(2709 S. K. m. 11, 138, 148) (1086 S. K. m. 573, 574, 575, 576) (2797 S. K. m. 13, 15)
Dava: Davacı A.-A. T. Gemi A. N. O. Ticaret Ltd. Şti. vekili, davalılar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi Başkan ve Üyelerinin usul ve yasaya aykırı karar vererek zarara neden olduklarını iddia ile tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Karar: 1 - Davalılardan M. A. Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı, M. G. ve Ç. İ. ise aynı mahkemenin üyeleridir. HUMK'un 575/11. maddesine göre vilayet asliye hakimleri hakkındaki tazminat davası esas davanın tabi bulunduğu Yargıtay Dairesinde görülür.
Bu nedenle adı geçen davalı hakimler aleyhindeki davada görevsizlik karan verilmek suretiyle dosyanın ayrılarak görevli, esas davanın tabi olduğu Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesi gerekir.
2 - Diğer davalılar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkan ve Üyeleri aleyhine açılan dava bakımından ise;
Genel olarak kamu hizmetlerinin ifasından dolayı Kamu Tüzel Kişilerinin sorumlulukları hizmet kusuruna, ajanların ki ise, onların kişisel kusurlarına tabi tutulmuştur. Hakimlerin Anayasa teminatı (madde 138/1-2) altında bulunan bağımsızlığı idare hukukunda Devletin ajanların faaliyetlerinden sorumluluğunu tayin eden hizmet kusuru ölçüsünün hakimler yönünden uygulanmasına olanak vermez. Türk pozitif hukuku, ilke olarak yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyla Devletin sorumlu tutulamayacağı esasını benimsemiştir.
Hakimlerin kişisel sorumluluğunda yargı yetkisinin özellikleri özel bir sorumluluk düzenin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Zira yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten hakimlerin diğer Devlet Memurlarının tabi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları yaptıkları her işlemin aleyhlerine bir tazminat davasına yol açacağını düşünmelerine ve bunun sonucu olarak tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir. Şu hususta belirtilmelidir ki, adaletin gerçekleşmesi Hakim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı ilke olarak sorumlu tutulamayacakları esas olmakla beraber Ceza Hukuku açısından sorumlu olan Hakimlerin Hukuki sorumluluklarının benimsenmesi de Hukuk mantığının doğal sonucudur.
Ancak hakimin hukuki sorumluluk halleri benimsenirken yargısal faaliyetten ibaret olan esas görevinin aksatılmamasına büyük özen gösterilmesi zorunludur. Gelişi güzel bir sorumluluk sisteminin benimsenmesi bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehlikeye düşürebilir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz bu düşüncelerin ışığı altında Hakimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacı ile onun Hukuki sorumluluğunu sınırlı hallerde kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tespitini özel bir usule tabi tutmuştur.
Hakimlerin sorumluluğu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ila 576. maddelerinde düzenlenmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 14/11/1970 gün ve 186/623 sayılı kararında usulün az önce sözü edilen maddelerine değinilerek aynen şöyle denilmiştir; ... Kanun bu gibi davalarda dava sebeplerini tahdit etmiş, görevli mercileri özel suretle belirtmiş, dava sabit olmadığı takdirde davacının para cezası ve tazminat ile sorumlu tutulmasını emretmiştir. Bu hükümler Hakimin vicdani kanaatindeki bağımsızlığını, yargı erkinin herhangi bir etki altında kalmamasını ve adalete güven duygusunun sarsılmamasını temin amacıyla Yasa'ya konulmuştur. Gerçekten Hakimlerin, hukuki sorumlulukları nedenine dayanan davalar, özel usul ve müeyyidelere bağlanmadığı takdirde ilgililerce kötüye kullanılarak Hakim hakkında red sebepleri ihdas edilmesi kolaylaşacak, mahkemelerin gereği gibi çalışmasına ve adaletin selametle dağıtılmasına helal gelebilecektir. Bu itibarla söz konusu özel hükümler hem meydana gelecek zararlı durumu düzeltip tamir etmek hem de haksız davaları önlemek amacıyla kabul edilmiştir. Davalı Hakimin sonradan ölmüş bulunması davanın bu nitelik ve özelliklerini değiştirmez.
Danıştay Üyelerinin de geniş anlamı ile ve genel olarak Hakim kavramının kapsamına girdiğinde tereddüt olunamaz. Yukarıda Hakimlerin hukuki sorumlulukları açısından değinilen genel esasların Danıştay Üyeleri için de geçerli olduğu ve diğer Devlet Memurlarının tabi oldukları görevden sorumluluk hakkındaki genel kurallara tabi tutulamayacakları tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. O halde Danıştay Üyelerinin de Yasalarla belirlenen sınırlı hallerde görevlerinden dolayı Hukuken sorumlu olduklarının kabulü gerekir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 13/2. maddesi özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına bakmayı Yargıtay'ın görevleri arasında saymış aynı Kanunun 15/3. maddesi de yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurulu'na verilen kişilere ait davalara ilk mahkeme olarak bakılacağını öngörülmüştür. Yargıtay Kanunu bu hükümlerle davalara bakacak merci göstermiş ancak onların hangi hallerde sorumlu tutulacaklarını özel olarak tesbit etmemiş ve diğer hakimler hakkındaki kurallara da gönderme yapmamıştır.
Bu konuda Bidayet Mahkemesi Hakimleri hakkında düzenlemede bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ve müteakip maddelerindeki sorumluluk hallerinin Danıştay Üyeleri hakkında uygulanıp uygulanılamayacağı incelenmelidir. Bu maddelerde Danıştay Üyelerinden söz edilmediğinden 573. maddedeki Hakim sözünün de sorumluluk nedenleri açısından sadece 575/2. maddede sayılanları hedef tuttuğunun kabulü gerekir. Zira 573 ve bunu izleyen maddelerin tedvini sırasında mahalli mahkeme Hakimlerin sorumluluk sistemi içerisinde Danıştay Üyelerine değinilmediği ve onlar hakkında düzenlemede bulunulmadığı halde 573. maddedeki Hakim sözünün sorumluluk nedenleri bakımından Danıştay Üyelerini de kapsamına aldığının düşünülmesi yorum kuralları ile bağdaştırılamaz. Bu açıklamalardan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki sorumluluk hallerinin Danıştay Üyelerini kapsamadığı sonucuna varmak gerekir.
Aşağıda değinileceği üzere Anayasa'nın Danıştay Üyelerinin görevden dolayı cezai sorumluluklarının tesbitini bir Anayasa müessesine bağlamış, olması da bu düşünceyi ayrıca doğrular. Diğer taraftan usulün 573 ve müteakip maddeleri istisnai ve sınırlı bir alanla düzenlemede bulunduğundan kıyas yolu ile uygulama alanının genişletilmesi de mümkün değildir. O halde Danıştay Üyeleri hakkında hangi hallerde görevden dolayı tazminat davası açılacağının Yasa ile belirlendiğinden söz edilemez. Bu durum karşısında sorun temel düzeni oluşturan Anayasa ve genel ilkeler esas alınarak çözümlenmelidir.
Yasaların uygulanmasında T.C. Anayasa'sının 11. maddesinde öngörülen Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin sonucu olarak onların Anayasa ilkelerinin ışığı altında değerlendirilmesi, yorumlanmaları, zorunludur. T.C. Anayasa'sının 148/3. maddesi hükmünce Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve Üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve Üyelerini görevleri ile ilgili suçlarından dolayı yargılamaları Yüce Divan sıfatı ile Anayasa Mahkemesine bırakılarak sözü edilen madde de aynen şöyle denilmiştir; Anayasa Mahkemesi... Cumhurbaşkanının; Bakanlar Kurulu Üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve Üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekillerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve Üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatı ile yargılar. Bu hükümlerle güdülen amaç kuşkusuz yargılanacak kişinin gördüğü işin önem ve özelliği itibariyle özel bir Anayasa güvencesi sağlamak ve kişileri değil müesseseleri korumak olup doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle Yüce Divan'da yargılanması gereken kişinin bundan feragati da hukuki sonuç doğurmaz.
Bu açıklamaların sonucu olarak usulen görevli merci tarafından görevle ilgili suçtan cezai sorumluluk yönünden bir karar verilmeden Danıştay Üyeleri hakkında Hukuk Genel Kurulu'nda açılan tazminat davasının görülmesinin mümkün olmadığının kabulü gerekir. Nasıl ki az önce de açıklandığı üzere Yüce Divan'da yargılanması gereken bir kişinin bundan feragati hukuki sonuç doğurmuyorsa, asıl görevi yasaların ülkenin her yerinde aynı biçimde ve dolayısıyla eşit olarak uygulanmasını sağlamak olan Yargıtay Üyeleri de hukuki sorumluluklarının tabi olduğunu usulden vazgeçemezler.
Olayda yukarıda açıklandığı üzere cezai sorumluluğu tesbit eden bir karar ibraz edilmemiş bulunduğundan dava dilekçesi örneklerinin davalılara tebliğ edilmesine, duruşma yapılmasına gerek kalmaksızın ve işin esasına girilmeksizin dilekçenin reddi gerekir (Tebligata gerek olmadığı hakkında; Hukuk Genel Kurulu Bidayet Esas 1975/1, Karar 1975/1 sayı ve 09/04/1975 günlü karar).
Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Daire Başkan ve Üyeleri olan davalılar hakkındaki dava dilekçesinin esasa girilmeden reddi gerekir.
Sonuç: 1 - Davalılar Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı ve Üyeleri aleyhine açılan dava bakımından 1. nolu bentte açıklanan gerekçelerle Hukuk Genel Kurulunun görevsizliğine, bu davalılar hakkında davanın ayrılarak dosyanın görevli Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine oybirliği ile,
2 - Yukarıda 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanı ve Üyeleri hakkındaki dava dilekçesinin esasa girilmeden REDDİNE, 11.10.2000 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ekseriyetinin uygulamasına göre ve özetle; (Danıştay- Yargıtay Başkan ve Üyeleri hakkındaki Hakimlerin mes'uliyeti matlabını taşıyan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 573-576 maddeleri hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Çünkü, Hakim tabiri münhasıran adı geçen kanunun 575/2. maddesinde de yer alan (Sulh, Asliye ve İcra Hakimleri)'ni kapsar ve bu nedenle de Yargıtay-Danıştay Başkan ve Üyeleri bu madde hükmünün şümulü dışındadırlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 138. maddesine göre Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa, Kanuna ve Hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz Yargıtay ve Danıştay Üyeleri, Anayasa'nın bu hükmünün güvencesi altındadırlar. Danıştay ve Yargıtay Kanunu'nda, Yargıtay-Danıştay Üyelerinin hangi hallerde sorumlu tutulacaklarına dair açık bir hüküm mevcut değildir. O halde, davacının, davalı Yüksek Mahkeme Üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesinden (Yüce Divan sıfatıyla kendilerinin davacı aleyhine verdikleri karardan dolayı sorumlu tutulmaları gerektiğini hedef alan bir ceza ilamı getirmesi gerekir. Bu ilam davalı (Yargıtay-Danıştay Üyeleri) için hukuki sorumluluk davası açabilme ön şartı olup, bu şart gerçekleşmedikçe işin esasının İncelenmesi mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yukarıya özetlediğimiz bu gerekçesine katılmamız mümkün değildir, şöyle ki;
1730 sayılı Yargıtay Kanunundan önce, Yargıtay Başkan ve Üyeleri aleyhine görevden doğan tazminat davalarına, kanunlarımızda, davaya bakacak bir makam (mahkeme) belirtilmediği ve bu durumda bir kıyaslamanın da söz konusu olamayacağı nedeniyle bakılmamakta idi. Bilahare 1973 yılında yürürlüğe giren 1730 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 5/2 ve 17/3 maddeleri hükümlerine göre, Yargıtay Başkan ve Üyelerinin aleyhine açılacak tazminat da-alarmın görülme yeri mercii olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu açıkça belirtildiği için, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra Yargıtay Başkan ve Üyelerinin aleyhine açılacak tazminat davalarına Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 6/10/1973 gün ve 1/1 ve 8/5/1974 gün ve 1/1 sayılı kararları) bakılmıştır. Şimdi olduğu gibi Yüce Divan'dan verilmiş bir ceza sorumluluk ilamı aranmamış ve böyle bir ön şart öngörülmemiştir.
8/2/1983 tarihinde yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri matlabını taşıyan 15/3 madde hükmünde de (tıpkı 1730 sayılı eski Yargıtay Kanununun 17/3 de olduğu gibi) Hukuk Genel Kurulu'nun Yargıtay Başkan ve Üyelerinin aleyhine açılacak mali sorumluluk davalarına ilk derece mahkemesi olarak bakacağı hususu açıkça belirtilmiş bulunmaktadır.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 15. maddesi hükmüne göre Hakimler dört sınıfa ayrıldığı gibi aynı Kanunun 16. maddesinin kendisine atıfta bulunduğu aynı Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde ve Anayasa'nın 154/2 ve 155/3. maddesi hükmüne göre Yargıtay ve Danıştay Üyelerinin hepsinin birinci sınıf Hakim oldukları açıkça kabul edilmiş bulunmaktadır. Binaenaleyh birinci sınıf Hakimler-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573 ve 515/2. maddeler hükmünde yer alan (Hakim) tabiri dışında bırakılmış ve bir ayırım da yapılmamış bulunması itibariyle, Yargıtay-Danıştay Başkan ve Üyelerinin de bu madde hükmünde yer alan hakim tabirine dahil olduklarının, öncelikle kabulü icap eder. Aksi halde, hem 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 15/3. madde hükmü ve hem de 2575 sayılı Danıştay Kanununun 8 ve 9. maddeleri hükümlerinin hiçbir anlamı kalmaz. Kanun koyucunun abesle iştigal ettiğini kabul etmek mümkün değildir (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü dördüncü bası, Ankara 1984, 4. cilt, sh.3957; Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6 bası, İstanbul 1975 sh.74; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku İstanbul 1977 sh. 105). Danıştay Başkan ve Üyelerine de Yargıtay Başkan ve Üyelerinin özlük haklarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı 2575 sayılı Kanununun 4 ve 64. maddesinde açıkça kabul edilmiştir. Gayeye göre yorum ilkeleri içinde işi ele alacak olursak, kanun koyucunun Yargıtay-Danıştay Başkan ve Üyelerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ve 576. maddeleri hükümlerinde yer alan Hakim tabiri dışında ele alıp, onları Hakimlik görevlerinden dolayı sorumsuzlukla donattığını ve bunun sonucu olarak, onları keyfi harekete adeta teşvik ettiğini düşünebilmek de mümkün değildir.
Türk Hukuk sistemine göre herkes Devlet adına kullanılan yetkilerin kullanılması sırasında işledikleri kusurlarından dolayı sorumludurlar. Bu tür eylem ve işlemlere karşı yargı yolu daima açık tutulmuştur. Sadece, Anayasanın 83. maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden sorumlu olamayacakları, yine Anayasa'nın 105. maddesi ile de Cumhurbaşkanın tek başına yaptığı işlemlerden sorumlu olmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, Yargıtay Genel Kurulu ekseriyetinde oluşturulan kararın hukuki dayanağı tarafımızdan bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu karan ile, tıpkı milletvekilleri için Anayasa'nın 83. maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığı (teşri masuniyet) müessesesine benzer bir şekilde, kazai dokunulmazlık müessesi ihdas etmiş bulunmaktadır. Böyle bir dokunulmazlık ihdas edebilme yetkisi münhasıran yasama organına aittir. Yoksa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu İçtihatla kazai dokunulmazlık müessesesi ihdas edemez. Konuyu yargı bağımsızlığı ile izah etmek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573-576 maddelerinde yer alan açık hükmü ihlal anlamına gelir.
Anayasa'nın 148/3. maddesi hükmüne göre, Anayasa Mahkemesinde Yargıtay-Danıştay Başkan ve Üyelerinin, görevlerinden kaynaklanan suçlarından dolayı (Yüce Divan sıfatıyla) yargılanabilmeleri için, usulüne uygun açılmış bir dava olması gerekir. Adı geçen Kanunun 150. maddesi hükmüne göre, kişilerin Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya dava açabilme yetkisi yoktur.
Davacının,-davalılar aleyhine ceza davası açabilmesi için Yargıtay Kanununun 46 ve müteakip maddesi hükmüne göre, (Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'na) müracaat etmesi ve bu kurul tarafından, şayet tahkikata gerek görülür ise, ancak o zaman tahkikata memur edilen bir Ceza Dairesi Başkanının sorgu hakimi sıfatıyla yapacağı tahkikat evrakım tamamlanması ve bu tahkikat evrakı münderecatına göre eylemin son soruşturma açılmasına karar verilmesine yeterli görülmesi gerekir. Danıştay Başkan ve Üyeleri hakkında da 2575 sayılı Kanunun 76 ve müteakip maddelerinde öngörülen prosedürün tamamlanması halinde ancak bu kurullarca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanalıyla ve oranın iddianamesiyle Anayasa Mahkemesine (Yüce Divan sıfatıyla) davalılar aleyhine ceza davası açılabilir ve davaya bakılabilir. Yargıtay Üyeleri için Birinci Başkanlık Kurulu yapılan tahkikatı son soruşturmanın açılmasına yeter değerde görmezse, o zaman dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir ve bu karar kesindir.
Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davalı ve davacı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Bu hak temel haklardan olup, yine Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan özel haller dairesinde kanunla sınırlandırılabilir. Yüksek Hukuk Genel Kurulu Kararı bu kurallar ile bağdaşır nitelikte bulunmadığından karara katılmak mümkün olmamıştır.
Yüksek Mahkemeler Üyeleri aleyhine açılacak mali sorumluluk davalarını Yüce Divan'ın cezai sorumluluk kararı ön şartına bağlayan çoğunluk kararına açıkladığım sebeplerle katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy