(743 S. K. m. 639/1, 640) (818 S. K. m. 133/2, 135)
Dava: Taraflar arasındaki "tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.5.2000 gün ve 1999/362-200-336 K. Sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10.12.2000 gün ve 2000/6977-7296 sayılı ilamı ile;
( "Davacı dava dilekçesinde mevki ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine ve Belediye vekilleri davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacının aynı taşınmaz için daha önce Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu, 1997/200 esas, 1997/935 karar sayılı dava nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyedliğin kesintiye uğradığını ve bu hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren kazanmayı sağlayan bağımsız 20 yıllık sürenin geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Dosyadaki bilgilere göre, dava konusu taşınmaz 1963 yılında tespit dışı bırakılan taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Dosyadaki bilgilere göre dava konusu taşınmaz 1963 yılında tespit dışı bırakılmıştır. Davacının daha 6.7.1995 tarihinde aynı yer hakkında açmış olduğu tescil davası ile dava konusu yerin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, mahkemece toplanan deliller gözönünde tutularak davacının zilyedliğinin 1977 yılında başladığı, bu tarihten 6.7.1995 dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan sürenin geçmediği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş ve bu hüküm Yargıtay 8. Hukuk Dairesince onanmış, karar düzeltme isteği 2.3.1999 tarihinde reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir. Davacı son kez açmış olduğu dava ile kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuştur.
Yukarıda tarihi ve sayısı yazılı kesinleşen dava dosyası ile davacının dava konusu taşınmazı 1977 yılından itibaren Yasa'da belirtilen koşullara ve ekonomik amacına uygun olarak tasarrufta bulunduğu belirlenmiş, uyuşmazlığın niteliğine göre yasal ilanlar ve incelemeler yapılmıştır. Az önce de açıklandığı üzere, daha önce açılan dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiştir. Dairemiz yerleşmiş uygulamalarına göre bu nedenle reddedilen bir dava çekişme sayılmayacağı gibi kazanmayı sağlayan zilyedliğin kesilmesine de sebep olmaz. Dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiş bulunduğuna ve bu davanın açıldığı 26.5.1999 tarihine kadar da kazanma süresi ve koşulları oluştuğu belirlenmiş bulunduğuna göre, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değildir." ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazın zilyetlik hukuksal nedenine dayanılarak tescil isteğine ilişkindir.
Hazine temsilcisi davanın reddini istemiştir.
Dava konusu taşınmaz hakkında davacı, Hazineyi ve Belediye Başkanlığını hasım göstermek suretiyle MK.nun 639/1. maddesi uyarınca 1997/200-935 karar sayısı dosyasıyla dava açmış; Hazine cevap dilekçesinde ( "... Davada hak düşürücü sürenin geçirildiğini, zamanaşımı bulunduğunu, zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşmadığını, davanın yersiz açıldığnı ileri sürmüş..." ) davalı Belediye vekili, ( "... Kadastro çalışmalarının 1963 yılında yapıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını, daha önce açılan tescil davasının sonuçlandığını ancak kesinleşmediğini, davanın halen derdest olduğunu, Sarmısaklı suyu alanı içinde kaldığından tespit ve tescil harici bırakıldığını, bu nedenle Özel Mülkiyete konu olamayacağını, davanın dinlenemeyeceğini..." ) belirtmek suretiyle taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle edinilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek; davaya karşı koymuşlardır. Nitekim davalıların savunması yerel mahkemece haklı bulunarak süre yönünden dava reddedilip kesinleşmiştir. Bu durumda davacının zilyetliği çekişmeli duruma gelmiş ve zilyetlik süresi kesilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, zilyetliğin çekişmeli hale gelmesi için mutlaka karşı tarafın dava açması şart değildir. Önemli olan, taşınmazın mülkiyetinin kime ait olduğu ve zilyetliğin çekişmeli duruma gelmesidir.
MK.nun 640. maddesi hükmüne göre, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresinin hesabında, kesilme ve durdurulmasında alacak zamanaşımının hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
Bazı olaylar gerçekleştikleri ana kadar işleyen zamanaşımını etkisiz bırakırlar. Öyle ki, bu olayların gerçekleştikleri tarihten itibaren yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır. İşte böyle hallerde zamanaşımının durmasından değil, kesilmesinden söz edilir. Durma ile kesilme arasındaki hüküm farkı şu noktada görülür; zamanaşımı kesildiği takdirde daha önce işlemiş olan süre silinmiş, yeniden bir süre işlemeğe başlamış olur. Durma ise evvelce işlemiş zamanaşımı hükmüne hiçbir etki yapmaz.
BK. 133/2. maddesine göre alacaklı, borçluya karşı mahkemede veya hakem önünde dava açarak ya da karşılık bir iddia ileri sürerek alacağını dermeyan ettiği takdirde zamanaşımı kesilir. Dava konusu olayda da hazinenin karşı koyması, anılan maddedeki def'i anlamındadır.
BK. 135.maddesinde ise zamanaşımının kesilmesi ( kat edilmiş olması ) halinde yeni bir müddetin işlemesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, yukarıda değinilen mahkeme kararından sonra; hazinenin def'isi ile kesilen olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresi yeniden işlemeğe başlamış, henüz dolmamıştır. Açıklanan nedenlerle yerel mahkemece davanın reddi yönünde kurulan hüküm doğrudur. Karar onanmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy