(818 S. K. m. 527) (1086 S. K. m. 344, 350)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 12.Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 4.10.1999 gün ve 1996/1027 E-1999/802 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 24.1.2000 gün ve 1999/10124-2000/95 sayılı ilamı;
( ...Davacı, davalı ile 10.4.1996 tarihinde bir limited şirket kurulması ve bu şirketin işletmesi için de bir fabrika inşa edilmesi hususunda anlaştıklarını, davalıya bu işlerde harcanmak için 15.000 DM. verdiğini ve fabrikanın temelinin atılabilmesi için 4545 DM. harcama yaptığını, ayrıca temel atma töreni içinde 555 DM'ı kendisinin karşıladığını, tekstil ve temizleme konusunda Almanya'da kurs gördüğünü ve kurs için de 4900 DM. harcadığını ve harcamalarının tutarının 25.000 DM. olduğunu, ancak anlaşmanın davalının kusuru sonucu bozulduğunu öne sürerek, 25.000 DM. lık alacağından fazlaya dair hakları saklı tutularak şimdilik 101.000.000 liranın devlet bankalarının dava konusu yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı anlaşmanın davacının yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle bozulduğunu, tüm harcamaların kendisi tarafından yapıldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davacının fabrikanın temelinin atılması için 5100 DM. masraf yaptığı, davacının Almanya Seyahati için harcadığı para ile birlikte bu rakamın 5698,8 DM'a ulaştığı, taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık olması nedeniyle davalının bu rakamın yarısı olan 2849,4 DM.dan sorumlu olması gerektiği, davacının diğer taleplerinin ise ispat edilemediği gerekçesiyle 2849,4 DM.ın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ortaklık adına ödeme yaptığını iddia etmişse de bu iddiasını yasal delillerle kanıtlayamamıştır. Hükme esas alınan ve davacı tarafından düzenlendiği belirlenen belgeler ise, davacının ortaklık adına ödeme yaptığını göstermez ve bu niteliği itibariyle davalıyı bağlayıcı olduğunu hukuken kabule olanak yoktur. O nedenlerle mahkemece davacının ortaklık adına ödeme yaptığının kabulü doğru değildir. Öte yandan davacı bu davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sadece 101.000.000 liranın ödetilmesini istemiştir. Mahkemenin davacının davadaki istemini de aşarak yazılı şekilde karar vermesi kabul şekli bakımından da doğru değildir. Ne varki, davacı dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmıştır. Bu durumda davacının davalıya bir yemin teklifine hakkı olduğu hatırlatılarak bunun sonucuna uygun ve istekle bağlı olarak mahkemece bir karar verilmesi gerekir. Mahkemenin açıklanan bu yönleri gözardı ederek yazılı şekilde karar vermesi usul ve kanuna aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle 22.3.1999 ve 24.6.1999 günlü oturumlarda taraflar birbirlerine yemin tevdi etmeyeceklerini bildirmişlerdir. O nedenle Özel Dairenin bozmasındaki yemine dayanan gerekçe yerinde görülmemiştir. Bu itibarla Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 27.9.2000 oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy