(2926 S. K. m. 47) (1479 S. K. m. 63) (506 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki "rücuan tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Buharkent Asliye Hukuk ( İş ) Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 2.12.1999 gün ve 1999/52 E - 99/78 K., sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 8.2.2000 gün ve 2000/399-577 sayılı ilamıyla; ( ...Davacı Kurum trafik-iş kazasında ölen sigortalı İbrahim'in haksahiplerinin gelirlerinde meydana gelen 883.504.581 TL.'lık katsayı artışlarından doğan zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 2926 sayılı Kanunun 47. maddesidir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davacı Kurum tarafından yine aynı davalılar aleyhine açılan rücu davasında; davalılardan şoför Veli'nin 8/8 oranında kusuru, 5.286.805.902 TL.'lık tavan toplamı ve 680.718.439 TL.'nın tahsilinin kesinleştiği bu defa ek dava açılarak 883.504.581 TL.'lık katsayı artışlarından doğan zararın talep edildiği fakat Mahkemece katsayı artışlarından doğan zararın talep edilemeyeceğinden bahisle davanın reddedildiği anlaşılmaktadır.
2926 sayılı Kanunun 47. maddesi uyarınca yardımların tutarınca Kurum 3. şahıslardan talep edebilir. Mahkemece davanın kabulü gerekirken sadece ilk peşin değer miktarı kadar istenebileceği, katsayı artışlarının istenemeyeceği nedenine dayanarak reddine karar vermesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun 47'nci maddesi uyarınca, Bağ-Kur'un, 3'ncü kişinin suç sayılır hareketi sonucu bu kanunda sayılan yardımlarının yapılmasını gerektiren bir durumun doğması halinde 3'ncü kişiden yapılan yardımının ilk peşin değerini mi yoksa yardımlardaki artışı da isteyebilip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Şu haliyle davanın yasal dayanağı sözü edilen 2926 sayılı Yasa'nın 47'nci maddesidir. Bağ-Kur'un anılan maddeye dayanarak rücu hakkını kullanabilmesi için 3'ncü kişinin suç sayılır hareketinin gerçekleşmiş olması ve sigortalıya kanunda sayılan yardımların yapılması gerekir. Olayda davalının suç sayılır hareketi ile Bağ-Kur'lunun öldüğü ve haksahiplerine aylık bağlandığı, davacının Bağ-Kur'luya bağlanan ilk peşin değerli aylık ile sonradan aylıklardaki artışın peşin değerini rücuan davalıdan istediği mahkemece ilk peşin değerli aylığa hükmedildiği, aylıklardaki artışa ilişkin talebin reddine karar verildiği görülmektedir. Bilindiği gibi Bağ-Kur yürürlükteki katsayıyı uygulamak suretiyle sigortalıya aylık bağlamakta, müteakip senelerde bütçe kanunu ile saptanan katsayıya göre daha önce bağlanan aylıkları arttırmaktadır. Bağ-Kur'un bağlanan ilk aylığın peşin değerini isteyebileceği çekişmesizdir. Uyuşmazlık Kanunla aylıklarda yapılan artışın peşin değerinin istenilebilip istenilemeyeceği konusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hemen belirtelim ki, artışların rücu yolu ile istenebilmesi için yasanın özü ve sözünün böyle bir yoruma uygun olması gerekir. Oysa 47'nci maddede aynen "...Kurumun, sigortalı veya hak sahiplerine bu kanunda belirtilen gerekli yardımları yapar... 3'ncü kişilere rücu eder" hükmü yer almakta olup artışların istenebileceğine dair herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Aksinin kabul edilmesi halinde tazmin sorumlusunun devamlı olarak yıllarca dava tehdidi altında bırakılmasına üstünlük tanınır ki, böyle bir yorum hukukun evrensel kurallarına aykırı düşeceği gibi yasa koyucunun bu şekilde hukuka aykırı sonuç doğuracak biçimde "norm" koyması düşünülemez. O halde madde konuluş amacına uygun olarak yorumlandığında artışların istenemeyeceği sonucuna ulaşılacağında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Bozma kararında açıkça belli olmamakla birlikte, Özel Dairenin 506 Sayılı Yasa'nın 26'ncı maddesinde kabul edilen halefiyet ilkesinden esinlenerek artışların istenebileceği sonucuna vardığı anlaşılmaktadır. Oysa 26'ncı maddenin düzenleniş biçimi ile 47'nci maddenin düzenleniş biçimi birbirinden tamamen farklıdır. 26'ncı maddede "...sigortalı veya haksahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir", hükmü yer almıştır. Bu hüküm gerek 1.7.1994 tarih ve 1992/3 Esas, 1994/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında, gerekse Yargıtay uygulamasında halefiyet olarak vurgulanmış ise de, ancak ne 47. maddede ne de 2926 Sayılı Kanunda bu tür rücu davalarının "halefiyet" esasına göre açılabileceğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığı gibi halefiyeti çağrıştıracak başka bir hükme de rastlanılmamaktadır.
Öbür yandan diğer Bağ-Kur sigortalılarının Sosyal Sigorta hakları 1479 Sayılı "Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunun' da düzenlenmiş olup bağlı oldukları Sosyal Güvenlik Kuruluşu "Bağ-Kur"dur. 2926 Sayılı Yasa'ya tabi olan sigortalıların bağlı oldukları kuruluş da Bağ-Kur'dur. 1479 Sayılı Kanunun 63'ncü maddesinde, yapılan yardımların ilk peşin değerinin istenebileceği dolayısıyla artışların istenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Maddenin ilk metninde böyle bir hüküm yok iken 3165 Sayılı Yasa ile az önce işaret edilen değişiklik getirilmiştir. 63'ncü maddede dahi 506 sayılı Yasa'nın 26'ncı maddesine koşut herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Tersine yapılan yardımların ilk peşin değerinin istenebileceği öngörülmüş olmakla halefiyet ilkesinden uzaklaşılmıştır. Şayet yasa koyucu halefiyet esasını benimsemiş olsaydı, 63'ncü maddede veya diğer maddelerde Bağ-Kur'un rücu hakkının halefiyete dayandığını açıkça belirtmesi gerekirdi. Nitekim, Medeni Kanunumuzda, Türk Ticaret Kanununda halefiyete dayanan hukuki düzenlemeler özellikle gösterilmiştir. Dahası, asıl temel Kanun olan 1479 Sayılı Kanunda artışların istenemeyeceği hükmü getirilmiş iken 1479 Sayılı Kanuna nazaran özel nitelikteki 2926 Sayılı Yasa'dan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde artışların istenilebileceğini kabul etmek çelişki teşkil eder ki, Yasa koyucunun böyle bir çelişkiyi amaçlamış olması düşünülemez. Kaldı ki, bu yön amaçlansaydı 47'nci maddede açıkça belirtme yapılırdı. Esasen çelişkili davranış içine girmeyi mazur gösterecek makul ve hukuki bir nedende bulunmamaktadır.
Deyim yerindeyse 2926 sayılı Kanun 1479 Sayılı Kanunun şemsiyesi altındadır. Temel Kanun'da artışlar istenemediğine göre daha özel nitelikteki 2926 Sayılı Yasa gereğince de artışların talep edilememesi hukukun mantık ve yorum kurallarına uygun düşeceği kuşkusuzdur.
Açıklanan bu nedenle usul ve kanuna uygun bulunan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununu değiştiren 3165 sayılı Kanun gereğince kurumdan harç alınmasına gerek olmadığına, 7.6.2000 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy Yazısı
Uyuşmazlık konusu olan husus Bağ-Kur'un Tarım Bağ-Kur sigortalılarına bağladığı ölüm aylıklarında katsayı artışı nedeniyle yapılan ödemelerin zararlandırıcı sigorta olayına neden olanlardan halefiyet yoluyla istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2926 sayılı Kanunun 47. maddesi, kanunda sayılan yardımların tutarı için Kurumun 3. kişilere rücu edebileceğini belirtmiştir. Bu düzenlemede yasa koyucu ilk peşin değer sınırlandırması getirmediğine göre maddenin açık ifadesine dayalı lafzi yorumla, ilerde meydana gelecek artışların da Kurumca istenebileceği sonucuna varılması gerekir.
Sayın çoğunluk, Kurumun rücu alacağını 1479 Sayılı Kanunun 63. maddesi hükmünü kıyasen uygulayarak ilk peşin değer ile sınırlı olacağını kabul etmiş ise de kıyas yoluyla varılan bu sonuç kanımca yorum ve kıyas ilkelerine aykırı düşmektedir.
Zira yorum iki kısımdır:
1- Açıklayıcı yorum: Yasa metnindeki amacı açıklayan yorumdur.
2- Genişletici yorum: Kanun koyucunun maksadını keşifte yasa hükmünü genişleten ve tamamlayan yorumdur. Buna tamamlayıcı yorum da denir.
Kıyas yoluyla yapılan yorum ise genişletici yorumun bir çeşididir. Hemen belirtelim ki, kıyas sınırlandırma ve ortadan kaldırma için değil, genişletme için uygulanmalıdır.
1479 sayılı Kanun'un 63. maddesindeki sınırlandırmayı kıyas yoluyla ve yasanın rücu hakkı sahibi olan Kuruma bahsettiği bu hakkı daraltıcı bir şekilde 2926 sayılı Kanunun 47. maddesi için de uygulamak yukarıda açıklandığı üzere yorum ve kıyas kurallarına aykırıdır.
Yasanın açık olan hükümlerini yoruma tabi tutarak kanun koyucunun söylemediği bir kuralı yorum yoluyla söyletmek doğru değildir.
2926 sayılı Kanunun 47. maddesi Tarım Bağ-Kur'lular için uygulanan bir maddedir. Olayımızda ölen kişinin Tarım Bağ-Kur'lu olduğu ise açıktır. Böyle olunca davanın yasal dayanağı 47. maddedir. Bu madde ise artışların istenemeyeceğine dair sınırlandırıcı bir hüküm getirmemiştir. Kaldı ki, kıyas yoluyla başvurulan 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi 20.6.1987 gün ve 3396 sayılı Kanunla değiştirilerek ilk peşin değer sınırlandırması getirilmiştir. Yasa koyucu eğer istese idi 47. madde için de böyle bir sınırlandırma getirebilirdi.
Bu nedenle sonradan meydana gelen artışların istenemeyeceğine dair yerel mahkeme kararının 10. Hukuk Dairesi bozma kararı doğrultusunda, açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğu ve bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy