(1086 S. K. m. 236, 288)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 10.2.2000 gün ve 1996/523 E. - 2000/85 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2.11.2000 gün ve 2000/4836-7395 sayılı ilamiyla ( ...Davalı yazılı ve sözlü beyanlarında davacıdan mal alıp karşılığını ödediğini savunarak, davacının defter ve bilgisayar kayıtlarında bir borç gözüktüğü takdirde bunu ödeyeceğini bildirmiş olup, davalının bu suretle gerekçeli ikrarda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece davacının defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemeleri sonucunda davacının, davalıdan belgelere dayalı bir alacağı bulunmadığı saptanmıştır. Bu durumda davanın reddi gerekirken, davalının ikrarı bölünerek ve aleyhine kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının, davacıdan tuğla, kum, çimento, kireç, çakıl gibi inşaat malzemeleri satın aldığını, karşılığında faturalar düzenlenerek davalıya verildiğini; davalının bu malzemelerin satış ve nakliye bedellerinden doğan borcunu ödemediğini, yapılan icra takibine de kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müteahhit olan davalının, ihtiyaç duyduğu bazı malzemeleri dava dışı Güray'dan satın alıp, bedellerini zamanında bu kişiye ödediğini, herhangi bir borcunun bulunmadığım, bu hususun davacının işyerinden aldığı bilgisayar kayıtlarıyla da sabit bulunduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemenin, davanın kısmen kabulüne dair kararı, Yüksek Özel Daire'ce yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Davalının, davacıya ait işyerinden bir kısım inşaat malzemeleri satın aldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı vekili, bu malzemelerin bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, davalı hakkında icra takibi yapmış, itiraz üzerine de görülmekte olan itirazın iptali davası açılmıştır.
Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık, davalının içeriği yukarıda belirtilen cevap dilekçesindeki açıklamaları ve aşağıya aynen alınan duruşmalardaki beyanlarının, gerekçeli ( vasıflı ) ikrar mı, yoksa varlığı kabul edilen bir borcun ödendiğine ilişkin bir savunma mı olduğu noktasındadır.
Davalı, 15.4.1998 günlü duruşmada "...Davacı işyerinden 1995'li yıllarda tahminen 600 milyonluk mal aldım. 650 milyon da olabilir. Bu civarda mal aldım. Ancak buna karşılık kendisine 1.200.000.000 TL. para ödedim. Davacının oğlu bizzat kendi bilgisayarından tahminen 1-2 sene kadar önce davadan önce hesap görürken benim borcumu çıkarttı. 600 milyon kadar borcum olduğunu, bu kadar mal aldığımı bizzat kendisi söylemiştir. Keza benim ödediğim parayı da kendisi bilgisayarından çıkartıp 1.200.000.000 TL. olduğunu davacının oğlu kendisi söylemiştir. Sonradan benden faiz adı altında şişirme faturalarla alacak talebinde bulunmaktadır..." şeklinde beyanda bulunmuş, aynı duruşmada ve 9.12.1998 tarihli duruşmada, davacının bilgisayar kayıtlarına ve defterlerine delil olarak dayandığını bildirmiştir.
Cevap dilekçesi içeriği ve davalının duruşmalardaki beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davalının, davacıdan mal satın aldığını kabul ve fakat bunların bedelini fazlasıyla ödediğini iddia ettiği açıkça görülmektedir. Bu durumda, davalının gerekçeli inkarda bulunduğundan söz edilmesine olanak yoktur. Çünkü, öğretide ve Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere, gerekçeli inkar, bir tarafın, karşı tarafça ileri sürülen vakıanın doğru olduğunu, ancak bu vakıanın hukuki niteliğinin, ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesidir. ( Bu konuda bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 5. Baskı, 1990, Cilt 2, Sayfa: 1411, 2247, 2248 ). Davacının satım akdine dayanmış ve davalının da bu akdin varlığını kabul etmiş olması karşısında, davacının ileri sürdüğü vakıanın hukuki niteliği yönünden davalı tarafından ortaya konulmuş bir "farklılık" savunmasının bulunmadığı; dolayısıyla, somut olayda gerekçeli ikrarın unsurlarının mevcut olmadığı kuşkudan uzaktır.
Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun ( satım akdinin ) ve bundan doğan borcun varlığının kabulü, ancak, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu durumda, davalı, borcu ödediğine ilişkin bu savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hale gelmiştir.
Davalı ödeme savunmasını kanıtlamaya yeterli delil sunamamıştır. Hal böyle olunca, yerel mahkemenin, bu gerekçeye dayalı direnme kararı yerinde olup, onanmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 26.12.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy