(1086 S. K. m. 429) (743 S. K. m. 24, 24/A) (818 S. K. m. 49) (2709 S. K. m. 28)
Taraflar arasındaki Manevi Tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şişli 1. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.6.1999 gün ve 1998/268-1999/594 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17.2.2000 gün ve 1999/10585, E. 2000/1428 K. sayılı ilamı ile; (...1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı davalıların sahibi olduğu televizyon kanallarında değişik günlerde verilen yayınlarda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Yerel mahkemece, yayınlarda haber ve eleştiri sınırının aşılmadığı, davacı tarafı küçük düşürmeye yönelik ve kişilik haklarına saldırı teşkil edecek bir yön bulunmadığı gerekçe gösterilerek istem reddedilmiştir.
Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü Anayasada ve Basın Yasasında güvence altına alınmıştır.
Basına bu özgürlüğün tanınmasının nedeni, kamu yararı gereksinmesinden doğmuştur. Kamu yararının bulunduğu yerde bu yarardan kişi de yansıma yoluyla yararlanacaktır. Basın bu görevini de ancak bağımlı olmayan, özellikle siyasi iktidara karşı kendini yükümlü hissetmeyen, salt toplumun yararını düşünen tarafsız ve özgür bir yayınla yerine getirebilir. Basın yetkisini kötüye kullanmadığı kendi ahlak kurallarına bağlı kaldığı, kişilerin kişilik haklarına saygı gösterdiği ölçü ve kapsamda bu haklardan yararlanır.
Basın, uygun gördüğünü gördüğü biçimde yazmak ve açıklamakla, kendisine tanınan ayrıcalığın yarattığı sorumluluğunu yerine getirmiş olmaz. Onun görevi objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle hareket etmektir. O an için, o olay veya konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olmaları gereken biçimi ile yayınlamak zorundadır. Bundan kaçınamaz ve bu konuda zayıflık gösteremez. Araştırmak, bilgi toplamak ve sonuçlarını kamuoyuna açıklamakla yükümlüdür. Aksi halde, kendisine tanınan ayrıcalığı hak etmemiş ve bu konudaki görevlerini yapmamış olur. Yani basın, olanı tam doğru ve tarafsız biçimde vermekle yükümlü olduğu kadar bunu vermekten de kaçınamaz.
Açıklandığı üzere, gerek görsel ve sözlü ve gerekse yazılı yayının (basın) toplum yararına bir işlevi olduğunu, bundan dolayı da özgürce hareket etmesi gerektiği özgür basının aynı zamanda, kişileri de özgür kıldığı ortaya çıkmaktadır. Kişilik haklarına gelince, bu hakların kişinin doğuştan ve sonradan bu haklara sahip olduğu, bu hakların vazgeçilmez ve kısıtlanamaz haklar olduğu, Anayasa ve Yasalarla güvence altına alındığı bilinen bir olgudur.
Şu duruma göre, bir taraftan Anayasanın 28. maddesinde, basının özgür olduğu, sansür konulamayacağı güvence altına alınmış, Basın Yasasının 1. maddesinde de, basının serbest olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan, Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan Temel Hak Özgürlükler (ki bunların en önemlilerini kişilik hakları oluşturur) güvence altına alınmış bu hakların saldırıya uğraması halinde, yaptırımları bazı özel yasalar dışında, özellikle MK. nun 24, 24/a ve BK.nun 49. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere basının temel görevi, toplumun çıkarını ilgilendiren konu ve olaylar hakkında toplumu bilgilendirmek, daha doğru ve güzel olanı için kamuoyu oluşturmaktır. İşte basın bu görevini yerine getirirken, bazı kişi ve kurumları eleştirmek zorunda kalabilir. Zaten genellikle de durum böyle olmaktadır. Bunun sonucunda, basın özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerleri karşı karşıya gelmektedir. işte sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan basın, özgürce yayın yapmakla görevli ve yetkili kılınırken, hatta bunu yapmak zorunda iken. diğer yandan, yapılan bir açıklama ve yorumla. kişinin kişilik haklarının zarara uğraması karşı karşıya gelmektedir. Böylece, karşı karşıya bulunan ve birbiri ile uyuşmayan ve hukuk düzenince koruma altına alınan yararlar, çatışma içine girmiş gibi bir görünüm ortaya çıkmaktadır.
Oysa hukuk düzeninin, çatışan iki yararı aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, konu biraz yakından incelendiğinde, her iki yararın aynı anda ve birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda, birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, böyle bir sonucun da yine hukukun vazgeçilmez ve temel ilkelerinden kaynaklandığı görülecektir. Her somut olayda, birinin diğerine üstün tutulması, üstün tutulanın da objektif olarak hukuka uygunluk nedenleri de bu bakış açısına göre saptanabilir (Prof. Dr. Selim Kaneti, çatışan Değerlerin Tartılmasına Dayanan Hukuka Uygunluk. s. 147). Hukuka uygunluk nedenlerinde korunan kişinin (O an için) korunmakta ya bir çıkarı yoktur ya da korunan çıkar karşısında yer alan ve onunla çatışan değer daha üstünlük taşımaktadır. Bunun sonucunda da daha az üstün olan yarar, daha çok üstün olanı karşısında hukuk düzenince çiğnenmesi uygun görülmektedir. Böylece ya çıkar eksikliği veya yokluğuna dayanan hukuka uygunluk ya da, çıkar üstünlüğüne dayanan hukuka uygunluk söz konusu olmaktadır.
Somut olayda, davalılar tarafından 19.3.1998 tarihinde yapılan görsel yayında, davacı ile kullanılan .. iki buçuk gazetenizle Türkiye sizin ikinize mi kalacak sanıyorsunuz, ... Görevi okuyucularınıza haber vermek olan gazetelerinizin sayfalarını daha ne kadar kişisel çıkarlarınız ve haksız talepleriniz için kullanacaksın ... Türkiye'yi siz iki matbaacının mı yöneteceğini sanıyorsunuz. Bu ülkede hükümetlerin gelip gidişlerine siz iki matbaacı mı karar vereceksiniz, ... Kaybettiğiniz her ihaleden sonra Başbakana, Cumhurbaşkanına yetkilileri baskı altında tutarak haksız menfaat temin etmeye daha ne kadar devam edeceksiniz şeklindeki sözlerle davacının kişilik haklarına saldırının varlığı kabul edilmek gerekir. Yerel mahkemece, anılan ilkeler gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 18.12.2002 gününde yapılan ikinci görüşmede oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy