(743 S. K. m. 24)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.12.1999 gün ve 1999/236 E- 682 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.5.2000 gün ve 2000/2658-4880 sayılı ilamı ile;
(...Dava yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş karar, bir kısım davalılarca temyiz edilmiştir.
Davacı iddiasında davalı televizyon kanalında yapılan yayınlara dayanmıştır. Yayınlarda üç genç sanatçı kızın kapısının yedi kışı tarafından kırılarak kızlara tecavüz edildiği, bu yedi kişi içerisinde davacının da bulunduğu açıklanmıştır. Davacının isminin tecavüze uğrayan kızlar tarafından verildiği ve davacının kendisinin de bizzat açıklamalarında tecavüze uğrayan kızları tanıdığı ancak böyle bir eylemi olmadığını belirtmiştir.
Davaya konu edilen yayın dosya içerisinde bulunan İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi kararından da anlaşılacağı üzere içlerinde davacı da olmak üzere, "Geceleyin mesken masuniyetinin ihlali, cebren ırza geçmek, geceleyin silahlı gasp" suçlarından dava açıldığı, o davanın hazırlık aşamasındaki tecavüze uğrayan kişilerin ifadesinde, içlerinde davacı da olmak suretiyle evlerinin basıldığını, zorla ırzlarına geçildiği, hatta H. adlı mağdurenin davacının tabancası da olup tehdit ettiğini açıkladığı görülmüştür.
Olay İstanbul'da üç sanatçı genç kızın kaldığı eve yapılan tecavüz biçiminde kamuya yansıtılmıştır. Diğer bir anlatımla tecavüz edilenler, tecavüz edilen kişi görünümü ile ekrana çıkartılmışlardır. Böyle bir olay ve görünümün normal yaşamın sınırları dışında olup, kamuyu ilgilendirilmesi doğaldır. işte bu bakımdan olayın basın yayın kuruluşlarınca topluma yansıtılması toplumun değer hükümlerine zarar vermesi bakımından kamuyu ilgilendirmektedir. Bu bakımdan yayının birden fazla verilmesinde bir aşamadan söz edilemez. Davacı için yapılan yayınlarda da yukarıya aktarılan hususlar dışında, öz ve biçim dengesi kurulmak suretiyle yayın yapılmış ve abartılı bir açıklama yapılmamıştır. Sonradan davacının beraat etmesi yayının gerçekliğini ortadan kaldırmaz. Yayın, somut gerçeği değil, görünürdeki gerçeği, özle biçim arasındaki dengeyi korumak suretiyle topluma sunmakla yükümlü ve yetkilidir. Dava konusu yayında bu sınırlar içinde kalarak yayın yapılmıştır, bu nedenle kişilik haklarına saldırıdan bahsedilemez. Dava reddedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Edenler: Davalılar vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Anayasa ve Yasaların güvencesi altında bulunan basın özgürlüğü ile kişiyi insan yapan kişilik haklarının çatışması halinde birinin diğerine önceden üstün tutularak sonuca ulaşılması mümkün değildir.
Her olay, kendine özgü koşullar içerisinde değerlendirilerek, çözüme bağlanmalıdır.
Somut olayda, haberin dramitize edilerek ve altı gün üst-üste ana haber bülteninde - fazla izleyici sağlamak - amacı ile yayınlandığı, Radyo Televizyon Üst Kurulu'ndan getirtilen bant çözüm kayıtları ile sabittir.
Bu bağlamda, gerek devamlılık kazanan yargısal kararlarda ve gerekse doktrinde ifade edilen görüşlerden hareketle, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ilkelere göre; yayın yoluyla yapılan eylemin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığının, eş anlatımla bu eylemin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasında, (gerçeğe uygunluk), (kamusal ilgi ve toplumsal yarar), (güncellik) ve (şekle uygunluk) unsurlarının bulunup - bulunmadığının araştırılması zorunludur.
Habere konu olay ile bu olayın televizyon yayını ile dile getirilmesi arasında bu unsurlardan birinin bulunmaması halinde hukuka aykırılığı kabul etmek gerekir.
Dava konusu olayda bir an için güncellik, gerçeğe uygunluk ve toplumsal yararın bulunduğu varsayılsa dahi haberin üst-üste altı kez yayınlanması ile eleştiri ölçülerinin aşıldığı ve davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; olayın, düşünce özgürlüğünün bir uzantısı bulunan basın özgürlüğünün kullanılmasından doğduğunun ve hukuki olduğunun kabulü mümkün değildir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, gerekli değerlendirme yapılarak davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi yerindedir. Ne var ki, tazminatın miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairesince değerlendirilmediğinden bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda gösterilen nedenlerle, manevi tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 6.6.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy