(818 S. K. m. 53)
Dava: Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/6/1999 gün ve 1995/225-1999/204 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.1.2000 gün ve 1999/11018 E., 2000/405 sayılı ilamı ile;
(... Davacılar davalı işleten aleyhine açılan davada davalı sürücünün tam kusurlu olarak desteklerinin ölümüne neden olduğunu, bu yüzden zarar gördüklerini belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Mahkemece istem kabul edilmiş karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Dosyaya getirilen kanıtlara göre ceza mahkemesinde yapılan yargılamada kazaya karışan kamyon sürücüsü H.D.'nin olayın meydana gelişinde kusuru bulunmadığı, tüm kusurun eldeki davada davalı gösterilen ve olaya karışan 14 ... 805 plaka sayılı TIR aracının sürücüsünde bulunduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca 05 ... 182 plaka sayılı kamyonun işleteni tarafından yine eldeki davanın davalısı işleten aleyhine açılan tazminat davasında ise, TIR aracı sürücüsünün %75 kamyon sürücüsü H.D.'ın ise %25 kusurlu bulundukları sonucuna varılarak hüküm kurulmuştur. Açıklanan şu kanıtlar itibariyle olayın meydana gelmesinde farklı olguların öne çıkarıldığı, böylece kusur durumunun da değiştiği, iki kararın bulunduğu ve birbiri ile örtüşmediği görülmektedir.
Somut olayda davacıların desteğinin kusuru yoksa da davacılar teselsüle dayanmadan tüm kusurun davalı TIR sürücüsünde olduğunu iddia ederek tazminat isteminde bulunmuşlardır. Talep gözetildiğinde davalının kusurunun belirlenmesi ve ancak kusuru kadar sorumluluğa hükmetmek sonucuna varmak gerekir. Bu bakımdan davalı işletenin sürücüsünün kusurunun belirlenmesinde zorunluluk vardır.
Mahkemece ceza mahkemesinde varılan sonuç ile Hukuk Mahkemesinde varılan sonucun farklılığı üzerinde durulmadan ve bu çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru değildir. Bu bakımdan tarafların temyiz itirazları yerindedir. Şöyle ki, mahkemenin kabul biçimi bakımından davacılardan F., F., E. yönünden maddi tazminattan %25 indirim yapıldığı halde H.E. yönünden yapılmamış olması kararı kendi içinde çelişkili kılmıştır. Ayrıca davacılar davalının tam kusuruna dayanmış olmalarına karşın mahkemenin kusurun daha az olduğunu belirlemesine rağmen manevi tazminatlar için de talep gibi hüküm kurması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74. maddesine aykırıdır.
Şu durumda mahkemece yapılacak, iş, zararlandırıcı eylemin meydana geldiği olgular da gözetilerek, yukarıda açıklanan iki dosyada yer alan kusur durumunu belirleyen farklılığın giderilmesi veya hangi raporun doğru olduğunun belirlenmesi bakımından bilirkişiden rapor alınması, kusuru belirleyen rapor durumuna göre maddi tazminatlardan belirlenen kusur oranına göre manevi tazminatlardan ise matematiksel olmamak üzere hüküm kurulmalıdır. Bu yönlerin gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hükme etkili itirazların Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24/1/2000 gün ve 1999/11018 E., 2000/405 K. sayılı ilamında ayrı ayrı ele alınıp cevaplandırılmış bulunmasına ve özellikle Ceza Mahkemesi ilamının bu davada taraf olmayan sanığın savunması dışında delil bulunmamasına dayanan beraat kararı olmasına, BK.nun 53. maddesi uyarınca Hukuk Hakimini bağlamayacağına ve ayrıca anılan ceza ilamında sözü edilen vakıa ile hukuk hakiminin yargılamasında tespit edilen vakıaların bozma kararında açıklandığı üzere telifinin gerekmesine göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 11.10.2000 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy