(818 S. K. m. 179, 173, 174) (233 S. KHK m. 4/2, 38)
Dava: Taraflar arasındaki "maddi-manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. İş Mahkemesince davanın husumetten reddine dair verilen 20.3.2001 gün ve 2000/1714 E. - 2001/126 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24.5.2001 gün ve 2001/3566 E.- 4084 K. sayılı ilamı ile; (...Dairemizin 5.4.2001 gün ve 2001/2496-2623 karar sayılı ilamı ile onama kararı verilmiş ise de yapılan incelemede bu kararın maddi yanılgıya dayalı olduğu ve davalı işverenin olay tarihine göre doğru gösterildiği ancak özelleştirme tarihinde yanılgıya düşülerek davalı TKİ'nin olay tarihinde işveren sıfatını kaybettiği ve işyerini devrettiği düşüncesi ile mahkeme kararının onandığı görülmüştür.
Oysa Yargıtay'ın yerleşik uygulanmasına göre maddi yanılgılara dayalı kararların düzeltilmesinin mümkün bulunduğu ve bu yönde taraflar yönünden usulü kazanılmış hak kuralının uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Dava konusu olayda, olay tarihine göre işveren konusunda maddi yanılgı bulunmakla yanılgıya dayalı onama kararının kaldırılmasına karar verilmelidir.
İşin esasına gelince; olay tarihinde işverenin davalı TKİ Kurumu olduğu henüz özelleştirme faaliyetinin belirtilen tarihte gerçekleşmediği, işyerine fiilen el koyma tarihinin 1.7.2000 tarihi olduğu oysa, olayın 5.4.2000 tarihinde meydana geldiği böylece davalının işveren olarak sorumluluğunun irdelenmesi gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Mahkemenin belirtilen maddi ve hukuksal olguları dikkate almaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece yapılacak işlem, olay tarihi itibariyle davalı yönünden ve dava ile ilgili tüm kanıtları toplamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde davacıların bu yönleri amçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Edenler: Davacılar vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacılar vekili, 24.11.2000 tarihli dilekçe ile, davacıların miras bırakanının davalı T. Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı Ç. Linyit İşletmesinde çalışırken 5.4.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu öldüğünü beyanla maddi ve manevi tazminatın ödetilmesini istemiştir.
Davalı T. Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü vekili, davalının 233 sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" hükümlerine bağlı İktisadi Devlet Teşekkülü olduğunu, kazanın olduğu Ç. Linyitleri işletmesinin T. Elektrik Üretim, İletim A.Ş. (TEAŞ) Genel Müdürlüğü'ne bağlanmasına ilişkin Yüksek Planlama Kurulu kararı doğrultusunda TEAŞ Genel Müdürlüğü ile T. Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen protokol ile O. A. Linyitleri İşletmesi Bölge müdürlüğünün tüm personeli, varlıkları hak ve vecibeleri ile TEAŞ Genel Müdürlüğüne 1.7.2000 tarihi itibariyle (davadan önce) devredildiğini beyanla husumet nedeniyle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, davadan önce işyerinin davalı tarafından 1.7.2000 tarihinde tüm aktifi ve pasifi ile birlikte TEAŞ Genel Müdürlüğüne devredildiği gerekçesiyle davanın husumet nedeniyle reddine dair verdiği karar özel dairece onanmış, karar düzeltmede yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkeme önceki kararda direnmiştir.
İktisadi Devlet Teşekkülleri 233 sayılı K.H.K.'de saklı tutulan hususlar dışında "özel hukuk hükümlerine" tabidirler. (233 sayılı K.H.K. md. 4/2) Ne var ki, 233 sayılı K.H.K. teşebbüs, müessese ve diğer birimlerin tasviye ve devrini düzenlemiş, fakat sorumluluk yönünden özel bir hüküm getirmemiştir. (Md.38/1) Hemen belirtilmelidir ki, 233 sayılı K.H.K. 4/2 hükmünde düzenlenen özel hukuk kurullarının uygulanması kuralı yanında iktisadi devlet teşekküllerinin taraf olduğu devir, dönüşüm ve benzeri intikal hallerinde B.K. 179-180 hükmünün uygulanması yargı inançları ve öğretide benimsenmiştir. (Bkz. Karayalçın Sistemler ve Hukuk açısından Büyük İşletme Ankara 1985 sh. 68, Ticaret Hukuku I, Giriş - Ticari İşletme Ankara 1968 sh. 57 vd; S. A. Ticari İşletme Hukuku Ankara 1993 sh. 114 vd). Bu durum karşısında iktisadi devlet teşekküllerinin taraf olduğu devir, birleştirme ve diğer intikal hallerinde B.K. 179-180 hükümleri uyarınca "devre konu pasifler yönünden" sorumluluğun doğacağında kuşku ve duraksamaya yer yoktur. B.K. md. 179-180 hükümleri buyurucu nitelikte olduğundan sorumluluk kaydı, sözleşme, devir statüsü veya idari bir tasarrufla hiçbir şekilde etkisiz ve uygulama dışı bırakılamaz. Bunun tamamen etkisiz bırakılması veya sınırlandırılması ancak bir yasayla mümkündür.
Gerçekten, B.K. 179'ncu madde içinde "müteselsil bir borç" vardır. Devir alan şirket devir eden şirketin borçlarından ötürü sorumlu olduğu gibi iki yıl müddetle evvelki borçlu (devreden) dahi, yenisi (devralan) ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. Borçlar Kanununun müteselsil borçlara ilişkin 141. maddesine göre teselsülün kanun hükmünden doğduğu hallerde kamu düzeni söz konusu olacağından tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür. (Dr. H. Ö. / W. Scöhenenberger Borçlar Hukuku ankara 1950 sh. 905-906) O nedenle bu müteselsil borç kanun hükmünden (B.K.179'dan) doğduğundan; teselsülden kaynaklanan sorumluluğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz. Burada belirtelin sorumluluğun zamanı "Devir anıdır." Devrin fiilen gerçekleştiği tarihte doğmuş ve nedeni vücut bulmuş borçlar bu sorumluluğun kapsamında kalmaktadır. İşletmenin devirden önceki borcunun nakli kural olarak alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi B.K. 173 ve 174 maddeleri gereğince alacaklının onamına bağlı ise de 179. madde bu kurala bir istisna getirmiş alacaklının rızasına gerek görülmeksizin borcun devir alana intikal ettiği kabul edilmiştir.
Müteselsil borcun özelliği alacaklının müteselsil borçludan hepsinden veya birinden alacağın tamamını veya bir kısmını istemekte serbest oluşudur. (A. Von Tuhr, Borçlar Hukuku, İstanbul 1953, s 845 vd.) Sözü edilen hukuki esaslara göre eski ve yeni borçlunun müteselsil sorumluluğu iki yıllık bir devre için kabul edilmiş olup, bu iki yıl (muaccel borçlar için) devrin, alacaklara ihbarı ya da gazetelerde ilan tarihinden itibaren başlar.
Açıklanan bu yasal kurallar somut olayımıza uygulandığında; davacıların miras bırakanı TKİ Genel Müdürlüğüne bağlı Ç. Linyit İşletmesinde çalışırken 5.4.2000 tarihinde iş kazası sonucu ölmüş, Ç.Linyit İşletmesi 1.7.2000 tarihinde aktif ve pasifleri ile birlikte TEAŞ Genel Müdürlüğüne devrolmuş, dava 24.11.2000 tarihinde TKİ Genel Müdürlüğü aleyhine açılmıştır.
Hal böyle olunca, ortada B.K. 179'ncu maddesi hükmüne göre müteselsil bir borcun varlığı söz konusudur. Devreden TKİ Genel Müdürlüğü, devralan TEAŞ Genel Müdürlüğü ile birlikte devirden itibaren iki yıl sürede müteselsilen sorumludur.
Bu durumda, mahkamece olay tarihinde işverenin T. Genel Müdürlüğü olduğu, tüzel kişiliğinin tamamen ortadan kalkmayıp sadece bir işletmesinin devredildiği, davanın iki yıllık süre içinde açıldığı, davacının müteselsil borçlulardan biri veya diğeri aleyhine dava açmakta serbest olduğu gözetilerek davalının işveren olarak sorumluluğunun irdelenmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 28.11.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy