(2004 S. K. m. 67) (506 S. K. m. 41, 66)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.12.2001 gün ve 2000/768-2001/692 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.05.2002 gün ve 2002/4000-2002/4406 sayılı ilamı ile;
(...Davalının sigortalıyı bünyece elverişlilik raporu almaksızın ağır ve tehlikeli işte çalıştırdığı tartışmasızdır. Kurumun, yapmış olduğu tedavi giderlerine ilişkin makbuzları ibraz ettiği ve ibraz edilen belgelerdeki alacağın likit olduğu düşünülmeksizin Kurum lehine icra inkar tazminatına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı/alacaklı kurum vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili dava dilekçesinde; davalıya ait işyeri sigortalılarından Nihat Acar'ın Kronik böbrek yetmezliğinden kaynaklanan hastalığı nedeniyle kurumca 1.820.572.000 TL. tedavi gideri yapıldığını, işverenin sigortalıyı işe alırken bünyece çalıştığı işe elverişli olduğuna ilişkin sağlık raporu almadığını, sigortalının hastalığının işe girişten önce var olduğunu, işverenin sigortalıyı bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırarak kurumca yapılan tedavi harcamalarından 506 S.K. 41. maddesi gereğince sorumlu olduğunu, bu durumun müfettiş raporuyla tespit edildiğini, davalı hakkında bu sebeple Denizli 2. İcra Müdürlüğünün 2000/2122 sayılı dosyası ile yürüttükleri takibe davalının itiraz ettiğini beyanla, vaki itirazın iptali ve takibin devamına, ayrıca %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı Mehmet Yılmaz vekili cevabında; sigortalı Nihat Acar'ın kendisine ait inşaat işyerinde 2 ay çalıştığını, bu süre içinde bir kere hastaneye sevk edildiğini, sigortalının işyerinde getir-götür ve bekçilik gibi hafif işlerde çalıştırıldığını, sigortalının işyerinden ayrıldıktan sonra bir başka inşaat işyerinde çalıştığını ve işe başlarken çalışabilir raporu alındığını, bu işyerinde çalışırken yapılan tedavi giderlerinin kendisinden istenemeyeceğini sigortalının yaptığı işle tedavi giderleri arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme asıl alacak yönünden davayı kabul etmiş ise de faiz yönünden kısmen kabule karar verdiği için alacağın likit olmadığı gerekçesiyle icra inkar tazminatı isteğinin reddine karar vermiştir. Bu karara karşı davalı vekilinin temyizi süreden reddedilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece karar icra inkar tazminatı yönünden yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuştur. Mahkemece verilen direnme kararı davacı kurum vekilince temyiz edilmiştir.
Dava İİK. nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı aleyhine icra inkar tazminatının hükmedilip hükmedilemeyeceği noktasındadır.
Öncelikle; uyuşmazlıkla ilgili yasal düzenleme ve yargısal uygulamanın hem takip dayanağı sorumluluğun şekli, hem de icra inkar tazminatı yönünden ayrı ayrı irdelenmesinde yarar vardır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun Bünyece elverişli olmadıkları işlerde çalıştırılanlar başlıklı 41. maddesinde aynen; Çalışma mevzuatına göre sağlık raporu alınması gerektiği halde böyle bir rapora dayanılmaksızın veya eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli bulunmadığı işte çalıştırılan sigortalının, bu işe girişinden önce var olduğu tesbit edilen veya bünyece elverişli bulunmadığı işte çalıştırılması sonucu meydana gelen hastalığı için Kurumca yapılan hastalık sigortası masraflarının tümü işverene ödettirilir. hükmü yer almaktadır. Dava ve takibin yasal dayanağı olan bu madde uyarınca işveren çalışma mevzuatına göre sağlık raporu alınması gerektiği halde böyle bir rapor almaksızın veya eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli olmayan bir işte sigortalı çalıştırmış, sigortalının da işe girmezden önce hastalıklı olduğu tespit edilmiş ise bu sigortalı için hastalık sigortası kolundan yapılan yardımlardan işveren, Kuruma karşı sorumludur. Ayrıca sigortalı, işe girmezden evvel hasta değilse de bünyece elverişli olmayan bir işte çalıştırılmış ve bu çalışmadan ötürü hastalanıp kendisine sağlık yardımı yapılmışsa, Kurum yapmış olduğu yardımları işverene rücu edebilir. Burada işverenin sorumluluğunun niteliği, kendine özgü kusur esasını öngören bir sorumluluktur. Yani işveren hastalığın meydana gelmesinde kusurlu olmasa bile sorumludur. Daha açık ifadeyle, İşverenin kusuru sadece rapor almadan sigortalı çalıştırmaktır. Diğer taraftan, bu maddeye dayanan işverenin sorumluluğu çalışma dönemi ile sınırlıdır. Eş söyleyişle de; İşverenin hastalık sigortasından sorumlu olduğu devre; sigortalının işyerinde çalıştığı dönemdir. Bu kabul şeklinin doğal sonucu olarak da; sigortalının davalı işveren yanında çalışmadığı, dava dışı başka bir işverene bağlı çalıştığı dönemde sigortalıya yapılan tedavi giderlerinden davalı işverenin sorumlu tutulamayacağı tartışmasızdır.
İşverenin sorumluluğu ile ilgili yasal düzenleme ve bu genel açıklamadan sonra İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2. fıkrasında hükme bağlanan icra inkar tazminatına hükmedilebilmesinin yasal koşulları ele alınmalıdır.
2004 sayılı ve 9/11/1988 - 3494/1 md.ile değişik İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 2. fıkrasında; Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. hükmü yer almaktadır.
Görülmektedir ki, İ.İ.K.nun 67. maddesi, alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İ.İ.K.nun 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tesbit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında takip tarihi itibarı ile haklı olup olmadığının belirlenmesidir. İcra inkar tazminatının kanuna konuluş amacı da borçlu olduğu miktarı bilebilecek veya bu miktarı tayin edebilecek durumda olan borçlunun, ödeme emrinin tebliği üzerine icrada borcunu inkar etmesini önlemektedir. Bu nedenledir ki, diğer yasal koşulların yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ise, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez.
Diğer bir anlatımla da, icra inkar tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan tazminattır. Hukuksal nitelikçe hakkında yapılan icra takibine haksız olarak itiraz edilerek takibi durdurması ve itirazda işin çabuk bitirilmesini önleyen borçluya karşı konulmuş icra hukukuna özgü bir yaptırımdır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkar tazminata hükmedilmesi gerekecektir.
Somut olayda; Davacı kurum 506 sayılı yasanın 41. maddesinden kaynaklanan sorumluluğuna dayanarak davalı işveren hakkında icra takibine girişmiştir. 1 Mayıs 2000 tarihli ilamsız takip talebinde; 1.820.572.000 TL. asıl alacak, 2.011.357.000 TL. faiz (31.05.2000 tarihine kadar hesaplanan) olmak üzere 3.831.929.000 TL. alacağın icra harç masraf faiz ve vekalet ücreti ile birlikte tahsili istenmiştir. Takip talebine ekli 24.02.2000 tarih 16218 sayılı davalı/borçlu işverene muhatap yazıda: 01.03.1998 - 31.05.1998 tarihleri arasında bina inşaatı işyerinizde çalışan Nihat Acar 04.05.1998 tarihli vizite kağıdına istinaden kronik böbrek yetmezliği teşhisi ile kurumca tedaviye alınmıştır. Adı geçen sigortalıya Denizli ve İzmir Eğitim Hastanemizce 1.820.572.000 TL. tedavi gideri ve bu meblağın 29.02.2000 tarihine kadar hesaplanan 1.738.272.000 TL. yasal faizi ile ceman 3.558.844.000 TL.nin 506 sayılı yasanın 41. maddesine istinaden 15 gün içinde müdürlüğümüz veznesine yatırılması gerekir. Zamanında ödenmemesi halinde icra takibine geçilecektir.
(Not: Tarafınızca ödenmesi istenilen tedavi giderlerinin 05.10.1992 tarihindeki organ nakli ile ilgisi olmayıp 04.05.1998 tarihinden sonraki tedavi giderleri ile ilgilidir.) açıklaması yazılıdır. 01.05.2000 tarihli ödeme emrinde toplamı 3.988.589.000 TL.nin ödenmesi istenmiş, ödeme emri ve belge 15.05.2000 tarihinde borçlu Mehmet Yılmaz'a bizzat tebliğ edilmiş, borçlu 16.05.2000 tarihine itiraz etmiştir. İtirazında takibe konu borcu kabul etmediğini, alacaklı SSK tarafından tedavi edildiği ve masraf yapıldığı ileri sürülen Nihat Acar'ın sadece bir defa hastaneye sevk yaptırdığını, yatmadığını, ayrıca adı geçenin çalışabileceğine dair rapor nedeniyle çalıştırıldığını, getir götür ve bekçilik gibi hafif işlerde çalıştırıldığını ... ifadeyle takibe konu böyle bir borcu olmadığından icra takibinin durdurulmasını istemiştir. Eldeki dava süresi içinde itirazın iptali istemiyle açılmıştır.
Somut olayın ve olayda uygulanacak yasa hükümlerinin yukarıda açıklanan özellikleri karşısında sonuçta; davalı/borçlu işverenin sorumlu olduğu miktar 506 sayılı Yasanın 41. maddesi gereğince işçinin, bu işverene ait işyerinde çalıştığı süre ile sınırlıdır. Dosya kapsamına göre, tedavi gideri kurumca ödenen işçi Nihat Acar 01.03.1998 - 31.05.1998 tarihleri arasında davalı/borçlu işverene ait işyerinde çalışmıştır. Takip sırasında bulunmayıp, ancak yargılama aşamasında dosyaya yansıyan tedavi giderlerinin bildirimine ilişkin Sosyal Sigortalar Kurumu İzmir Eğitim Hastanesi Baştabipliğinin Kuruma muhatap 10.04.2000 gün ve 17100 sayılı 17.04.2000 vürutlu yazısında ve 21.04.2000 tarihli masraf çizelgesinde ise bu çalışma dönemine ait olmayan, işe girmeden önce yapılan bir kısım giderlerin de hesaba dahil edildiği görülmektedir. Dolayısıyla takip talebine ekli yazı ve takip bu gerçek durumu açıklayıcı ve doğrulayıcı nitelikte değildir. Borçlu/işverenin bu miktardan sorumlu tutulmasının yasaca mümkün olmadığı gerçeğiyle, bu çelişki ve belirsizlik karşısında takibe itirazında kısmen de olsa haklı olduğu anlaşılmaktadır. İptali gereken miktar mahkemece belirlenen miktar da değildir. Ne var ki, temyiz edenin sıfatına ve temyizin kapsamına göre mahkemenin iptale konu ettiği miktar ve kabulünün bu nedenle sadece eleştirilmesi ile yetinilmiştir.
Bu kabul şekline bağlı olarak, İcra inkar tazminatı açısından somut olaya bakıldığında ise, itirazın iptali halinde alacaklının icra inkar tazminatı isteyebilmesi için gerek uygulamada, gerekse öğretide öngörülen alacaktaki likit yani muayyenlik ve belirlenebilirlik niteliği ve koşulunun bulunmadığı açıktır. Zira, takip tarihi itibariyle takibe konu alacağın varlığının ve varsa miktarının saptanması gerektirmekte olup, yukarıda açıklanan alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda olması ilkesi gözetildiğinde, gerek icra takip ve gerekse dava tarihi itibariyle likit bir alacak mevcut değildir. Hal böyle olunca, davalı/işverenin icra inkar tazminatından sorumlu tutulması da hukuken olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin icra inkar tazminatı isteğinin reddine ilişkin direnme kararı yukarıda açıklanan gerekçeyle ve sonucu itibarıyla doğru olduğundan onanması gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 22.01.2003 gününde yapılan ikinci görüşmede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy