(743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713)
Dava : Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Kargı Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 10.4.2001 gün ve 2001/10 E-20 K. sayılı kararın onanmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 13.6.2001 gün, 2001/8-480 Esas, 2001/519 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekilleri tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren, ( 36.000.000 ) lira para cezasının ve ( 6.610.000 ) lira harcın düzeltme isteyenden alınmasına, 10.10.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
Dava kadastro çalışmaları sırasında ve 1979 yılında tespit dışı bırakılan taşınmazın tescil isteğine ilişkindir. Davacının daha önce aynı yer hakkında Kargı Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu 1997/12-94 sayılı tescil davası 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığından reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı karar düzeltme istemine konu bu dava ile süre yönünden kazanma koşullarının tamamlandığı iddiası ile tescil talebinde bulunmuştur. Yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının Dairece bozulması ve buna karşı verilen direnme kararının Yüksek Hukuk Genel Kurulunca onanması üzerine davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık daha önce açılan ve tüm zilyetlik süresinin eksikliği nedeniyle reddedilen dava ile zilyetliğin kesilip kesilemeyeceği ve önceki reddedilen davanın derdest dava için çekişme sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Önce açılan ve kesinleşen tescil davası kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap için gerekli olan 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığı için reddedilmiştir. Bu nedenle reddedilen bir dava çekişme sayılamayacağı gibi kazanmayı sağlayan zilyetliğin kesilmesine de neden olamaz. Zira HGK.nun 12.5.1973 tarih ve 1969/8-808 esas, 1973/403 sayılı kararında da açıklandığı gibi kazandırıcı zamanaşımını kesebileceği kabul edilen hukuki nedenin varlığını kabul, ancak önceki tescil davasında taşınmaz hakkında "niza doğuracak sürede bir def'inin varlığı ile mümkündür. Niza ise ancak kesinleşmiş bir karar ile doğar. Davanın niza sayılabilmesi için taşınmazın zilyedine karşı açılması ve başarıya ulaşması gerekir. Davacı zilyedin açmış olduğu önceki dava kendi aleyhine niza oluşturmaz ( HGK.1.12.1999 T. 1998/8-1999/999, HGK. 29.11.1969 T. 1969/7-656-852, 16.H.D.'nin HGK.nun 1969/7-656, 1969/852 sayılı ilamına atıfta bulunarak verdiği 17.9.1990 gün 1989/16076 esas, 1990/11850 K, 17.Hukuk Dairesinin 23.11.1992 Tarih 1992/2498-10615 sayılı kararları ). Somut olayda davacı zilyede karşı açılmış ve başarı ile sonuçlanmış bir dava söz konusu olmadığı için ortada niza doğuracak bir def'i de söz konusu değildir.
Davalı köy muhtarlığı vekili temyizi ve uyuşmazlığa konu bu davadaki cevap dilekçesiyle; daha önce açılan dava ve 3091 sayılı Yasaya göre düzenlenen men kararıyla davacının zilyetliğinin kesildiğini ileri sürmüştür. Davalı Hazine vekili köy muhtarlığı vekilinin savunmasına aynen katıldığını beyan etmiş, Orman İdaresi vekili de takdiri mahkemeye bırakmıştır.
Davacı zilyedin kendi yararına bir sonuç almak amacıyla açmış olduğu birinci dava başlı başına kazandırıcı zamanaşımını kesen sebeplerden sayılmaz. Önceki davanın niza sayılması ancak zilyede karşı açılmakla ve zilyet aleyhine başarıya ulaşılması ile mümkündür. Oysa önceki davayı bizzat kendisi açmıştır. Bu sebeple önceki dava bu dava için niza oluşturmaz. Çünkü "hiç kimse kendi aleyhine sonuç doğuracak bir beyanda bulunamaz" ilkesine ters düşer.
MK.nun 640 ve BK.nun 133/2, 134, 135. maddeleri borç ve niza ile ilgilidir. Ancak önceki tescil davasında taşınmazlar hakkında niza doğuracak şekilde bir def'inin ileri sürülmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı kesilebilir ( HGK.12.5.1973 T., 1969/8-808 E., 1973/403 K. ). Önceki davada davalılar tarafından yukarda açıklandığı gibi niza doğuracak bir şekilde def'i ileri sürülmediğinden zamanaşımının kesilmesi de söz konusu değildir.
Def'i bir savunma vasıtasıdır. Savunma vasıtaları ikiye ayrılır. 1- Usul Hukukuna ilişkin savunma vasıtaları ( HUMK.nun 7, 55, 56, 107, 218, 273, 402, 440/1. maddeleri ); 2- Maddi Hukuka İlişkin savunma vasıtaları buda kendi arasında ikiye ayrılır. A- İtirazlar, B- Def'iler ( BK.140-81-202-207-245-310-486 vb. maddeleri ) zamanaşımı da hukuki niteliği itibariyle bir def'i olduğuna göre davanın konusu açısından def'i üzerinde durmak gerekir. Def'iler cevap süresi içerisinde ileri sürülebildiği gibi, itiraz olmadıklarında davacı tarafından karşı konulmadığı sürece yargılamanın her safhasında da ileri sürülebilir. Hazine birinci davada sadece davanın reddi savunmasında bulunmuş, ikinci davada ise davaya hiç cevap vermemiştir. Sadece ilk celsede davalı Köy muhtarlığı vekilinin beyanına katıldığını bildirmiştir. O halde davalı Hazinenin açık bir def'i itirazında bulunduğu söylenemez. Hazinenin davanın reddi istemi şeklinde gerçekleşen davaya karşı koyma iddiası def'ide kapsar biçimindeki görüş savunmanın genişletilmesine yol açacağı ve bununda "beyanda" kullanılması gereken genel yorum kurallarına aykırı düşeceği açıktır. Örneğin; 1- Nişan hediyelerinin geri verilmesiyle ilgili 1 yıllık zamanaşımı süresini öngören MK.nun 87, 2- Borç senedindeki borcun zamanaşımına uğradığı BK.nun 140, 3- Karşılıklı borcun yerine getirilmesi BK.nun 81, 4- Satış bedelinin indirilmesi BK.nun 202, 207/2, 5- Bağışlayanın def'i BK.nun 245, 6- Ödünç ( Borç ) verenin def'i, 7- Hamilin keşideciye karşı müracaat hakkı, 8- Takas def'i ve benzeri def'iler davalının sadece davanın reddini istiyorum şeklindeki iddiası karşısında buradaki ret istemi tüm bu def'ileri de kapsar; diyebilir miyiz? Bunlara evet demek oldukça güçtür. MK.nun 639/1. maddesinde belirtilen zamanaşımı süresinin yukarda belirtilen maddelerde yer alan def'i ile ilgili sürelerden farklı olduğu; hakkın özünü etkilediği ve kazanmanın bir koşulunu teşkil ettiği görüşündeyiz. Diğer yandan birci dava HUMK.nun 409. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına verilen bir karar olsaydı bu dava, ikinci dava için süreyi keser, çekişme teşkil eder denilebilir mi? Yine aynı şekilde MK.nun 639. maddesi gereğince açılan davalar 6333 sayılı Yasanın yürürlüğünden önce hasımsız olarak açılıp görülen davalardı. Bu yasanın yürürlüğünden sonra Hazinenin yanında ilgili kamu tüzel kişiliğine davalı safhında doğal hasım olarak yer verildi. Hasımsız dönemde açılan birinci dava, hasımlı dönemde açılan ikinci dava için zamanaşımını keser. Çekişme teşkil eder? Diyebilir miyiz? Doğal ki, bunlara hayır demek zorundayız. Aksi halde bu durum bir çok Dairenin kararlarını etkileyecektir.
Önceki davanın açıldığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap süresi dolmuştur. Birinci dava ile zilyetliğin kesildiğinin kabulü halinde MK.nun 639/1. maddesinde öngörülen 20 yıllık kazanma süresi tescil davaları için uzamış, somut olayımızda 38 yıla çıkmış olacaktır. Zira ilk davada zilyetliğin başladığı 1979 yılından davanın açıldığı 1997 yılına kadar geçen 18 yıllık zilyetlik süresi hesaba katılamayacak ve ilk davanın açıldığı tarihten itibaren 20 yıl daha beklenilmesi gerekecektir ki, bu süre 38 yıla ulaşmaktadır. Bu durumda vatandaşın adalete ve Yargıya karşı güveni sarsılacak ve haksız yere bekletilmiş ve yasal hakkını 18 yıllık gecikme ile almış olacaktır. Bu düşünce ve tasamızın nedeni uyuşmazlığın sosyal yönü ve yargıya, yargı sürecine güven ilkesi ile ilgilidir.
Somut olarak önceki dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiş olduğuna ve karar düzeltme istemine konu ikinci davanın açıldığı, 4.4.2000 tarihine kadar kazanma süre ve koşullarının oluştuğu anlaşıldığına göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi isabetsiz olup bu nedenle direnme kararı yerinde bulunmadığından karar düzeltme isteminin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekirken, Yüksek Hukuk Genel Kurulunun direnme kararının onanmasına karşı yapılan karar düzeltme isteminin reddi yönündeki sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
KARŞI OY :
Eldeki dava, kadastro harici bırakılan taşınmazın Medeni Kanunun 639/1, 3402/17. maddesi gereğince zilyetlik ve imar ihya nedeniyle tescili isteğine ilişkindir.
Davacının aynı nedene dayanarak aynı yerle ilgili daha önceden açmış olduğu tescil davası zilyetlik süresinin yasanın ön gördüğü süreye ulaşmadığından bahisle reddedilmiş ve kesinleşmiştir. Davacı eksik kalan süreyi tamamladıktan sonra yeniden eldeki iş bu tescil davasını açmıştır.
Mesele; ilk verilen ve kesinleşen kararın işleyen zilyetlik süresini kesip kesmeyeceği, bir başka ifade ile taşınmazın tescili için fasılasız ve nizasız vaziyette yeni bir 20 yıllık zilyetlik süresinin mi gerçekleşmesi yoksa eksik kalan sürenin mi tamamlanması hususudur.
Bilindiği üzere, taşınmazın mülk edinilebilmesi için diğer şartların yanında fasılasız ve nizasız şekilde en az 20 yıl zilyet etmek ( Medeni Kanunun 639/1 ve 3402 sayılı kadastro yasasının 14, 17. maddesi ) gerekmektedir. Öyle ise, önceki redle kesinleşen davanın süreyi kesip kesmeyeceği nizadan ne anlaşılması gerektiğinin açıklığa kavuşturulmasına bağlıdır.
Yüksek 17.Hukuk Dairesinin 23.11.1992 gün 92/2498-10615 sayılı kararında aynen "...nizadan amaç zilyet aleyhine açılan davadır. Nizasız zilyetliğin hakiki malikin istihkak davası ikame etmediği veya etse dahi nizanın netice vermediği zilyetliktir. .... gerçek zilyet aleyhine bir hüküm kurulmayan hallerde zilyetliğin kesintiye uğradığı kabul edilemez..." denmek suretiyle keza, Yüksek 7.Hukuk Dairesinin 20.12.1990 gün, 1990/12149-15575 sayılı kararında "...zilyet tarafından kazandırıcı zaman aşımı hükümlerine göre açılan tescil davasının bu parsel yönünden zilyetliğin iktisaba yeterli süreye ulaşmaması sebebiyle reddedilmiş olması halinin zilyetliği kesmeyeceği..." yine, Yüksek 20.Hukuk Dairesinin 6.10.1994 gün 1994/1686-11512 sayılı kararında "...Davacı tarafından açılan tescil davasının hak kazandırıcı süre şartı gerçekleşmediği nedeniyle reddi, zilyetlik süresini kesmez. Süre dolduktan sonra davanın yeniden açılmasına engel durum bulunmadığına..." Öte yandan, Yüksek 16.Hukuk Dairesinin 17.9.1990 gün 1989/16076 esas 1990/11850 sayılı kararında davanın hak kazandırıcı zamanaşımını kesebilmesi için gerçek hak sahibi tarafından hak kazandırıcı zaman aşımı zilyedine karşı açılması zorunludur. Hak kazandırıcı zaman aşımının kesilmesinde önemli olan yön bu davanın başarılı bir sonuca ulaştırılmış olması ön görülmektedir. .." ayrıca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.10.1969 tarih 1/656 Esas, 1969/852 sayılı kararında "...bir davanın hak kazandırıcı zaman aşımını kesebilmesi için ya da nizasızlık durumuna son verilebilmesi için davanın hak kazandırıcı zamanaşımı zilyedine karşı açılmış olması, aynı zamanda da olumlu şekilde sonuçlanmasının gerekeceği..." diğer taraftan Hukuk Genel Kurulunun 12.5.1973 tarih 1969/8-808 Esas 403 sayılı kararında da aynen "zilyedin açtığı tescil davası sadece zilyetlik süresinin tamamlanmasından reddedilirse zaman aşımı kesilmez" denmek suretiyle "niza"nın mahiyeti kesin olarak açıklığa kavuşturulmuş ve zilyedin açtığı davanın retle sonuçlanmasının zilyedin zilyetliğini kesmeyeceği MK.nun 889. maddesinde anlamını bulan zilyetliğin durması niteliğinde olduğu, yeni bir zilyetlik süresinin başlaması içinde mutlaka zilyede karşı açılan ve başarı ile sonuçlanan bir dava olması gerektiği açıkça benimsenmiş ve bu hukuksal durum istikrarlı bir şekilde uygulana geldiği halde, mevcut yasalarda da bir değişiklik olmamasına rağmen, saygı duyduğumuz sayın Yüksek Genel Kurulu çoğunluk üyelerinin aksi yönde oluşan görüşlerine iştirak etmiyoruz.
Bu sebeplerle, karar tashihi talebinin kabulü ile hükmün bozulması inancındayız.
Full & Egal Universal Law Academy