(818 S. K. m. 18, 511, 514) (YİBK 1.4 1974 1974/1 E 1974/2 K)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Lüleburgaz Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 21.06.2001 gün ve 2000/846 E-2001/758 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 12.11.2001 gün ve 2001/11980-12032 sayılı ilamiyla;
( ...Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Davacılar ile davalı Ali'nin mirasbırakanın çocukları, diğer davalı Ahmet'in ise davalı Ali'nin kayınbiraderi oldukları, çekişmeli 153-1242-829-830 parsel sayılı taşınmazlar mirasbırakana aitken 05.06.1998 tarihinde ölünceye kadar bakma akdi ile davalı oğluna temlik ettiği, oğul tarafından da 29.12.1999 tarihinde diğer davalıya satış suretiyle aktarıldığı kayden sabittir.
Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır (B.K. m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (B.K. m. 514). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (B.K. m. 18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılardan mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
Mirasbırakanın ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olayda değinilen hususlar yeterince araştırılmadığı gibi, taşınmazların mirasbırakanın oğlu davalı Ali tarafından kullanılmasının dayanağı olarak gösterilen 6 yıl süreli kira sözleşmesinin davalı Ahmet'e satış tarihi 29.12.1999 olmasına karşın satıştan önceki 13.01.1999 başlangıç tarihli olması üzerinde de durulmamıştır.
Hal böyle olunca, muvazaa iddiasının yukarıdaki ilkeler uyarınca araştırılması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek davanın reddedilmesi doğru değildir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.
Davacılar; tarafların ortak mirasbırakanı Hasan Şirin'in tapuda kayıtlı Eskibedir Köyü 153 ve 1242 parsel ve Yenibedir köyü 829 ve 830 parsel sayılı taşınmazlarını ölünceye kadar bakma akti ile 05.06.1998 tarihinde oğlu Ali Şirin'e temlik ettiğini, Ali'nin de murisin ölümünden sonra taşınmazları tapuda kayınbiraderi Ahmet Çetin'e satış suretiyle aktardığını; dava konusu taşınmazların murisin mamelekinde bulunan diğer malvarlığına oranla çok daha değerli olup murisin bakım ve gözetimi karşılığında taşınmazlarını devretmesini gerektirecek sağlık problemi ve ihtiyacının bulunmadığını, murisin dava konusu olmayan 20 milyar TL. parasını da Ali'nin çocuklarına bağışladığını; bu durumda muris Hasan'ın dört parça taşınmazı Ali'ye temlik ederken diğer mirasçılarından mal kaçırma amacıyla hareket ettiğinden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile hisseleri oranında adlarına tesciline, mümkün olmadığı takdirde mahfuz hisselerine tecavüz nispetinde tenkisine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemenin; "Yaşlı ve kanser hastası olan murisin dava konusu taşınmazları Ali Şirin'e ölünceye kadar bakıp gözetilmek amacıyla temlik ettiği, Ali'nin de uzun süre murisin tedavi ve bakımı ile ilgilenmek suretiyle edimini yerine getirdiği, murisin temlik ettiği taşınmazların tüm mamelekine oranı makul ölçüde olduğundan mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muvazaa iddiasının çözüme ulaştırılabilmesi için yeterli ve kanaat verici bir inceleme ve araştırma yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümüne geçilmezden evvel muvazaa kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanunu'nun 18. maddesinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu'nun 18. maddesinde, "bir aktin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven, gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır" ifadeleri mevcut olup daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır.
Gerek öğretide, gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa şeklinde iki gruba ayrılmaktadır. "Muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibarıyla nispi muvazaa türüdür. Muris muvazaasında mirasbırakan, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışladığı taşınmazını, görünüşteki sözleşmede ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstererek temlik etmektedir (01.04.1974 gün, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı).
Bu noktada; görünüşteki ölünceye kadar bakım sözleşmesi tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli sözleşmede şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtilmelidir ki; burada bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, eş deyişle mirasbırakanın irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, murisin yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Diğer taraftan; evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlaki bir görev ise de; görev sınırının aşıldığı, ana babanın normal bakım ötesinde ihtimama muhtaç olduğu durumlarda evladın hizmetin karşılığında birşey istemesi hukuka uygun düşeceğinden, böyle bir durumda temlikin ivazlı olduğu kabul edilmelidir.
Somut olaya baktığımızda; bakıp gözetme karşılığı temlik işleminin yapıldığı 05.06.1998 tarihinde mirasbırakan 71 yaşında, kanser hastası olup zor ve uzun tedavisi ile davalı Ali'nin ilgilendiği; mirasbırakanın temlik tarihinden önce on yıldan fazla bir süre davalı Ali ile birlikte oturduğu, bu dönemde de böbrek ve prostat ameliyatı gibi önemli ameliyat ve sağlık sorunlarıyla Ali'nin ilgilendiği, murisin bankada bulunan parasını sağlığında kendince oranlayarak mirasçıları arasında paylaştırdığı; temlik edilen 4 parça taşınmaz dışında tapuda kayıtlı 33 adet taşınmaz ile, tapusuz 170.000 m2 taşınmazın murisin mamelekinde bulunduğu, buna göre temlik edilen malın tüm mamelekine oranının makul bir sınırda kaldığı, dinlenen tanık beyanları ve dosyada mevcut belgelerden anlaşılmaktadır.
Şu hale göre; ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaa ile illetli bulunmayıp yalnız ve hasta olan miras bırakanın evladının bakıp gözetmesini istemesi doğal ve sözleşmenin murisin gerçek iradesine uygun olduğu açıktır.
Taşınmazların ölünceye kadar bakma akti ile davalı Ali Şirin'e temliki geçerli bir sözleşmeye dayandığından, Ali'nin diğer davalı Ahmet Çetin'e satış suretiyle tapuda taşınmazların devri ve ikinci el konumundaki davalı Ahmet'in iyi niyeti üzerinde durulmamalıdır. Bu itibarla mahkemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğrudur.
O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 20.12.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy