(818 S. K. m. 161)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 8. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 23.3.1999 gün ve 1999/4-131 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 1.7.1999 gün ve 1999/5290-5374 sayılı ilamı;
(Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında 4.5.1996 tarihli sözleşme imzalandığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak ikamet ettiği yerde izlenmek üzere aldığı decoderi kıraathanede kullandığını ileri sürerek bireysel abonelik bedelinin 10 katı olan 217.000.000 lira ceza şartın tespit tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 21.700.000 liranın dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle davalıdan tahsiline, karar verilmiştir.
Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Ceza şartının indirilmesini gerektiren hallerde hakim her şeyden önce alacaklının menfaatini gözönünde tutmalı ve bu menfaatlerin ne dereceye kadar ihlal edildiğini de araştırmakla beraber davalının kusurunun ağırlığını ve tarafların içinde bulundukları durumu da gözönünde tutmalıdır. Ceza; alacaklının uğradığı zarar ve ihlal edilen menfaatlerle makul bir surette mütenasip olmalıdır. Öyleyse mahkemece yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmalı ve bu konuda ayrıca bir inceleme yapılmalı ve ceza koşulundan daha uygun miktarda bir indirme yapılmalı ve ortaya çıkacak, sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır bu yönlerin gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Taraflar sözleşme ile ceza koşulu tutarını serbestçe tespit ve tayin edebilirler. Ne varki, hakim yalnızca aşırı gördüğü cezaları indirmekle görevlidir. (Bk.Md.161/2) Burada kararlaştırılan ceza koşulunun aşırı olup olmadığını belirlemede başvurulması gereken kıstaslar önemlidir. Gerçekte de, ceza koşulunun taraflar arasındaki ilişkiye uygun düşmeyecek ölçüde yüksek tutulması ve açıkça hakkaniyet ve nesafete aykırı bulunması durumunda aşırılığın varlığı kabul edilmelidir. Böyle bir sonuca kavuşabilmek için alacaklının asıl edimin yerine getirilmesindeki çıkarı ile, ceza koşulu olarak saptanan miktar arasındaki oranın ve borçlunun borca aykırı davranmasındaki kusur derecesinin ve de borçlunun ekonomik durumunun gözönünde tutulması gerekir. Öte yandan alacaklının yararlarının hesabında, borçlunun ifa etmeme yüzünden sağlayacağı kazançlarda gözardı edilmemelidir. Aşırılığın belirlenmesinde, ceza koşulunun borcun yerine getirilmesi için borçlu üzerinde manevi bir baskı yaptığı da gözetilmeli, böyle bir baskının ortadan kalkmasına yol açacak şekilde indirimden de kaçınılmalıdır.
Az yukarda açıklanan kurallar ışığında dosyadaki tüm delil ve belgeler değerlendirildiğinde mahkemece hükmedilen ceza koşulu yeterli görülmemiştir. O nedenle sözü edilen kurallar karşılanarak makul ve hakkaniyet ve nesafete uygun bir ceza koşuluna hükmedilmesi gerekir. öte yandan yerel mahkemece emsal gösterilen dosyalar her olayın kendine özgü durumları ve somut olayları içinde değerlendirildiği için emsal nitelikte karar olarakda kabul edilemez. Bu durumda, Mahkemece delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı biçimde direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), 12.4.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy