(818 sy. Kan. 21, 30 , 44) (6762 sy.kan. m. 1304, 1305)
Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 3. Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.4.1999 gün ve 1998/1862-1999/258 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 9.12.1999 gün ve 1999/5586-10158 sayılı ilamı ile , (... Davacı vekili, davalı şirkete yangın rizikolarına karşı sigortalı müvekkiline ait işyerinde 14.2.1998 günü çıkan yangın sonucunda işyeri ve işyerinde bulunan muhtelif baharat emtiasının yanarak hasarlandığını, talep edilmesine rağmen 35 milyar tazminatın ödenmediğini ileri sürerek, bu meblağın reeskont oranında temerrüt faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, sigortalı işyerinde yangın nedeniyle oluşan hasar tutarının 13.019.750.000 lira olup, bu meblağında davacı tarafından ihtirazı kayıtsız tahsil edilerek müvekkilinin ibra edildiğini,bu nedenle davanın konusuz kaldığını, kaldı ki talebin fahiş olduğunu, işyerinde iddia edildiği kadar emtia bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporuna nazaran, sigortalı işyerinde çıkan yangın nedeniyle meydana gelen zararın 35.605.700.000.000 lira olup, gerek işyeri ve gerekse içindeki emtianın tamamen hasarlanması karşısında aşkın veya eksik sigortanın söz konusu olmadığı, her ne kadar davacı yargılama sırasında makbuz karşılığı (13.019.750.000) lira tahsil edip,davalıya ibra belgesi vermiş ise de poliçe teminatındaki zararın miktarı nazara alındığında,davacının bu ödemeyi içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı nedeniyle kabul ettiğinin ve davacının hür iradesiyle verilmediğinin kabulü gerektiği, bu itibarla ödemenin ve ibranamenin kısmi ödeme karşılığı verilmiş makbuz olarak değerlendirileceği davacının da, tahsil ettiği meblağa yönelik davasından Feragat ettiği, bakiye miktardan davalının sorumlu olduğu gerekçesi ile tahsil edilen miktarın mahsubu ile bakiye (21.980.250.000) liranın 17.4.1998 tarihinden yürütülecek reeskont oranında temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1 -Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, dava, yangın sigorta poliçesine dayalı sigorta bedelinin tahsiline ilişkin olup, davacıya ait işyerindeki emtia ve demirbaş eşyaların 20.10.1997 tarihli asıl ve 10. 11.1997 tarihli zeyilname ile yangın rizikolarına karşı sigorta örtüsüne alındığı, işyerinde 14.2.1998 tarihinde yangın çıktığı hususlarında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu husus, sigortalı işyerinde meydana gelen hasar miktarı ve davacının 18.6.1998 tarihide tahsil ettiği miktar karşısında davalıyı ibra edip, etmediği üzerinde toplanmıştır. Belli bir meblağın ödenmesi ile borçlunun tamamen ibra edildikten sonra, bu ibranın, serbest irade ile olmayıp müzayaka halinde kalındığı için verildiği iddia olunan hallerde, gerçek borç miktarı ile yapılan ödemenin arasında aşın nispetsizlik mevcut ise, ibranamenin, serbest irade ile verilmediği iddiasına karine oluşturacağı ilke olarak doğrudur. Ancak, serbest irade ile ve karşı taraf da yanıltılmadan verilmiş ibranamelerin dava tehdidi ile sürekli askıda tutulması da hukuken korunmamalıdır.
Dava konusu somut olayda, sigortalı işyerinde 14.2.1998 tarihinde yangın çıkmış olup, aynı gün, olayın ihbarı ile davalı tarafından görevlendirilen bağımsız eksper çalışmalarına başlamış ve 30.4.1998 tarihinde (13.019.750.000) lira poliçe teminatında zarar olduğunu bildirir raporunu hazırlamıştır. Bu arada davacı, 15.4.1998 tarihli ihtarnamesi ile 35 milyar lira olarak sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacı 11.6.1998 tarihinde de bu davayı açarak, 35 milyar lirayı talep ve dava etmiş, ancak, henüz dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden ve davayı gizleyerek ekspertiz raporunda belirtilen (13.019.750.000) lirayı tahsil ederek, aynı tarihli "ödeme Makbuzu ve ibraname başlıklı belgede, olay sebebiyle doğan zararın bu olduğunu belirttikten sonra, davalıya ibra ettiğini ve olay nedeniyle haklarının da devir ve temlik ettiğini beyan edip, imzalamıştır. Bir başka anlatım ile davalıyı tam olarak ibra etmiştir. Aradan 7 günlük bir süre geçtikten sonra ise, mahkemeye verdiği 25.6.1998 tarihli dilekçesinde, bu ibranamenin müzayaka altında verildiğinden bahisle makbuz niteliğinde sayılmasını istemiştir. Esasen, işyerinde ve davacının ibraz edilen kayıtları üzerinde inceleme yapan ekspertiz, davacı işyerinde kayden uzun süredir stoklama gözüktüğünü, bunun şüpheli ve dikkat çekici olduğunu keza, diğer ticari defterlerin verilemeyişinin şüpheli olduğunu vurgulamıştır. Tüm bu somut olayın özelliği dikkate alındığında, açılacak bir davadaki yargılama süresini beklemeden tahsil edilecek bir meblağ karşılığı ibraname verilmesi gayet olağandır. Kaldı ki, davacı açtığı davayı gizlemiş, bir yerde davalının da serbest iradesini engellemiştir, önceden açılan ve henüz davalıya tebliğ edilmemiş bir davadaki haklardan böyle bir ibraname ile vazgeçmek mümkündür. Davacı, ibranameden sonra hemen değil, 7 günlük bir süreden sonra müzayaka iddiasında bulunmuştur. Bu durum karşısında davacının sahteliği ileri sürülmeyen 18.6.1998 tarihli belge ile davalıyı ibra ettiğinin kabulü gerekli olup, bu nedenle davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
3-Kabul şekline göre de, davalı sigortacı şirket gerçek zararı poliçedeki limitler dahilinde ödemek zorunda olup ancak, davacının gerçek zararın evvelemirde kanıtlaması gerekmektedir. Her ne kadar, mahkemece bilirkişi raporu hükme dayanak yapılmış ise de, bilirkişi raporu davalı tarafından itiraza uğramıştır. İşyerine ait tüm ticari defterlerin muhasebeciden birkaç gün önce işyerine getirildiği ve yangında İşyerine ait tüm ticari defterlerin muhasebeciden birkaç gün önce işyerine getirildiği ve yangında zayi olduğu belirtilmesine rağmen tasdik durumları anlaşılamayan mizan defteri ve müstahsil makbuzları esas alınarak işyerindeki mal stoku belirlenme cihetine gidilmiştir. Oysa, ticari defterin lehe delil olabilmesi için usulünce tutulmuş ve noter tarafından tasdik edilmiş olması gereklidir. Noterce tasdike tabi defter ve kayıtlardan değil ise, en azından karşı taraf defter ve kayıtları ile dayanaklarıdırılması lazımdır. Bu durumda mahkemece, davacı işyerinde mevcut baharat emtiası miktar ve davacının gerçek zararının belirlenmesi bakımından, incelenen defterlerin usulüne uygun ve davacı lehine delil teşkil edecek mahiyette olup olmadığının ve gerektiğinde müstahsil makbuzlarının doğruluğunun araştırılması; davalı itirazlarının ek rapor ile karşılanması gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi isabetsiz görüldüğü gibi, davalının temerrüde düştüğü tarihin poliçe genel şartlarının "Hasar ve Tazminatın Sonuçları" başlıklı bölümün 1.maddesi göz önünde tutularak belirlenmesi gerekirken, bunun da gözden kaçırılması doğru olmamıştır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy