(743 S. K. m. 639) (1086 S. K. m. 286)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kırklareli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 7.11.1997 gün ve 1997/259-524 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 25.3.199 gün ve 1998/10034-1999/2742 sayılı ilamı;
(... Davacı, 162 ada 12 parsel ile 163 ada 8 parselin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 162 ada 12 parsele ile kadastro tutanağında, aynı ada 11 parsele ait 10.9.1948 tarih ve 16 nolu tapu kaydının dava konusu taşınmaz yönü olan güney hududunun kasaba mer'ası, 163 ada 18 parsele ait tutanakta da aynı ada 6 parsele uygulanan 23.3.1937 tarih ve 168 numaralı tapu kaydının kuzey sınırını mer'a okuması nedeni ile her iki parsel tarla niteliği ile Hazine adına tespit ve tescil edilmişlerdir. Davacı, tespitten önceki kazanmayı sağlayan 50 seneyi aşkın zilyetlik nedeni ile iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar, kazanmayı sağlayan süreden haber vermişler, ziraatçı bilirkişi taşınmazın 60-70 yıl kadar önce çalılıktan temizlenerek tarla haline getirildiğini, mer'a ile ilgisinin bulunmadığını bildirmişlerdir. Mahkemece komşu parsellere uygulanan belgelere ters düşen bilirkişi, tanık sözleri ve uzman bilirkişilerin raporlarına değer verilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu 162 ada 12 ve 163 ada 18 parsel numaralı taşınmazların 40-50 yıldır müvekkilinin nizasız, fasılasız zilyetliğinde iken kadastro sırasında haksız olarak hazine adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tescilini istemiştir.
Mahkeme kararında; her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar beyanlarıyla ziraat yüksek mühendisi de, raporunda dava konusu taşınmazların mer'a olmadığını kadimden beri tarla olduğunu belirtmiş iseler de komşu 6 ve 11 sayılı parsellere kadastro sırasında revizyon gören tapu kayıtlarında revizyon gören tapu kayıtlarında dava konusu taşınmazların mer'a olarak gösterilmiş olması karşısında, resmi kayıtlara ters düşen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarıyla teknik bilirkişi raporuna itibar edilemeceğini, mera niteliğindeki taşınmazların zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını belirterek davayı reddetmiştir.
Uyuşmazlık; dava dışı komşu taşınmaza revizyon gören ve davacı ile ilişkisi araştırılıp tespit edilmemiş olan kaydın, keşifte yapılan uygulamada dava konusu taşınmaz yönünü mer'a göstermesi halinde başkaca hiçbir araştırmaya gerek kalmaksızın nizalı taşınmazın öncesinin mera olduğu ve meradan açıldığını kabul etmenin mümkün olup olmıyacağı üzerinde toplanmaktadır.
Tapu veya vergi kaydı gibi bir belgenin, dava dışı komşu taşınmaza uygulanması ve bu kayıtların dava konusu taşınmaz yönünü mera okuması nedeniyle nizalı yerin mera niteliğiyle Hazine adına yapılan tespit ve tesciline ait iptal davalarında, kadastroca uygulanan kaydın davacıya ait olup olmadığı, komşu taşınmazlara ait kaydın nizalı taşınmazı ne şekilde nitelendirdiği ve nizalı taşınmaz yönünde dava tarihinde veya önceden eylemli kadim meranın bulunup bulunmadığını araştırılması uyuşmazlığın çözümü yönünden gerekli ve önemlidir.
Davacının dayandığı ve dava dışı davacıya ait taşınmaza uygulanan kaydın dava konusu taşınmaz yönünü mera okuması ve bu yönde dava tarihinde veya önceden eylemli meranın bulunduğunun keşfen yapılan araştırma ile sabit olması halinde, başkaca bir araştırmaya gerek kalmaksızın dava konusu taşınmazın öncesinin mera olduğu ve meradan açıldığı sonucuna varılır. (HGK. 29.3.1995 T.1995/16-116 E., 251 K., HGK. 19.2.1997 T. 1996/7-724 E.1997/90 K.) Nizalı taşınmaza bitişik eylemli meranın bulunup bulunmadığının tespiti için keşfen mahallinde usulüne uygun şekilde seçilen bilirkişi ve tanık beyanları ve ziraatçi bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmalı veya bu husus kesin delille veya hükmen sabit olmalıdır. Aksini iddia ve ispat her zaman mümkün olan tutanak ile kadastroca mera olarak sınırlandırılan bir yerin kadim mera olarak kabulü için tutanağa dayanmak yeterli değildir. Yukarıda açıklanan mera araştırmasının yapılması gerekir.
Davacı adına tescil olunan dava dışı parsele uygulanan kaydın sınırlarının dava konusu yeri şahıs okumasına rağmen komşu kaydın mera okuması ve böylece kayıtların mera sınırı yönünden birbirini doğrulamaması ve mera okuyan kaydın nizalı taşınmazı gösterdiği yönde taşınmaza bitişik eylemli mera bulunmaması halinde komşu taşınmaza ait kayıt davacının hukukunu etkilemiyeceğinden ve davacı kendi kaydı ile bağlı olacağından; taşınmazın öncesinin mera olup olmadığı hususunun tespiti ancak usulüne uygun şekilde mera araştırması yapılması ile mümkündür. (HGK. 21.5.1997 T. 1997/8-206-455)
Somut olayda olduğu gibi davacıya ait kaydın mevcut olmadığı fakat dava dışı komşu parsellere ait kayıtların bir kısmının nizalı taşınmaz yönünü mera, bir kısmının da şahıs okuyarak birbirini doğrulamamaları halinde, komşu kaydın nizalı taşınmazı mera okuduğu yönde taşınmaza bitişik eylemli mera olsun ya da olmasın, usulüne uygun şekilde mera araştırması yapılması gerekir. zira bu durumda yukarıda açıklandığı gibi davacıya hukuken bağlayıcı kendine ait bir kaydın varlığı ve uygulanması söz konusu değildir.
Açıklanan ilkelerden ortak hareket noktası, davacının dayanmadığı veya davacıya ait olmayan kayıtların davacı zilyedin hukukunu etkilemeyeceği ve davacının ancak kendi kaydı ile bağlı olmasıdır.
"mücerret olarak dava dışı (davacıya ait olmayan) komşu parsele revizyon gören kaydın bir sınırının (dava konusu) taşınmaz yönünü mera olarak sınır göstermesi taşınmazın mera olarak kabulü için yeterli delil olarak kabul edilemez" yukarıda açıklandığı şekilde usulüne uygun mera araştırması yapılması gerektiği halde yapılmadığı açıktır. Şu durum karşısında az yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ve Özel Dairenin bozma kararında belirtilen hususlarda araştırma yapılarak komşu taşınmazlara uygulanan kayıtların malik olarak davacı ile hukuki ilişkisinin tespiti, kayıtların nizalı taşınmaz yönünü mera okuyan sınırlarında ve çevresinde dava tarihinde veya öncesinde eylemli meranın bulunup bulunmadığı, dava konusu 163 ada 18 parsel ile ilgili olarak davacının bu taşınmazda satın alma veya irsen intikal yoluyla zilyetliğinin bulunup bulunmadığı ve davacı ile önceki zilyetler yönünden zilyetlik süreleri de araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Bu nedenlerle, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 08.03.2000 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacıdan delilleri sorulmuş ve gösterilen deliller özellikle 18 parsel numaralı taşınmazda (dava hakkı) sıfat yönünden toplanmış, dinlenen mahalli bilirkişi bu taşınmaz malda davacının zilyetliğinin olmadığını, babasının H.'a verdiğini açıklamıştır. Davacı taraf bu beyana karşı çıkmamıştır. 18 parsel hakkındaki davanın sıfat yokluğu sebebiyle reddi gerekir. Mahkemenin red kararı sonucu itibariyle doğrudur. Kararın bu bölümü onanmalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy