(4331 S. K. m. 2) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasındaki kiracılığın tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 8. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.12.1998 gün ve 1998/399-619 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.11.2000 gün ve 2000/9314-9901 sayılı ilamı ile,
...Davacı, davalıya ait taşınmazda kiracı olduğunu, 4331 sayılı Yasa gereğince kira sözleşmesinin sona erdiğini, davalının restorasyon yapacağından bahisle yeni kira sözleşmesi yapmadığını ve tahliyesini istediğini belirterek kiracılık hukuki ilişkisinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının 4331 sayılı Yasa uyarınca 30 günlük süre de kira sözleşmesini imzalamadığını ve bu suretle işgalci durumuna düştüğünü savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 4331 sayılı yasa uyarınca kira sözleşmesinin sona erdiği, 30 günlük sürede kira sözleşmesi imzalanmadığı için davacının kiracılık sıfatını kaybettiği gerek kira parası ve gerekse kiraya ilişkin şartlar üzerinde taraflar arasında henüz bir anlaşma sağlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4331 sayılı yasa hükmü uyarınca taraflar arasındaki önceki kira sözleşmesi 27.4.1998 tarihi itibariyle son bulmuştur. Bu tarihten itibaren 30 günlük süre içerisinde davacı eski kiracı davalı idarenin bildirdiği yeni kira bedeli üzerinden kira sözleşmesi yapmaz veya yine aynı süre içerisinde bildirilen kira bedelinin fahiş, olduğu iddiası ile kira bedelinin indirilmesi konusunun da dava açmaz ise bu sürenin sonunda hukuken haksız şagil konumuna düşer. 30 günlük süre içinde davacının kiracılık sıfatı askıdadır.
Davacı bu süre içinde davalıya keşide ettiği ihtarname ile davalının bildirdiği bedel üzerinden kira sözleşmesi yapmaya hazır olduğunu açıklamış böylece davalını kanundan kaynaklanan icabını kabul etmiştir. Davalı ise 4331 sayılı yasa hükmü uyarınca sözleşme yapmak zorunda olmasına rağmen kiralananda restorasyon yapacağı gerekçesiyle sözleşme yapmaktan kaçındığı anlaşılmaktadır. Davalının yasal olarak bu şekilde kaçınma hakkı bulunmamaktadır. Davacı yasanın kendisine tanıdığı hakkı kullanmış kira sözleşmesi yapmak istediğini bildirmiş kira parasını da tevdi yerine yatırmış olmakla anılan yasa uyarınca kiracılığı gerçekleşmiştir. Açıklanan bu durum karşısında aralarında yazılı bir kira sözleşmesi yapılmasa dahi davalının davacıya tesbit edip bildirdiği kira bedeli ve 28.4.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kira hukuki ilişkisinin kurulduğunun ve davacının da bu hukuki ilişki nedeniyle taşınmazda kiracı olduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin bu yönü gözardı ederek davacının kiracılık sıfatını kaybettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Karar: Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK. nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hüküm gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 03.10.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy