(818 S. K. m. 49)
Dava: Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.7.1999 gün ve 1998/526 E - 1999/381 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 3.11.1999 gün ve 1999/7322-9372 sayılı ilamı ile; ( ...Davacı, davalının hukuka aykırı eylemi sonucu kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, bu bağlamda hırsızlıkla suçlandığını belirterek tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre, üniversite binası içerisinde bilgisayarlara bağlantı çalışması yapılması nedeniyle bir ekip görevlendirilmiş, bu ekibinde davacı denetiminde çalışacağı öngörülmüştür. Davacı da çalışma sırasında davalının odasındaki bağlantıyı bitirdikten sonra kendi odasında bulunduğu bir anda davalının kendisine gelerek küçük düşürücü açıklamalarda bulunduğunu ve hırsızlıkla suçladığını ifade etmiştir. Davalı, karşı savunmasında odasına geldiğinde kişisel eşyalarının bir kısmının hasar gördüğünü ve bazılarının da yerinde olmadığını gördüğünde davacıya teknisyenlerin çalıştığı sırada başında bulunup bulunmadığını sorduğunu, bunun üzerine davacının kendisine "beni hırsızlıkla mı suçluyorsun defol git hadi s.tir" şeklinde cevap verdiğini, bundan dolayı da davacı hakkında idari soruşturma başlatıldığını ve ceza mahkemesinde kişisel dava açtığını da ifade etmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda kanıt olarak dinlenen tanıklardan Selçuk ve Çiğdem yeminli ifadelerinde olay günü tarafların tartıştıklarını, davalının davacıya benden izinsiz benim odama kimse giremez dediğini, eşyalarının kaybolduğunu bunun sorumlusunun davacı olduğunu buna karşılık davacının da davalıya hadi s.tir ol, defol şeklinde cevap verdiğini, davalının bu şekilde konuşamazsın dediğini, davalının davacıyı hırsızlıkla suçladığı konusunda bir sözünü duymadıklarını açıklamışlardır. Diğer tanık Gülen ise, çıkan sesler üzerine olay yerine geldiğini, olay sırasında taraflar dışında yukarıda ismi yazılı iki tanığın bulunduğunu, hatta davalının bu iki kişiyi olay yerine çağırdığını ve davacıya karşı "erkeksen ettiğin küfürleri çocukların yanında yinele" diye konuştuğunu bunun üzerine davacının da "söylerim tabi sende beni hırsızlıkla suçladın" şeklinde cevap verdiğini, buna karşılık davalının "hırsızsın tabi sende odamdan birşeyler çaldın" diye konuştuğunu açıklamıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere tanıkların beyanları arasında bir örtüşmenin olmadığı görülmekte olup mahkemece bu çelişkinin giderilmediği, salt davacı tanığı Gülen'in açıklamalarına itibar edildiği anlaşılmaktadır. Yine dosya içerisindeki belgelere göre taraflar hakkında üniversite yetkili kurullarınca idari soruşturma yapıldığı, sonuçta davacıya uyarma cezası verildiği, bu cezanın da Danıştay ilgili dairesince yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, davalı hakkında idari soruşturma sonunda herhangi bir cezanın tertip edilmediği görülmüştür.
Yukarıdaki açıklanan olgular itibariyle olayın yapılan disiplin kovuşturması dışında tanık beyanlarına dayandığı, tanık beyanlarının ise çelişkili olduğu bu çelişkinin giderilemediği, bu bağlamda olayın başında taraflar yanında bulunan tanık Selçuk ve Çiğdem'in davalının, davacı için hırsızsın biçiminde bir nitelendirme yapmadığını açıklamalarına ve hatta bu hususun disiplin soruşturmasına ilişkin yapılan araştırmalarda da yer almasına karşın diğer tanık Gülen'in tersi bir açıklamada bulunduğu, mahkemenin de buna itibar ettiği görülmekte olup belirtilen bu çelişkiye göre karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Ayrıca tarafların birbirine karşı kişisel şikayette bulunarak ceza davası da açıldığı ve henüz sonuçlanmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemenin yukarıda belirtilen çelişkiyi gidermeden ve ceza davasına ilişkin dosyayı da getirtip incelemeden ve gerektiğinde sonucunu da beklemeden eksik araştırma ve inceleme ile karar vermesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 26.04.2006gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy