(1479 S. K. m. 24, 25)
Dava: Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.10.2000 gün ve 2000/560 E- 770 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 25.1.2001 gün ve 2001/37-292 sayılı ilamı ile;
( ...Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının, 29.9.1983-31.5.1995 tarihleri arasındaki dönemde Bağ-Kur'lu sayılıp sayılmayacağına ilişkindir. Mahkeme yasal dayanaklarını göstermeden bu süreyi bilirkişi raporuna dayalı sigortalı olarak kabul etmişse de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten, davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Yasanın değişik 24 ve 25. maddesine göre, kimlerin sigortalı olabilecekleri ve sigortalılığa ilişkin yasal karineler açıkça belirlenmiştir. Bir kimsenin belirtilen maddeler uyarınca ve yöntemince yasa kapsamına alınmadığı ve primlerinin de ödenmediği sürece sigortalı kabulü mümkün değildir. Dava konusu olayda davacının 20.4.1982-28.9.1983 tarihleri arasında Bağ-Kur kapsamında bulunduğu 28.9.1983'te Bağ-Kurluluğu terkin edildiği daha sonra 1.6.1995'te yeniden kapsama alınıp ve sigortalılığının 18.9.1995'te sona erdiği görülmektedir. Buna karşın davacının prim ödemelerini 29.6.1995-9.10.1995 arasında yaptığı anlaşılmıştır. Böylece, davacının uyuşmazlık konusu dönemde yöntemince kapsamda bulunmadığı gibi, bu dönem primlerinin de ödenmediği açıkça belli olmaktadır. Bilirkişi raporunda; yasal olarak kapsamda bulunulan sürelere ilişkin ödenen primler dikkate alınmaksızın salt; 1995 yılından itibaren ödenen primlere göre ve global bir şekilde düzenlenen hukuki dayanakları gösterilmeksizin düzenlenen raporun esas alınarak sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, 27.4.1982-1.09.1999 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin saptanması isteğine ilişkindir.
Davacı 19.10.1999 tarihli dava dilekçesinde özetle; Bağ-Kur İl Müdürlüğünde ............. Bağ-Kur numarası ile Tarsus Ş. Kerim Vergi Dairesindeki kayıtlara göre, 20.4.1982 tarihinde zorunlu sigortalı olduğunu, işini vergi kayıtlarından 28.9.1983 tarihinde terk ettiğini, ancak Tarsus Şoförler ve Otomobilciler Derneğindeki kaydının 15.9.1995 tarihine kadar devam ettiğini, vergi dairesindeki kaydının silinmesinden sonra oda kaydına göre 15.9.1995 tarihine kadar prim ödediğini, Mersin İl Müdürlüğünce gönderilen hesap ekstresinde hizmetinin 11 yıl 11 ay 4 gün olarak bildirildiğini ve bu süre kadar da prim ödediğini, ancak sonradan Bağ-Kur hizmetleri ile SSK hizmetlerinin birleştirilmesi sırasında gönderilen hesap ekstresinde ise hizmetinin 1 yıl 8 ay 9 gün olarak bildirildiğini, emekli olmasının engellendiğini, bunun vergi dairesinde kayıtlı olduğu dönemin kabul edilip diğer ödediği primleri iptal etmesinden kaynaklandığını, 1995 yılında maddi imkansızlıklar içinde yatırdığı primlerinin 45.614.326 TL. olarak kendisine iade edilmesinin haksızlık olduğunu, paranın değerinin dahi aynı kalmadığını, bu parayı almayacağını, hizmetinin prim ödediği 11 yıl 11 ay 4 gün olarak sayılmasını istemiştir.
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının 10.2.1981-28.9.1983 tarihleri arasında kamyonculuk mesleğinden dolayı vergi mükellefi olduğunu, 14.6.1995 tarihli giriş bildirgesine göre 20.4.1982 tarihi itibariyle kuruma tescilinin yapıldığını, vergi kaydının sona erdiği tarih itibariyle sigortalılığının sona erdiğini, 1.6.1995 tarihinde esnaf sicil memurluğuna kayıtlı olduğu için sigortalılığının yeniden başladığını 506 sayılı Kanuna tabi çalışmasının başladığı 2.9.1995 tarihi itibariyle de Bağ-Kur sigortalılığının sona erdiğini, 1 yıl 8 ay 9 gün hizmetinin bulunup, SSK'ya gönderildiği, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkeme; davacının 20.4.1982-1.09.1995 arasında 11 yıl 11 ay 4 gün Bağ-Kurlu olduğunun tespitine, karar vermiştir.
Özel Daire; yukarıda başlık kısmında ayrıntısı açıklandığı üzere, davacının uyuşmazlık konusu dönemde yöntemince kapsamda bulunmadığı gibi, bu dönem primlerinin de ödenmediği açıkça belli olduğu gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece önceki kararda direnilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Somut olayda; davacının, vergi yükümlüsü olması, oda ve sicil kaydı nedeniyle 1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren ve 20.4.1982 tarihinde değişikliğe uğrayan 1479 sayılı Yasa'nın değişik 24. maddesi uyarınca Bağ-Kur'a 20.4.1982 tarihinden geçerli olmak üzere 14.6.1995 tarihinde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı dosya kapsamı ile bellidir.
Uyuşmazlık; 1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı yasanın 20.4.1982 tarih ve 2634 sayılı kanunla değişik 24. maddesinde öngörülen koşulları taşıması nedeniyle zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılan davacının hak alanını, 1479 sayılı yasanın 24. maddesinde 22.3.1985 tarih ve 3165 sayılı kanunla yapılan değişikliklerin, doğrudan olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği, giderek kazanılmış Bağ-Kur sigortalılığını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, 1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı yasanın 24. maddesine göre, bir kimsenin, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekmektedir. Öte yandan, 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa ile değişik 1479 sayılı yasanın 24. maddesinde, Zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için, Ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olması, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.3.1985 tarihinde 3165 sayılı kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere; 20.4.1982 ve 22.3.1985 tarihinde yapılan değişiklikler; değişiklikten, önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılıklarına son vermemekte, değişikliğin yürürlüğe girdiği, 20.4.1982 t. ve 22.3.1985 tarihlerinde, Bağ-Kur'a yeni kayıt ve tescil edilecekler için yeni düzenlemeler öngörmektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne, yasaca ve hukukça olanak olmadığı ortadadır. Kaldı ki, 2654 sayılı yasa ile 1479 sayılı yasanın 24. maddesinde yapılan değişiklikte, vergi mükellefi olmayan vergiden muaf olanlardan, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanların da, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılacağı açıktır. Yine 22.3.1985 tarih 3165 sayılı yasayla bu kapsam daha da genişletilmiştir.
Davacı ise 3.9.1976-10.5.1977, 15.3.1978-15.1.1979, 10.2.1981 ,28.9.1983 tarihleri arasında vergi yükümlüsü olup, 23.2.1978-15.9.1985 tarihleri arasında da meslek odasına kayıtlı bulunmaktadır. Yine davacı 1.6.1995 ,18.9.1996 tarihleri arasında da esnaf siciline kayıtlıdır. Ayrıca Kurum kayıtlarına göre davacının kurumun 14.7.1995 tarih 26537 tarihli yazısıyla yatırılması istenen primleri de fazlasıyla 29.6.1995, 7.9.1995, 9.10.1995 tarihlerinde yasanın öngördüğü gecikme cezaları ile birlikte yatırdığı anlaşılmış olup, bu kayıtlara göre prim borcu bulunmamaktadır.
Davacı, 1.9.1995 tarihinde 506 sayılı kanun kapsamında SSK'lı olarak çalışmaya başlamıştır.
Hal böyle olunca, davacının 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren değişik 1479 sayılı yasanın 24/h bendinin ve 22.3.1985 gün ve 3165 sayılı yasayla değişik 24. maddesinin öngördüğü koşullara sahip olduğundan 20.4.1982-1.09.1995 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiği söz götürmez. Sonuç olarak davacının davaya konu edilen dönemde Bağ-Kur kapsamında olduğunun kabulü gerekir.
Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır.
Sonuç: Davalı Bağ-Kur vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununu değiştiren 3165 sayılı Kanun gereğince kurumdan harç alınmasına gerek olmadığına, 19/9/2001 gününde yapılan ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından 26/9/2001 gününde 2. görüşmede, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY YAZISI :
1479 sayılı Bağ-Kur Yasasının, Yaşlılık sigortasına esas olmak üzere; davacının 1982-1995 yıllarına ilişkin süresi; sayın çoğunlukça; primi ödenmiş, yasal sigortalılık süresi olarak kabul edilmişse de; bu durum, gerek dayandığı maddi olgular gerekse hukuksal nedenler yönünden; sözü edilen Yasanın öngördüğü sisteme ters düşmüş ve ortaya kabulü mümkün bulunmayan bir sonuç çıkarmıştır.
Gerçekten, bir kimsenin Bağ-Kur yasasının öngördüğü Yaşlılık Sigortasından yararlanabilmesi için, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 35. madde hükmüne göre; asgari 25 yıl Yasa kapsamında sigortalı olması ve primleri ödemesi zorunludur.
Dava konusu olayda ise; Yasanın aradığı her iki ana koşul gözardı edilerek; yaşlılık aylığına esas hukuksal olmayan bir statü yaratılmıştır.
Bu durumu; şöyle açıklamak mümkündür.
A ) DAVACI; UYUŞMAZLIK KONUSU DÖNEMİN
TAMAMINDA SİGORTALILIK NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR: Bağ-Kur Yasası'nın 24. ve 25. maddelerinde öngörüldüğü üzere bir kimsenin; Yasanın öngördüğü sigorta kollarından yararlanabilmesi için; öncelikle Bağ-Kurluluk statüsünü kazanması ve bu durumu; belli bir süre devam ettirmesi gerekir.
Yasal sisteme göre; kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu bir sosyal güvenlik kuruluşu kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan; esnaf ve sanatkar, tüccar, sanayici, mimar, mühendis, eczacı gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle, gerçek veya götürü usülde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar ve ticari şirket ortakları sigortalı sayılırlar.
Yasa, sigortalılığın başlama tarihini, gelir vergisi mükellefi olanlar için, mükellefiyetin başlangıç tarihi, bu vergiden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar için; Esnaf ve Sanatkar siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olduğu tarihten itibaren kabul etmiş, bitiş tarihini de gene bu kayıtlara bağli olarak öngörmüştür.
Yasanın belirlediği bu karinelerin aksi, ancak aynı güçte; yazılı delillerle kanıtlanabilir.
Dava konusu olayda, davacı; esnaf olarak nitelendirilebilen bir alanda faaliyet göstermektedir.
Bir esnafın Bağ-Kur kapsamında; sigortalı kabulü için, yukarıda belirlendiği biçimde; ya vergi mükellefi olması, ya Esnaf ve Sanatkar Siciline kayıtlı veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı olması gerekir. Davacının, uyuşmazlık konusu dönemde çok kısa bir vergi kaydı bulunmakta, Esnaf ve Sanatkar sicilinde ise kayıtlı bulunmamaktadır. Her ne kadar; Şoförler Odasında bir kaydı mevcutsa da bu kaydın hukuksal açıdan geçerliliği bulunmamaktadır. Zira; 507 sayılı yasanın 119. maddesi açısından bir kimsenin esnaf ve sanatkar olarak kabulü için; Esnaf ve Sanatkar siciline tescili zorunludur. Gene, Yasanın 5. maddesi gereği; esnaf odasına ancak, Esnaf ve Sanatkar Siciline kayıtlı olanlar üye olabilmektedir. Yasal bu zorunluluk ayrıca Meslek Kuruluşlarında uygulanan yönetmeliğin 9. maddesinde de açıkça belirlenmiş; çeşitli genelgelerle devamlı tekrarlanmıştır.
Şu duruma göre; vergi kaydına dayanmayan, esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı bulunmayan bir dönemde, bir esnafın Yasal Bağ-Kurluluk statüsünün oluşması mümkün değildir.
Sayın çoğunluk; bu hukuksal olguyu gözardı ederek, yasal nitelikleri bulunmayan bir kişiyi ( 1982-1995 ) döneminde Bağ-Kur kapsamında kabul etmiş; ve ona hukuksal statü tanımıştır. Bu tür bir görüşe; iştirak etmek açık Yasal düzenleme karşısında mümkün görülmemiştir.
B ) KAPSAMDA BULUNULMAYAN DÖNEMİN HİÇBİR AYINDA PRİM ÖDEMESİ BULUNMAMAKTADIR:
Bağ-Kur kapsamında bulunulan bir sürenin Yaşlılık Sigortası yönünden göz önünde bulundurulabilmesi için; yöntemince primlerinin ödenmesi de zorunludur.
Gerçekten, Ülkemizde, öngörülen Sosyal Güvenlik Sistemi; prim esasına dayalı olarak yürütülmektedir. Buna "primli rejim" de denilebilir. Primler bu sistemde o kadar önemlidir ki, tüm sigorta kolları; öngördükleri yardımları bu koşulun gerçekleşmesine bağlı tutmuşlardır. 1479 sayılı Yasa sisteminde; aylık prim ödeme esası kabul edilmiştir. Süresinde ödenmeyen primler gecikme zammına tabi tutulmuştur ( 1479 sayılı Kanun Md: 53 ).
Öte yandan; belli bir süre içinde Kuruma hiç prim ödeme yapılmaması halinde; Yasal olarak kapsamda bulunan sigortalıların; sigortalılık işlemlerinin durdurulacağı, gerek sigortalılar gerekse hak sahiplerinin kuruma başvurmaları halinde; başvuru tarihinde yürürlükte bulunan hükümlere göre işlem yapılacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
1479 sayılı Yasanın Ek 19. maddesi, 619 sayılı KHK.'nın 34. maddesiyle en son; kabul edilen 2001 yılındaki yasanın geçici maddesi bu yönü açıkça hüküm altına almıştır.
Dava konusu olayda; davacının; 1982-1995 dönemi, Kuruma; hiçbir ay prim ödemesi bulunmamaktadır. Davacı ayrıca; 1982, 1985 ve 1991 yıllarında getirilen 2654, 3165 ve 3780 sayılı yasalardan da yararlanmamış ve kuruma hiçbir ödeme yapmamıştır.
Davacı sadece; 1995 yılında; kendiliğinden kuruma bir miktar ödemede bulunmuş ve bu ödemenin tüm geçmiş dönem prim borçlarına karşılık olduğunu iddia etmiştir. Sayın çoğunluk da bu iddiayı benimsemiş, yıllar sonra sembolik denilebilecek; bir bedelin, geçmiş dönemin tüm prim borçlarına karşılık olacağını kabul etmiştir.
Oysa; bu tür bir kabul; 1479 sayılı yasanın primlerin ödenmesi yolunda kabul ettiği ana sistemi tamamen ters yüz ettiği gibi, Sosyal Sigortaları çalışamaz duruma getirir, kabul edilemez imkansız bir durum yaratır.
Gerçekten; aylık prim ödenmesi kabul edilen ve yıllık yatırılan primlere göre; aktüaryal hesap yöntemi ve teknik bilanço öngörülen bir sistemde; yıllarca hiçbir prim ödemesi bulunmayan bir kimsenin; ödeme tarihinde ekonomik değeri bulunmayan bir bedel ödemesi geçmiş tüm dönemin primleri olarak düşünülemez.
Aksine bir kabul, yıllarca ay be ay Kuruma prim ödemiş yasal yükümlülüklerini yerine getirmiş ve yasanın öngördüğü nitelikleri kazanmış bir kimse ile yıllarca Kuruma bir tek kuruş prim ödememiş kendisine getirilen yasal hiçbir haktan yararlanmamış, ancak; emekliliğine yakın bir tarihte kendiliğinden ve hiçbir yasal nedene dayanmaksızın Kuruma sembolik bir bedel ödeyen kişiyi aynı durumda değerlendirmek anlamına gelir.
Dava konusu olayda olduğu gibi davacının Sistemden yararlanabilmesi için ya sigortalılık olarak değerlendirilmesini istediği sürede her ay muntazam bir şekilde aylık primlerini ödemesi veya yasanın ek 19. maddesinde gösterildiği gibi kuruma başvurduğu tarihte o günkü koşullarda güncelleştirilmiş gerçek borcunu ödemesi gerekirdi.
Davacı belirtildiği bir şekilde yasal statüde bulunmadığı gibi Kurumca kabul edilebilecek bir meblağ ödememiş ve kendisine ödemesi gereken prim yönünden herhangi bir bildirim veyahut tahakkuk yapılmamıştır. Böyle olunca davacının yaşlılık aylığına esas aldırmak istediği süre tamamiyle primsiz ve Sosyal Sigortalar açısından değerlendirilmemiş bir süredir.
Prim esasına dayalı Bağ-Kur Yasa Sisteminde, primlerin yok kabul edilmesi sonucunu doğuracak bu tür bir yöntem Yasayı ve Sistemi tümüyle işlemez hale getirir ve hukuksal açıdan savunulamayacak bir sonuç ortaya çıkarır.
Belirtilen nedenlerle; 1479 sayılı Yasa Sistemini ters yüz eden ve kişiye Yasal hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediği halde yaşlılık aylığı alabilme imkanı sağlayan sayın çoğunluğun kabulüne katılmak mümkün değildir.
Full & Egal Universal Law Academy