ-Kur Kanunu'nun geçici 2. maddesiyle ilgili olup, sosyal güvenlik hukukuna ilişkindir. Özellikle 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında, istinai hüküm taşımak koşuluyla geçici maddelerin genişletici yoruma tabi tutulamayacağı öngörülmektedir. İçtihadı birleştirme kararının yazılış biçiminden, ek maddelerin de geniş yorumlanamayacağı anlamı çıkmaktadır.
Ek 24. madde, bir ek madde olup getirdiği hüküm istisnai bir hükümdür. Zira kural olarak Sosyal Sigorta yardımını dağıtmak devletin görevidir. Ne var ki anılan maddede, sosyal yardım zammının bir kısım kuruluşlarca ödenmesi gerektiğine dair istisnai bir hüküm getirilmiştir. Sayın çoğunluk her iki İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı biçimde genişletici yorum yolunu seçmiştir. Azınlık görüşü ise İçtihadı Birleştirme Kararına uygun olarak dar yorum tarzını benimsemiş bulunmaktadır.
Oysa Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarının sonucu bağlayıcı ise de gerekçe ile sonuç arasında organik bir bağ varsa gerekçe dahi bağlayıcıdır. Çoğunluk, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararlarını gözardı etmek suretiyle başlangıçta yasa koyucunun hiç istemediği yepyeni bir hüküm koymuş olmaktadır. Böyle bir karar, erkler ayrılığı ilkesine aykırıdır ve giderek yargı erkinin yeni hüküm koyma yetkisinin bulunmadığı Anayasamızın kabul ettiği evrensel nitelikte temel hukuk kurallarındandır.
Azınlık görüşü, Danıştay 10. Hukuk Dairesi'nin 4.5.1999 Tarih 1998/269 Esas 1999/2183 Karar sayılı ilamı ile de doğrulamaktadır.
Sosyal Sigortalar Kurumunun, sosyal yardım zammının 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname dışında kalan kuruluşların ortak olduğu tüm kuruluşlardan dahi tahsil edilebileceğine dair çıkardığı genelge, yukarıda değinilen Danıştay kararıyla iptal edilmiş; Kanunun 24/L maddesinde geçen bunların sözcüğünün 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de gösterilen iştirak, müessese, bağlı ortaklık gibi kuruluşlarla sınırlı biçimde anlaşılması gerektiği kararlaştırılmıştır. Böylece Danıştay'ın da genişletici yoruma değil, daraltıcı yoruma itibar ettiği görülmektedir.
Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri esnasında Oyak ile Oyak Renault Otomobil Fabrikasının kamu kuruluşu olduğu söylendi. Oysa her iki kuruluşta devletin hiçbir payı bulunmamaktadır. Oyak, belirli bir sınıfa yardım yapan özel bir kuruluştur. Renault otomobil fabrikası ise Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş ticari bir şirkettir. Sn. çoğunluğun bu iki kuruluşu kamu kuruluşu olarak nitelendirmesinin hiçbir yasal ve hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Bundan başka, öğretinin görüşü de çoğunluk görüşünün aksinedir.
Profesör Can Tuncay, bu konuda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nce verilen bir kararın incelenmesine dair makalesinde (Yargıtay 10. HD. 1994-13370 Esas, 1995-5924 Karar) adı geçen maddede yazılı bunların sözcüğünün 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sınırlı olarak kullanıldığını söylemektedir.
(Prof. Dr. Can Tuncay. Çimento İşveren Dergisi 5.26 ve devamı)
Baştan beri açıklanan nedenlerle Sayın çoğunluğun Onama kararına katılamıyorum. Direnme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim.
KARŞI OY YAZISI
UYUŞMAZLIK: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı Oyak Renault Oto Fabrikaları A.Ş.nin 506 sayılı yasanın Ek 24 (L) bendinde belirtilen sosyal yardım zammından sorumlu olup olmadığına ve diğer bir deyişle davacı şirketin adı geçen maddenin (L) bendinde sayılan idare Kurum ve Kuruluşlarından olup olmadığına 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olan iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu kuruluşlarının müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştiraklerinin sorumlu tutulduğu gibi Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) nun ortak olduğu (iştirak ettiği) şirketlerinde sorumlu tutulup tutulmadığına, iştirak sözcüğünün sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki İktisadi Devlet Teşekküllerine ait sözcük olup olmadığına ilişkindir.
SOSYAL SİGORTALAR YASASININ TEMEL NİTELİĞİ
506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının temel kuralı yüksek göstergeden prim ödeyen ve prim ödeme gün sayısı fazla olan yüksek, düşük göstergeden prim ödeyen ve prim ödeme gün sayısı az olan düşük miktarda yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı alırlar şeklinde olup prim esasına dayanır.
SOSYAL YARDIM ZAMMININ NİTELİĞİ
Öncelikle belirtelim ki Sosyal Yardım Zammı prim karşılığı, yaşlılık, malullük ve ölüm aylıkları ile birlikte ödenen ek bir aylık değildir. Zira 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasında sosyal yardım zammı karşılığı bir prim ödeneceğine dair yasada bir hüküm yoktur.
4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumunun 19 cu maddesinde Kurumun gelirleri belirtilirken D fıkrasında da Genel Bütçeden yapılacak yardımlar sayılmıştır. İşte Devlet Genel bütçeden, Sosyal Sigortalar Kurumuna 1977 yılında yakacak zammı adı altında yardıma başlamış, seneler itibari ile enflasyon nedeniyle miktarı arttırılmış, en son 4.960.000 TL olarak dondurulmuş 4447 sayılı yasada da sabit tutulmuştur. Devletin yardım yapmasının diğer bir yasal dayanağı da Anayasamızın 60 cı maddesidir. Bu maddenin başlığı Sosyal Güvenlik hakkı olup madde de aynen Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar denilmiştir. 1975 yılından itibaren başlayan enflasyon ortamında yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı alanların ağır ekonomik şartlar altında kaldığını gören devlet sosyal sigortalar kurumunca ödenen aylıkların yetersizliği nedeniyle Anayasanın 60 ve 4792 sayılı yasanın 19/D maddesi uyarınca, prim karşılığı olmayan sosyal yardım zammını önce yakacak sonra sosyal yardım zammı altında ödemeye başlamıştır. Uzun süre, bu yardımı ödeyen ve hiçbir Kurum ve Kuruluşa külfet tahmil etmeyen Devlet sosyal yardım zammının miktarının artması ve genel bütçeye olan yükünün sürekli artması sonucu önce 5434 sayılı T.C.
Emekli Sandığı Kanununa ek 40 maddesi altında bir kısım kamu kurum ve kuruluşlarını sosyal yardım zammından sorumlu tutmuş sonra 506 sayılı sosyal sigortalar yasasının ek 24 (L) bendinin 20.6.1987 tarihinde 3395 sayılı kanunla kabulü ve 1.6.1994 tarihinde de 3995 sayılı yasa ile kısmi değişiklik yapılarak bugünkü şekli ile yasama organınca kabul edilmiş yasada sayılan İdare Kurum ve Kuruluşlar ile 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki Kamu Kurum ve Kuruluşları ile bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri sorumlu tutulmuştur. Yasanın T.B.M.M. de görüşülmesi sırasında prim karşılığı olmayan, devletçe yapılan sosyal yardım zammının devletçe karşılanması, kurum ve kuruluşların yüklenmemesi hususu tartışılmış tartışma sırasında Kamu Kurum ve Kuruluşlarına bu zammın yüklenmesi halinde enflasyonu körükleyeceği, kamu kuruluşlarının, kurumlarının özel sektörle rekabet edemeyecekleri belirtilmişse de yasa tasarısı kabul edilmiştir. Yasa hükmü aynen (506 sayılı kanunun ek 24/L) Genel ve Katma Bütçeli İdareler, Mahalli İdareler, Döner Sermayeli Kuruluşlar gibi Kamu Kuruluşları ile Kanunla ve Kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer Kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese bağlı ortaklık ve iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan; 506 sayılı kanun hükmüne göre malullük yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların ilk sosyal yardım zammı ödemeleri, söz konusu kuruluşlar adına kurumca yapılır.
Yukarıda belirtilen kuruluşlar adına Kurumca yapılan ilk Sosyal yardım zammı ödemeleri ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili kuruluşlarca kuruma ödememiş sosyal yardım zammı tutarları bu kuruluşlara yapılacak yazılı bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde defatan Kuruma ödenir.
Kurumun yazılı bildiriminde isimleri belirtilenlere sonraki aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları, yeni bir bildirim beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca, her ay emekli aylığı ödeme tarihinden önce kurumun ilgili hesabına yatırılır.
Kurumlar vergisi mükellefi olan Kurum ve kuruluşlarca bu madde gereğince yapılan ödemeler Kurumlar Vergisi Uygulamasında gider yazılabilir denilmektedir. Yasada isimleri geçen İdare, Kurum ve Kuruluşların sorumlu olduklarında tereddüt yoktur. Ancak maddenin ve ruhi yorumuna geçmeden önce, 233 Kanun Hükmünde kararname Kapsamındaki Kamu Kurum ve Kuruluşları, bunlar müessese, bağlı ortaklık ve İştirakleri yönünden 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesindeki tanımlar üzerinde durmamız gerekir.
TANIMLAR 1- Kamu İktisadi teşebbüsü teşebbüs İktisadi Devlet Teşekkülü ile İktisadi Kuruluşunun ortak adıdır.
2- İktisadi Devlet Teşekkülü Teşekkül sermayesinin tamamı devlete ait, İktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, Kamu İktisadi Teşebbüsüdür.
3- Kamu İktisadi Kuruluşu ve Kuruluş sermayesinin tamamı devlete ait olup, tekel niteliğinde mal ve hizmetlerini Kamu yararı gözeterek üretmek ve Pazarlamak üzere Kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetleri imtiyaz sayılan Kamu İktisadi Teşebbüsüdür.
4- Müessese, sermayenin tamamı bir İktisadi Devlet Teşekkülüne veya Kamu İktisadi Kuruluşuna ait olup, ona bağlı işletme veya işletmeler topluluğudur.
5- Bağlı ortaklık; sermayesinin yüzde ellisinden fazlası İktisadi Devlet Teşekkülüne veya Kamu İktisadi Kuruluşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan Anonim şirketlerdir.
6- İştirak; İktisadi Devlet Teşekküllerinin veya Kamu İktisadi Kuruluşlarının veya bağlı ortaklıklarının sermayesinin en az yüzde onbeşine en çok yüzde ellisine sahip bulundukları Anonim şirketlerdir.
7- İşletme, müesseselerin ve bağlı ortaklıkların mal ve hizmet üreten fabrika ve diğer birimleridir. Yukarıda açıklandığı üzere, müessese bağlı ortaklık, iştirak sözcükleri 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki Kamu Kuruluş ve teşebbüslerine ait deyimlerdir. Oyak (Ordu Yardımlaşma ve Kurumu) ise 205 sayılı yasa ile kurulmuş munzam sandık niteliğindedir. Gelirleri subay astsubay ve askeri memurlarının verdiği % 10 oranındaki aidatlardan oluşmaktadır. Devletin, hiçbir payı yoktur. Ancak özel kanunla kurulmuş kendisine kurumlar vergisinden muafiyet ve bazı imtiyazlar tanınmıştır.
Oyak Sosyal Yardım zammı ile sorumlu olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Oyak, kamu kuruluşu değildir. Zira 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 24 maddesinde tanımları yapılan kamu kurum ve kuruluşları gibi kamu yararına tekel niteliğinde mal ve hizmetler üretmemektedir. Mensuplar yönünden munzam emeklilik sağlayan ve yardım sağlayan kuruluştur. Sermayesinde devletin payı yoktur. Subay, astsubay ve askeri memurların temel sosyal güvenlik sandığı ise T.C.Emekli Sandığı (5434 Sayılı Kanun) Kanunudur.
Oyak Renault Otomobil fabrikaları A.Ş. ise Türk Ticaret Kanununa göre kurulmuş bir Anonim şirkettir. Sermayesinin % 57'si Fransızlar'ın % 41.6 Oyak'a % 1.4 Mais Şirketine aittir. Devletin payı yoktur. Bu şirket 205 sayılı Ordu Yardımlaşma ve Kurumu Kanununun verdiği yetkiye göre de kurulmamıştır. TTK göre kurulmuş, hiçbir imtiyaz sahibi değildir. Oyak'a tanınan imtiyazlar bu şirkete tanınmamıştır. Ahmedin Mehmedin ve arkadaşlarının, TTK'na göre kurduğu sıradan bir anonim şirketten farkı yoktur.
Yasanın yorumuna gelince: Yasanın değerlendiriliş şeklinden açıkça anlaşılacağı üzere devlet prim karşılığı olmayan sosyal yardım zammını kendi kuruluşları ile imtiyaz tanığı kurum ve idareden alınması amaçlamıştır. Onbinlerce özel sektör işverenlere Holdinglere böyle bir külfet yüklememiştir. Zira iş akdi feshedildikten ve işverenden işçilik hakları alınıp hiçbir bağ kalmadığı bir devrede bağlanan yaşlılık aylığı, malullük aylığı ve ölüm aylıklarının bağlanacağı kurum sosyal sigortalar kurumudur. Devlet 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 19 ncu ve Anayasanın 60 ncı maddesi uyarınca genel bütçeden yaptığı yardımı kendi kamu kuruluşları idareleri ve özel kanunlar imtiyaz tanıdığı kurumlardan isteyebilir. Yasanın amacını ve lafzını da bu şekilde yorumlamak gerekir. Nitekim Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğünün 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan ve ek 24 (L) de sayılan kurum ve idarelerin iştiraklerinin de sorumlu olacağına dair genelgesini Danıştay 10. Dairesi iştirak sözcüğünün sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki kurum ve kuruluşlarına ait olduğunu üst kısımdaki idare, kuruluşları kapsamadığı, üst kısımdaki kurum ve idarelerin iştiraklerinin T.T.K. hükümlerine göre kurulmuş, kamu payı olmayan kuruluşlar olduğunu belirterek genelgeyi 27.12.1995 tarihli ve 1994/4794 esas ve 1995/6747 sayılı kararı ile iptal etmiştir. İş Hukuku Profesörü Dr. Berrin Ergin de, Sosyal yardım zammı ve süre gelen yanlış uygulama başlıklı ve Türkiye Metal Sanayicileri Sendikasının 242 nolu yayınında da, iştirak sözcüğünün sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki kuruluşlarına has deyim olduğunun ve Danıştay 10 cu Hukuk Dairesinin yukarıdaki Kanununun yerinde olduğunu, tafsilatı olarak belirtilmiştir. Keza İş Hukuk Profesörü Can Tuncay'da aynı görüşte olduğunu eserlerinde değinmektedir.
Özelleştirme yasasının da, bu davaya konu olan Oyak Renault Oto. Fab. A.Ş.nin Sosyal yardım zammı ile sorumlu olup olamayacağı yönünden ilgisi yoktur. Zira özelleştirme kamu payı bulunan Kurum ve kuruluşları ilgilendirmektedir. Oyak Renault Oto Fab. A.Ş. de ise devletin hissesi yoktur. Kamu Kuruluşu değildir. Ayrıca Sosyal Sigortalar Kurumunun İktisadi sıkıntı içinde olması, siyasi iktidarlarının görevi konusudur. Yasaları zorlayarak Sosyal Sigortalar Kurumuna kaynak aranmaz Sosyal güvenlik Hukukunun temel kuralları ile bağdaşmaz. Sosyal Sigortalar Kurumunun iyi yönetilmemesi ve erken emeklilik yasalarının çıkarılması ve yıllarca uygulanması sonucu ekonomik yönden dar boğaza girmesinin külfeti özel sektör olan davacı şirkete yüklenemez.
Sonuç: Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere gerek 506 sayılı kanunun ek 24 (L) maddesinin düzenlenişi ve gerekse amacı ve kabulü sırasındaki tartışmalardan devletin sosyal yardım zammını ancak kamu kuruluşları, kamu idareleri ve özel kanunla kurulan ve imtiyaz tanınan kurumlara yüklediği açıktır. Davacı kurumun kamu kuruluşu olmadığı, hiçbir imtiyaza sahip bulunmadığı ve TTK'na göre kurulmuş sıradan bir anonim şirketi oluşu nazara alınarak sosyal yardım zammından sorumlu olmaması gerektiği görüşünde olduğumdan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Bozma ilamına uyulması gerekirken yerel mahkeme kararını onayan çoğunluk görüşüne karşıyım.
KARŞI OY YAZISI
Anayasa'nın 2 ve 5. maddeleri Devletimizin sosyal bir hukuk devleti olduğunu kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamakla görevli olduğunu belirtmiş, sosyal güvenliğe ilişkin 60. madde ise herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu ve Devletin bu hususta gerekli tedbirleri alması gerektiğini hükme bağlamıştır.
Anayasa'nın yüklediği bu görevi Devletimiz genel olarak sosyal yardım ve sosyal sigorta hizmetleri olarak yerine getirmektedir.
65 yaşını doldurmuş muhtaç kişilere aylık bağlanması, istiklal madalyası verilmiş olanlara şeref aylığı bağlanması, asker ailelerine yardım yapılması ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu çerçevesinde yapılan yardımlar yukarıda sözünü ettiğimiz sosyal yardım kavramı içinde yer alan yardımlardır.
Sosyal yardım, devletin yaptığı karşılıksız bir yardımdır. Hak sahibinden prim v.s. adı altında herhangi bir katkı istenmez.
Sosyal sigorta kavramına gelince; bunlar prime dayanan yardımlardır. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur bu esasa göre hizmet sunan kuruluşlardır.
506 sayılı Kanun gereğince Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından sigortalılara ve onların hak sahiplerine bağlanan gelir ve aylıkların yetersiz kalması üzerine 1977 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararı ile ilerde yapılacak artışlardan mahsup edilmek üzere avans olarak her ay belirli bir miktar ödeme yapılmaya başlanmıştır.
Daha sonra bu ödemeler 6.3.1981 tarih ve 2422 sayılı Kanunla Sosyal Sigortalar Kanununa eklenen Ek 5.madde ile Sosyal Yardım Zammına dönüştürülmüştür.
Sosyal yardım zammı ödemelerinin prime dayalı olmaması yani Kurum kaynaklarından karşılıksız olarak ödenmesi, zamanla Kurumun mali yapısını bozmuş, taşınamaz bir yük oluşturmuştur. İşte buna çözüm bulmak üzere 3395 sayılı Kanunla Sosyal Sigortalar Kanununun Ek 5. maddesine (L) bendi eklenerek, Kuruma yüklenen mali külfetin bir kısım kamu kuruluşlarına dağıtılması amaçlanmıştır.
Belirtelim ki söz konusu bendin dışında kalan bütün özel işyerlerinde çalışarak sosyal yardım zammı almaya hak kazanan sigortalılara Sosyal Sigortalar Kurumu aracılığı ile bir devlet katkısı olarak bu yardım yapılmakta ve böylece ağırlıklı olarak bu külfet Devlet tarafından karşılanmaktadır. Maddenin (L) bendinde sayılan kuruluşlara gelince bunları şu şekilde tasnif edebiliriz.
I. Kamu Kuruluşları
a. Genel Bütçeli İdareler
b. Katma Bütçeli İdareler
c. Mahalli İdareler
d. Döner Sermayeli Kuruluşlar
e. Gibi Kamu Kuruluşları
II. Kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan diğer kuruluşlar.
III. 233 S. KHK. kapsamına giren:
a. Teşekküller
b. Kuruluşlar ile bunların aa- Müesseseleri bb-Bağlı Ortaklıkları cc- İştirakleri
Görüldüğü gibi, maddede genel olarak Kamu Kuruluşları sayılmıştır. Buna ilaveten Kanunla yada kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşlar da sosyal yardım zammı ile yükümlü kılınmıştır.
Şimdi, maddede yer alan teşekkül, kuruluş, müessese, bağlı ortaklık ve iştirak sözcüklerinin ne anlama geldiğini açıklamak istiyorum.
Hemen belirtelim ki bu terimlerin tanımları 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede yapılmıştır. Bir başka deyişle bunlar 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Kapsamında kalan kuruluşlardır. Nitekim, Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesine göre,
Teşekkül: Sermayesinin tamamı devlete ait K.İ.Teşebbüsleridir.
Kuruluş: Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğinde mal ve hizmet üreten K.İ.Teşebbüsüdür.
Müessese: Sermayesinin tamamı devlete ait olup KİT'lerine bağlı olarak çalışan işletmelerdir. Bağlı Ortaklık: Sermayesinin %50'sinden fazlası iktisadi devlet teşekkülüne veya Kamu İktisadi Kuruluşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan A.Ş.lerdir.
İştirak: İktisadi devlet teşekküllerinin veya kamu iktisadi kuruluşlarının veya bağlı ortaklıklarının sermayelerinin en az % 15' ine en çok %50 sine sahip bulundukları A.Ş.lerdir.
Bilindiği gibi, bentte sayılan 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin dışındaki Kuruluşların hiçbirinin kuruluş kanunlarında müessese, bağlı ortaklık ve iştirak terimleri yer almaz. Her ne kadar Belediye ve Özel İdarelerin sermayesine iştirak ettiği veya tamamen sahip olduğu ticari şirketler mevcut ise de bunlar maddenin belirttiği anlamda müessese, bağlı ortaklık ve iştirak değildirler.
O halde 506 sayılı Kanunun Ek 24.maddesinin (1) bendinin kapsamını şu şekilde belirlemek gerekir:
1- Öncelikle bentte adları sayılan bütün kuruluşlar Sosyal Yardım zammı ile sorumludurlar. Yani Belediyeler, özel idareler, kanunla kurulan kuruluşlar ve bu arada Oyak A.Ş.de bundan sorumludur.
Zaten bütün bu kuruluşlar ya devlete ait olup Hazineden yardım alan kuruluşlardır veya özel kuruluş kanunları ile sağlanan bir takım istisna ve imtiyazlara sahip olan kuruluşlardır. Sosyal Yardım zammının bu kuruluşlara yüklenmesindeki temel düşünce de budur. Nitekim Oyak A.Ş. Kurumlar vergisinden muaftır.
2- 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki teşekkül ve kuruluşlara bağlı müessese, bağlı ortaklık ve iştirakler de ayrıca sosyal yardım zammından sorumludurlar. Çünkü bu kuruluşlar da bentte açıkça sayılmıştır. Ayrıca kamuya ait iktisadi kuruluşlardır.
Ancak, Özel Hukuk Hükümlerine tabi ve sermayesinde Devlet katkısı olmayan Oyak A.Ş. kanunla kurulmuş bir kuruluş olarak maddede açıkça sayıldığı için sosyal yardım zammından sorumlu tutulmalı, buna karşılık Oyak'ın pay sahibi olduğu özel ticari şirketler bundan sorumlu olmamalıdır.
Çoğunluk görüşünün kabul ettiği gibi 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışındaki özel ticari şirketleri sosyal yardım zammı ile sorumlu tutarsak karşımıza şöyle bir sonuç çıkar.
Yukarıda açıkladığımız gibi, iştirak %15-50 arasında devlet payı olan KİT. lere ait şirketlerdir. O halde kamu payı %15'in altına düşen bir iştiraki madde sosyal yardım zammı ile sorumlu tutmuyor.
Benzer bir düzenleme 4056 sayılı özelleştirmeye ilişkin Kanunun 23.maddesinde de yer almaktadır. Buna göre özelleştirme uygulamaları sonucu Kanun kapsamındaki kuruluşlardaki kamu payının %15'in altına düşmesinden önce tahakkuk edip ödenen sosyal yardım zammı Hazinece veya özelleştirme fonu tarafından karşılanır. Bu hükümden çıkan sonuç kamu payı %15'in altına düştüğünde sosyal yardım zammı artık devlet tarafından karşılanmaz demektir.
Bu durumda çoğunluğun görüşüne göre, sermayesinde hiç kamu payı olmayan Oyak Renault A.Ş.nin sosyal yardım zammından sorumlu tutacağız, sermaye payı oranı %15 altında kalan kamu ortağı şirketleri sorumlu tutmayacağız. Bu açık bir çelişkidir ve eşitliğe aykırıdır.
Burada kısaca Belediyelerin kurduğu veya iştirak ettiği şirketlere değinmek istiyorum.
1580 sayılı Belediyeler Kanununun hiçbir maddesinde teknik anlamda müessese, bağlı ortaklık ve iştirak kavramlarına yer verilmez. Esasen Belediyelere ait iktisadi kuruluşlar yasadan değil uygulamadan doğmuş fiili kuruluşlardır ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kapsamı dışındadırlar.
Konuyla ilgili olarak Yüksek Mahkemelerin Kararları ile doktrindeki görüşlere de kısaca değinmekte fayda görmekteyim.
Anayasa Mahkemesi 18.2.1992 gün ve 1991/5, 1992/9 sayılı kararında şu ifadelere yer vermektedir.
Yasa koyucu itiraz konusu düzenleme ile 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerine böyle bir sosyal güvenlik yükümlüğü getirirken öbür işverenleri kapsam dışı tutmuştur
Keza Danıştay 10.Dairesi 27.12.1995 tarih ve 1994/4794 ve 1995/6747 sayılı kararlarında Sosyal Sigortalar Kurumunun yayınladığı (1) seri numaralı genel tebliğin I/7 veya 9.nolu fıkrasında yer alan ve 205 sayılı Kanuna dayanılarak kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumunu sosyal yardım zammı ile sorumlu tutan hükmünün iptaline karar vermiştir.
Doktrinde ise Prof. Dr. Can Tuncay, Prof. Dr. Berrin Ergin ve Prof. Dr. Ali Nazım Sözen arzettiğimiz doğrultuda görüş bildirerek, müessese, bağlı ortaklık ve iştirak kavramlarının 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye özgü ve bu kararnamede yer alan Kamu İktisadi Teşebbüs ve Kuruluşları ile ilgili olduğunu belirtmişlerdir.
Yukarıda arzettiğini sebeplerle Oyak Renault A.Ş.nin sosyal yardım zammı ile sorumlu olmadığı düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞI OY YAZISI
Dava, 506 sayılı Yasanın 3995 sayılı yasayla değişik Ek 24/L maddesi kapsamındaki kurum ve kuruluşlardan bulunmadığından bahisle bu madde hükmüne göre ödenmesi gereken sosyal yardım zammından sorumlu olunmadığının tespitine ilişkindir.
Davacı Oyak Renault Otomobil Fabrikaları Anonim Şirketi; 506 sayılı Yasanın Ek 24.maddesinin (L) bendinde üç ana başlık altında sayılan kuruluşlardan olmadığını, davalı Kurumun 17.6.1994 günlü Resmi Gazetede yayımlanan tebliğinde OYAK da sayılmak suretiyle şirketlerinin de kapsama alınmak istediğini, tebliğin iptali ve Anayasaya aykırılığı iddiası ile idari yargı mercilerine dava açtıklarını, öte yandan maddede yer alan müessese, bağlı ortaklık ve iştirak tabirlerinin sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı ile sınırlı olduğu, diğer sayılanlarla ilgilendirilemeyeceğini, buna göre şirketlerin bu madde kapsamında ve sosyal yardım zamları ile yükümlü olmadığını, İİK. nun 72 ve devamı maddeleri uyarınca sorumlu gösterilen aylar için borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu; davacının kanunla kurulan OYAK'a bağlı ortaklık ve iştiraki olduğunu, anılan madde kapsamına girdiğini, davacı şirketin yaşlılık aylığına hak kazandıktan sonra ayrılan veya kuruluştan en son olarak ayrılmış bulunanlara 506 sayılı Yasa gereğince bağlanan aylıkları ile ödenen sosyal yardım zamlarına ait ödemelerin davacı şirket tarafından kurumlarına ödenmesi gerektiğinden söz ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece istem, davacı OYAK Renault Kurumu kanunla kurulduğu, kanunun verdiği yetki ile OYAK Renault A.Ş. tesis ve iştirak edildiği için davacı A.Ş. Ek madde 24/L kapsamına girmekte olduğu bu nedenle de sosyal yardım zammından sorumlu olacağı gerekçesiyle red edilmiştir.
Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Yüksek Özel Daire, davalı tarafın temyiz istemini reddetmiştir. Davacının temyiz istemi, 233 sayılı KHK ve burada yer alan teşekkül, kuruluş, müessese, bağlı ortaklık ve iştirak kavramları irdelenmiş; müessese bağlı ortaklık ve iştirak kavramlarının özellikle kamusal niteliği bulunmayan, salt kanunla ya da kanunun verdiği yetkiye istinaden kurulan kuruluşlara teslim edildiğinin kabulü, kanun koyucunun anılan maddenin konuluşundaki amacına da ters düşeceği; Oyak Renault Anonim Şirketinin sermaye kompozisyonu içinde, iştirakçisi OYAK'da da olduğu üzere kamu payı bulunmadığı, davacı Oyak Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş.nin özel hukuk hükümlerine göre kurulan ticari bir şirket olması, iştiraki bulunan Ordu Yardımlaşma Kurumunun ise 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunmayıp, sadece Kanunla kurulmuş bir kurum olması karşısında, davacı şirketin 506 sayılı Kanunun ek 24/L maddesi kapsamında bulunması giderek sigortalı yada hak sahiplerine malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası kollarından ödenen sosyal yardım zamlarından sorumlu tutulmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle kabul ederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Mahkeme önceki kararında direnerek davanın reddine karar vermiştir.
Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; 506 sayılı Yasanın 24/L maddesinin yorumu noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığa yorum teorileri ile yaklaşmak gerekir. Lâfzı yorum metodunda yasa koyucunun titiz çalıştığı varsayılarak sözcüklere önem verilir. Ancak sözcüklere aşırı değer verilmesi yanılgılara ve yanlış sonuçlara yol açabilir. Anılan maddede gramer kurallarına çok fazla önem verilmesi maddenin bu yazılış biçimiyle yanlış sonuç doğuracağı üstün olasılıktır.
Tarihi yorumda yasanın gerekçesi zorunlu bulunmaktadır. Maddenin gerekçesi bulunmadığından bu yolla da sonuca ulaşılamaz. Aynı gerekçe ile mantıki yorum metodu ve teleolojik yorum metodunu kullanamayız. Yorum konusu maddenin ek madde oluşu nedeniyle bağlantılar üzerinde de duramayız. Dolayısıyla sistematik yorum metodunu da uyuşmazlığa uygulamayız. Bu durumda klasik yorum metotlarından en önemlisi olan menfaatler içtihadı metodunun irdelenmesi gerekir. Bu metod tarafları yasanın sosyal gelişmeye uygun olarak yorumlanmasını savunurlar. Alınan hukukçusu Heck tarafından geliştirilmiştir. Yargıca hukuk uyuşmazlıklarında menfaatleri dengelemek görevi verilir. Yargıç yasanın en iyi uygulama amacını tespit eder (Bkz. Gözler Kemal: Hukukun Genel Teorisine Giriş, Hukuk Normlarının Geçerliliği ve Yorumu Sorunu, Ankara 1998, s.166-171). Heck'e göre bu yolla mekanik mantık açılıp somut olaya en uygun çözüm bulunur.(Işıktaç, Yasemin: Hukuk Normunun Mantıksal Analiz ve Uygulaması, İstanbul 1999, s.49)
Bu bağlamda uyuşmazlığın çözümüne yaklaşırken şu sonuçlar çıkar.
506 sayılı Yasa Ek 24/L maddesinin sosyal yardım zammı yükümlülüğünü, kanunla ve kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulmuş kuruluşların iştiraklerine yaymamak gerekir. 233 sayılı KHK kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlar ile sınırlamak daha doğru olur. Aksi halde ekonomik alanda maliyet öğesi olan sosyal yardım zammı kalemi ile fiyatlara yansıma olacaktır. Haksız rekabet doğacaktır. Eğer çözüm Özel Daire görüşü gibi oluşursa sosyal ve ekonomik gelişime uygun menfaatler dengesi gözetilmiş olacaktır.
Yukarıda anlatılan gerekçe ile yerel mahkeme kararı bozulmalıdır. Sayın çoğunluğun onama görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy