(1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri Asliye 5. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 24.6.1999 gün ve 1999/242 E - 374 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.12.1999 gün ve 1999/8281 - 10052 sayılı ilamı;
( ... Davacı, 1991 yılında davalılarla bedelini ortak ödeyerek Albaraka Türk Finanstan aldıkları otobüsün davalı Hüseyin Can adına kiracı olarak tescil edildiğini, ancak 1994 yılı ekim ayından bu yana araçtan yararlanmasının önlendiğini, ortaklığın tespiti ile tescil ve ortaklığın tasfiyesine yönelik olarak açtığı davalıların reddedildiğini, bununla ilgili hakların saklı tutularak araç için verilen 68.0000 DM karşılığı ile mahrum kaldığı kar karşılığı toplam 8.000.000.000 liranın ticari faizi ile ödetilmesini istemiştir.
Davalılar aralarında ortaklık olmadığını, davacının ikinci şoför konumunda olduğunu ve aracın Şükrü Can ile ilgisinin bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davacının ortak olmadığının kesin hükümlerle belirlendiği gerekçe gösterilen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme kabulünün aksine davacı ile davalılar arasında varlığı öne sürülen adi ortaklık hukuki ilişkisinin mevcudu olmadığını tespit eden kesin hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda davalılar davacının adi ortaklık ilişkisini inkar ettiklerine göre davacı bu iddiasını yasal delillerle kanıtlamak zorundadır. Mahkemece davacının ortaklığın varlığına ilişkin delilleri ile varsa davalıların karşılık delilleri alınıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle HUMK.nun 237. maddesine göre bir hükmün, kesin hüküm olabilmesi için, dava konusunun, hukuki sebebinin ve taraflarının aynı olması gerekir. Mahkemece kesin hüküm olduğu ileri sürülen Kayseri Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin 1998/284 esas ve 1998/1010 karar numaralı davasında; davacı 34 F 4264 plaka numaralı ve davalı Albaraka Türk Finans adına kayıtlı aracın trafikteki kaydının iptali ile yarısının kendi, diğer yarısının davalı Şükrü Can adına tescilini, bu mümkün olmadığı takdirde, aralarındaki adi ortaklığın feshi ile tasfiyesini istemiştir. Mahkemece, adi ortaklığın tasfiye edilebilmesi için, ortaklık mallarının bulunması ve defterlerinin usulen tutulmuş olmasının gerektiği, böyle bir kayıt da ibraz edilmediği vurgulanarak dava red edilmiş ve bu karar derecattan geçmek suretiyle kesinleşmiştir.
Görüldüğü üzere bu karar hukuksal nitelikçe adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin olduğu açıktır.
Oysa, önümüzdeki davada davacı, adi ortaklık hukuki ilişkisi olmadığını tespit eden ve kesinleşen karardan sonra, salt araç alımına katılım bedeli ile aracın davalılarca kullanılmasından doğan kazanç kaybını istemektedir. Hal böyle olunca ortada hukuki sebebi ve konusu tamamen ayrı ve mustakil iki dava bulunduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
O nedenle varlığından söz edilebilecek ve dayanılacak bir kesin hüküm olmadığı açıktır.
Mahkemece davaların hukuki nitelendirmesinde yanılgıya düşülerek, kesin hüküm nedeni ile davanın reddine yönelik direnme kararı vermesi usule ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy