(1086 S. K. m. 438) (743 S. K. m. 67, 68) (6762 S. K. m. 1, 341, 366, 368, 373, 377, 380, 381, 466, 470, 477) (YHGK. 17.12.1997 T. 1997/2-838 E. 1997/1082 K.)
Dava: Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 08/06/1999 gün ve 1998/355 E-1999/268 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 09/11/1999 gün ve 1999/9428 - 12026 sayılı ilamı ile;
(...Yönetim kurulu önceden yapılan harcamaları olağan mali genel kurulda açıkça gündeme alıp, ibra edilip edilmemesini genel kurulun onayına sunmuş, yapılan oylamada bir muhalefete karşı ekseriyetle yapılan harcamalara icazet verilerek yönetim ibra edilmiştir. İşin oluşundan önce onay vermekle sonradan icazet vermek arasında hukuki sonuç yönünden fark yoktur. Yapılan harcamalara icazet verilmiş olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK. 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/11. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25/10/2000 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davalı derneğin 22/02/1997 günü yapılan 1996 yılı mali genel kurul toplantısında, gerek yönetim kurulu ve gerekse denetleme kurulu raporunda Tüzüğün 22/g maddesine aykırı olarak genel kurul kararı olmadan, yönetim kurulunun yetki tecavüzü suretiyle 5.802.457. ABD $ ve 4.806.883 DM. borçlandığı; davacının muhalefetine rağmen yönetim ve denetleme kurullarının ibra edildiği anlaşılmaktadır.
Azadan her biri kanuna veya cemiyetin nizamnamesine uygun olmayıp ta, kendi muvafakatine iktiran etmeyen bir karar aleyhine ... itiraz etmeğe. ... salahiyettardır. (MK. md. 68)
Davacının söz konusu genel kurul toplantısında karara karşı çıktığı ve muhalefetini yazdırdığı anlaşılmaktadır. Şu halde MK. 68. maddesinde yer alan dava ön şartı oluşmuştur.
Dernek tüzüğünün 22/g maddesinden borçlanmaya karar vermek yetkisinin münhasıran genel kurula ait olduğu anlaşılmaktadır. Daha önce dernek yönetim kuruluna borçlanma yetkisi verilmediği yönünde taraf beyanları birleşmektedir. Esasen bu yön Yönetim Kurulu raporunun 3 ve 4 sayfalarında, denetleme kurulu raporunun 44, 46 sayfalarında açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır.
Bu olgu dahi kararın tüzüğün 22/g maddesine aykırılığını açıkça göstermekte olup, Medeni Kanunun yukarıda açıklanan 68. maddesi uyarınca davacının dava açma hakkı doğmuştur.
Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan tartışmalarda esasen bu yönde bir ihtilaf oluşmamış, konu, daha ziyade dernek genel kurulunda oluşan ibra kararının etkisi yönünden tartışılmıştır.
Çoğunluğu oluşturan sayın üyeler, dernek genel kurulunun mutlak hakim olduğunu; önceden genel kuruldan izin alarak borçlanmak mümkün iken ibra suretiyle yapılan usulsüz işleme icazet verildiğini; dernek genel kurulundan hiçbir şey saklanmadan yapılan ibranın Türk Ticaret Kanunun 380. maddesi hükmüne paralel bir biçimde sonuç doğuracağını ifade buyurmuşlardır. Türk Ticaret Kanunu'nda Anonim Şirket ortaklarının bireysel haklarına ilişkin 368, 373, 381, 470, 466, 477 maddeleri ile azınlık haklarına ilişkin 341, 366, 377. maddelerinde yer alan hükümlerin bu konuda uygulama alanı bulmayacağı kanaatimi hemen ifade etmek isterim. Esasen Medeni Kanunda özel hükümler varken, Türk Ticaret Kanunu'nun birinci maddesinde yer alan Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanunu'nun ayrılmaz bir cüzüdür hükmünden yararlanıp, Ticaret Kanunu hükümlerini Demekler Hukuku'na teşmil etmek mümkün olmaz. Şu halde bu davada dernek tüzüğüne aykırı davranan yönetim kurulunun ibrasına ilişkin karar, genel hukuk prensipleri ile dernek tüzüğü çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Dernek Tüzüğü'nün 22/g maddesinin konuluş amacı, genel kurulun bilgisi dışında derneğin borç altına sokulup gayesinin yerine getirilmesini engellemeyi önlemektir. Bu sebepledir ki tüzüğün 53. maddesinde yönetim kurulu genel kuruldan yetki almış olması koşulu ile derneği yükümlülük ve borç altına sokacak kararların en az 7 üyenin olumlu oyu ile alınmasına imkan verilmiştir. Böylece derneği yükümlülük ve borç altına sokacak kararların önemi vurgulanmış, özel bir prosedür ve özel bir nisap öngörülmüştür. Tüzüğün 113. Maddesinde Derneğin parasal işleri genel kurul tarafından kabul edilen bütçe ile yönetilir. 115. madde de Yıl içinde oluşan yeni gereksinmeler için ek ödenek zorunluluğu duyan yönetim kurulu, borçlanmayı öngören bir öneri hazırlayarak genel kurulu bu konuları görüşmek ve karara bağlamak için olağan üstü toplantıya çağırır demek suretiyle, bütçe dışı harcama yapılamayacağını ve genel kurul kararı alınmadan borçlanılamayacağını açık ve kesin bir şekilde vurgulamıştır. Söz konusu derneğin tüzüğünün 120. maddesinde ...Bütçesinde ödenek olmadan yapılan ödeme ve harcamalardan ödeme amiri olarak başkan... sorumlu olur ve ödemeleri yaptıranlar bunları tazmin ederler denmiştir. Bu açık hükümler gösteriyor ki: Genel kurul kararı ve bütçede karşılığı olmadığı halde derneğin dövizle borç altına sokulmasından kaynaklanan ödemelerin derneğe tazmini zorunludur. Dernek Tüzüğü'ne göre bu kişiler derneğe karşı borçludurlar.
Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda Dernek Genel Kurulu'nun bu borçları dahi ıskat ve ibra yetkisinde olduğu kabul edilmiştir.
Gerek dernekler gibi kişi topluluklarında ve gerekse sermaye toplulukları olan şirketlerde, organların yetki ve sorumlulukları öncelikle tüzüklerde, sonrada kanunlarda belirlenmiştir. Hükmi kişilerin organları kaynağını tüzük yada kanundan almayan hiçbir yetkiyi kullanamazlar. Aksi düşünce keyfi yönetime yol açar. Dernek tüzüğünde genel kurula tanınan ibra yetkisi mutlak ve keyfi olarak kullanılamaz. İşlemler tüzük ve kanuna uygun mütalaa edilirse hukuka uygun bir ibradan söz edilebilir. Nasıl demek genel kurulunun ifsat veya iğfal edilmesi halinde sorumluları borçtan kurtaran bir ibradan söz edilemezse, genel kurulun yetkisi olmadığı halde derneğin bazı haklarını ortadan kaldıran bir ibrada oluşturulamaz. Kanun vazıı dernek hükmü şahsını koruma amacı ile Medeni Kanun'un 68. maddesindeki hükmü getirmiş, Tüzüğe, Kanıma ve özellikle objektif hukuk kurallarına aykırı dernek kararlarının (dernek genel kurul kararlarının) iptaline imkan tanımıştır. Davanın bu sebeplerle kabulü ile ibraya ilişkin Dernek genel kurul kararının iptali yönündeki mahkeme kararı doğrudur.
Söz konusu dernek ibra kararını dernek tüzüğü değişikliği olarak da mütalaa etmek mümkün değildir. Zira: Dernek tüzükleri, yine tüzüklerinde gösterilen esaslar dairesinde değiştirilebilir. Bu kararlarda, kanunda ve tüzükte gösterilen şekil koşuluna uyulmuş olsa bile, azınlıkta kalan üyenin, Medeni Kanun'un 67 ve 68. maddeleri uyarınca, o değişikliğin de iptalini isteyebileceği açıktır. Kaldı ki tüzüğün 46. maddesinde yer alan Genel kurullarda yazılı olarak verilmeyen tüzük değişiklikleri üzerine işlem yapılamaz. 146. maddesinde yer alan Tüzük değişikliğine ilişkin kararlar ancak genel kurulun bu konuda ki olağan üstü toplantısında görüşülür biçimindeki kurallara riayet olunmamıştır. Ne 46. maddede gösterilen biçimde bir tüzük değişikliği teklifi vardır. Ne de Tüzük değişikliği için olağan üstü kongre söz konusudur. Şu halde söz konusu ibra kararı tüzük değişikliği olarak telakki edilse dahi sırf şekle aykırılık sebebiyle bu kararın iptali gerekir.
Yüksek Yargıtay hukukun uygulanışında ülke çapında birlik ve beraberliği sağlamakla görevlidir. Bu uygulamada Anayasa'nın 10. maddesi ile teminat altına alınmış olan eşitlik ilkesi önemli bir amaçtır. Benzer ihtilaflarda benzemeyen kararlar oluşturmak bu ilkelerle bağdaşmaz. Benzer konu Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği ile ilgili 1997/2-838 esas sayılı davada Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda tartışılmıştır. Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği'nin 72. maddesinde yer alan Yönetim Kurulu, bütçe dışı harcama yapamaz. Yıllık bütçe dışı harcama ancak, genel kurulca kabul edilen ek bütçe ile yapılabilir. Yönetim Kurulu ancak bütçenin yüzde onu kadar borçlanabilir, Bütçe dışı harcama yapılamaz hükmüne aykırı hareket eden yönetim kurulu üyeleri
yüzde onu aşan kısmından müteselsilen sorumlu olurlar hükmüne rağmen bütçenin %10'nundan fazla borçlanan yönetim kurulu, bu davada olduğu gibi, ibra edilmiş; karşı çıkan üyenin açtığı davayı inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17/12/1997 günlü 1082 sayılı kararı ile, ibranın hukuka uygun olmadığını belirlemiş; Mahkemenin iptale ilişkin davayı ret kararım bozmuştur. Bu kez incelenen davaya ait davalı Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin Tüzüğü'nün 22/g maddesinde de dernek genel kurul kararı olmadan borçlanılamayacağı, 51 ve 113. maddelerinde demeğin mali işlerinin bütçeye göre yürütüleceği, 120. maddede bütçe dışı harcamaların sorumluluk ve tazmin mükellefiyeti doğuracağı yazılıdır. Görüldüğü gibi her iki derneğin tüzük kuralları bire bir çakışmaktadır. Böyle olunca, yüce kurulun kanun önünde eşitlik ilkesini gözettiğini söylemek mümkün olmadığı gibi, önceki kararından dönmesini gerektiren tartışılmaz bir gerekçede ortaya koyduğu söylenemez.
Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan tartışmalar sırasında Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesinde olduğu gibi ancak derneğin iradesinin ifsat edildiği hallerde ibranın sonuç doğurmayacağı ve yönetim kurulunun ibrasına ilişkin kararın iptal edilebileceği ileri sürülmüş ve bu görüş çoğunlukça kabul görmüştür. Dernek genel kurul kararlarının iptalini isteme hakkını yalnız bu hale inhisar ettirmenin dernek üyesinin bireysel hakkını ve derneğin kuruluş amacını, çoğunluğa karşı korumak için konulmuş olan Medeni Kanun'un 68. maddesini işlemez hale sokacağı gibi Medeni Kanun'un 68. maddesini adeta Yargıtay'ca ilga edilmiş duruma sokacaktır ki, bu yasama yetkisine tecavüz oluşturur.
Açıklanan sebeplerle çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. Kanuna ve Hukuka uygun olan yerel mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy