(506 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 43, 44)
Dava: Taraflar arasındaki "rücuan tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 1. İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 9.10.2001 gün ve 1998/354-2001/478 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 3.12.2001 gün ve 2001/8110-8415 sayılı ilamı ile (... Dava, 29.3.1996 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 33.20 oranında meslekte kazanma güç kaybına uğrayan sigortalı işçi Mehmet için kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının rücuan ödetilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece, davalı işverenin % 85 kusuru esas alınarak hesaplanan maddi zarar miktarından, olayda uygulama yeri bulunmadığı halde, sigortalının kazadan sonra ve halen işyerinde çalışmaya devam ettiği gerekçesiyle BK'nun 43 ve 44. maddeleri uyarınca % 25 hakkaniyet indirimi yapılarak dış tavanın eksik belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremez durumuna giren sigortalıya davacı kurumca bağlanan gelir ve yapılan ödemelerin rücuan davalı işverenden tahsiline ilişkindir.
Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili, 29.3.1996 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma giren sigortalıya bağlanan gelir ve yapılan masrafın kazanın oluşmasında kusurlu olan işverenden gelirlerin onay, masrafın sarf tarihlerinden itibaren faizi ile tahsilini talep etmiştir.
Davalı işveren vekili, kazanın oluşmasında işverenin kusurunun bulunmadığını, talebin fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin "davalı işverenin % 85 kusuruna göre hesaplanan maddi zarar miktarından sigortalının kazadan sonra ve halen işyerinde çalışmaya devam ettiği, olay tarihi ve hesaplanacak faiz miktarı göz önünde tutularak BK 43 ve 44. maddeleri uyarınca % 25 hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle dış tavan belirlenerek, talebin dış tavanı aşmadığı" gerekçesiyle davanın kabulüne dair verdiği karar özel dairece yukarıda açıklanan nedenle bozulmuştur.
Mahkemece "sigortalının işveren aleyhine açtığı maddi tazminat davalarında olay tarihi itibarıyla tazminata yürütülecek faiz, sigortalının halen çalışıyor olması gibi unsurlar değerlendirilerek BK'nun 43 ve 44. maddeleri uygulanarak tazminat miktarının saptandığı, asıl hakkında uygulanan bu maddenin sigortalıya halef olan kurumun açtığı rücu davalarında da uygulanması gerektiği" gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Uyuşmazlık, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından 506 Sayılı Kanun'un 26. maddesine göre açılan rücu davalarında işverenin kusuru esas alınarak saptanan sigortalının maddi zarar miktarından BK 43. ve 44. maddeleri uyarınca hakkaniyet indirimi yapılarak dış tavanın belirlenmesinin mümkün olup olmadığı noktasındadır.
Kurumun işveren aleyhine açtığı rücu davasının yasal dayanağı 506 Sayılı Yasa'nın 26'ncı maddesi olup, kurumun rücu konusu, "iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veya suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir sağlanırsa bu gelirlerin 22'nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere kurumca işverene ödettirilir" ibareleri ile özel bir şekilde düzenlenmiştir.
Bu madde kusur esasına dayanmaktadır. Rücu hakkı doğabilmesi için davalının kusurlu olması gerekmektedir.
Ayrıca 506 Sayılı Yasa'nın 26'ncı maddesi haleflik ilkesine dayanır. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.7.1994 gün, 92/3 E., 94/3 K. sayılı kararında "bu halefiyetin 506 Sayılı Yasa'nın 26/1. maddesinden doğan, temelinde geri alma hakkı bulunan ve kendine özgü nitelikte; sigortalının hakkından bağımsız bir halefiyet olduğu" belirtilmiştir. Bu nedenle mahkemenin Sosyal Sigortalar Kurumu' nun rücu davasını sigortalının halefi olarak açtığı ve sigortalının işveren aleyhine açtığı tazminat davasında uygulama yeri bulan BK. 43 ve 44. maddelerinin halef hakkında da uygulanabileceği gerekçesi yerinde değildir.
Öte yandan, sigortalının işveren aleyhine açtığı tazminat davası BK'nun 41. maddesinde belirtilen haksız fiile dayanmakta olup, orada saptanan gerçek zararını kaza tarihinden itibaren faizi ile birlikte işçi derhal tahsil edebilmektedir. Buna karşın kurumca sigortalıya yapılan yardımlar iç tavan dahilinde dış tavana kadar zaman içinde yayılmakta ve işverenden de yine zaman içinde geri alınmaktadır. Bu nedenle dış tavan önceleri fahiş gözükse bile zaman içinde enflasyonun etkisi ile bu miktar değerini kaybetmektedir. Kurumun rücu alacağı miktarı iç tavan ve dış tavan ile sınırlıdır. Dış tavan ne olursa olsun kurum bağlamadığı gelirleri istemeyeceği gibi dış tavanı aşsa bile gelir bağlamaya ve ödemeye devam eder. Kurumun zararı devam eden bir zarar olduğundan hakkaniyet indirimi yapılamaz.
İşverenin iş akdini feshetmemesi ve kazalının halen çalışıyor olması bir lütuf değildir. Zira sigortalı işverenin kusurlu hareketi sonucu beden gücü kaybına uğradığından emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek işverene hizmet edecek ve bunun sonucu olarak da iş görebilirlik süresi azalacaktır. Bu nedenle halen aynı işyerinde çalışma, hakkaniyet indirimi nedeni olarak kabul edilemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, kurumun açtığı rücu davasında uygulama yeri bulunmayan Borçlar Kanunu'nun 43. ve 44. maddeleri uyarınca işveren lehine hakkaniyet indirimi yapılarak dış tavanın eksik belirlenmesinin isabetsiz olduğuna değinen ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.11.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy