(1479 S. K. m. 24, 25, 26) (506 S. K. m. 2, 3) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasındaki SSK sigortasının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Amasya Asliye 1. Hukuk (İş) Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 5.10.2001 gün ve 2001/141-278 sayılı kararın incelenmesinin davalı SSK ve Bağ-Kur vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 29.11.2001 gün ve 7854-8339 sayılı ilamı ile,
(... Davacının zorunlu sigortalı olarak kurumda kayıtlı gözüken sigortalı çalışmalarının gerçek olup olmadığı yöntemince araştırılıp incelenmemeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı; Bağ-Kur sigortalısı iken nereden kaynaklandığını bilemediği 24.5.1991-24.6.1991 dönemindeki 9 günlük SSK sigortalılığının varlığı nedeniyle Bağ-Kur sigortalılığının iptal edileceğinin kurumca bildirildiğini, oysa kurumun primlerini alırken ve askerlik borçlanmasını kabul ederken kendisine buna ilişkin bilgi vermediğini ifadeyle, çakışan SSK sigortalılığının iptalini istemiştir.
Davalı Bağ-Kur ve SSK vekilleri davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kabulü yönünde verilen karar, davalılar vekillerinin temyizi üzerine özel idarece; davacının zorunlu sigortalı olarak kurumda kayıtlı gözüken sigortalı çalışmalarının gerçek olup olmadığı yöntemince araştırılıp incelenmemeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkeme; ... Davacının 1479 sayılı Bağ-Kur Yasası'nın 24, 25 ve 26. maddelerinde öngörülen biçimde Bağ-Kurluluk ilişkisi mevcuttur. Hal böyle iken ve 506 sayılı yasanın 3. maddesinin (t) ve (k) bendleri dikkate alınmadan davcı SSK kapsamına alınamaz. Ayrıca davalı Bağ-Kur'un 1991 yılındaki 9 günlük SSK çalışmasından dolayı tüm Bağ-Kur sigortasının iptali yönündeki işlemi, hukuka aykırı olup, iyi niyetle de bağdaşmaz. Çünkü davalı kurum bu tarihten sonra dahi davacıdan tüm primlerini alıp onda sigortanın sürdüğü izlenimini yaratmıştır. Davacının 1991 yılında gerçekleşen 9 günlük SSK'ya bağlı çalışmasının arızi nitelikte olup, Bağ-Kur çalışmasının baskın olduğu ve geçimini bu çalışma ile sağladığı bu nedenle arızi çalışmasının iptali gerektiği sonucuna varılarak, bir kimsenin birden fazla sosyal güvenlik sistemine tabi olamayacağı ilkesinden hareketle bozma kararına karşı direnilmiştir. Gerekçesiyle önceki kararında direnerek davanın kabulüne karar vermiş, ancak ilk hükümden farklı olarak davalı SSK aleyhine masraf ve vekalet ücretine hükmetmiştir. Hükmü davalı Bağ-Kur ve SSK vekilleri temyiz etmiş, SSK vekili masraf ve vekalet ücretine hükmedilmesini de ayrıca temyizine konu etmiştir.
1. SSK ve Bağ-Kur vekillerinin esasa ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesi; Dava, Bağ-Kur sigortalılığı ile çakışan SSK sigortalılığının iptali isteğine ilişkindir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bir kimsenin bir sosyal güvenlik kurumunda önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığı döneminde başka bir sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışmaya başlaması halinde yani çatışan sigortalılık durumunda hangi kurumdaki çalışmanın esas alınacağı, Bağ-Kur'da kayıtlı olunan dönemle çakışan ve iptali istenen SSK sigortalılığının gerçek olup olmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasındadır.
İlkin çatışan sigortalılık sorununu irdelemekte yarar vardır. Gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, sigortalının önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak bu sorunu çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır.
Yasa sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. Anılan yasanın 3. maddesinin i. (t) bendinde Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların (K) bendinde herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir. Ayni şekilde 1479 sayılı Bağ-Kur Yasasının 24. maddesinin I. ve II. fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlilik tanınmaktadır.
Somut olayda; davacının, Bağ-Kur kaydından önce 1967 yılından başlayan muhtelif ve SSK'na bildirilen çalışmaları mevcutsa da, davacı 1989 yılında seyyar sebzeci olarak Bağ-Kur'a kayıt olmuş ve ara vermeksizin Bağ-Kurluluğu sürmüştür. Süregelen ve baskın olan çalışması budur.
Gerçekten, Bağ-Kur kayıtlarına göre davacı 1.10.1989 tarihinde seyyar sebzeci olarak Bağ-Kur kaydına alınmış, 9.6.1998 tarihinde de vergi kaydı nedeniyle zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak Bağ-Kurluluğu devam etmiş, 1998 yılında askerlik borçlanmasını yapmış, primleri kurumca tahsil edilmiştir.
Bu arada hizmetleri toplanırken SSK kayıtlarına göre 24.5.1991-24.6.1991 döneminde SSK.'lı çalışması olduğu, prim ödeme gün sayısının da 9 olduğu bildirilmiştir. Davacı tarafından iptali istenen SSK sigortalılık dönemi bu dönemdir.
Ayrıntısı ile açıklanacak olursa; davacıya ait SSK sicil dosyasında bulunan 10.6.1991 kayıt tarihli sigortalının imzasını da taşıyan sigortalı işe tekrar giriş bildirgesine göre davacının Bağ-Kur kaydı devam ederken 2349325 sigorta sicil numarası ile Amasya Merkez çim yüzeyli futbol sahası işinde S. San. İnş. Tic. Ltd. Şti. işyerinde 24.5.1991 tarihinde işe başladığı anlaşılmaktadır. SSK Kurumunca düzenlenen hizmet cetvelinde davacının 1991/2 yıl ve döneminde 24.5.1991 tarihinde işe girdiği, 24.6.1991 tarihinde işten çıktığı, prim ödeme gün sayısının 9 olduğu belirtilmiştir. Yine, S. Ltd. Şti. tarafından düzenlenen 1991 yılı II. dönem dört aylık sigorta primleri bordrosunda da davacı Ahmet'in 24.5.1991 tarihinde işe girdiği Mayıs ayında 4, Haziran ayında 5 gün olmak üzere 9 gün üzerinden prim ödemesinin olduğu yazılıdır. Bu bordro SKK Kurumuna 27.9.1991 tarihinde verilmiştir.
Şu durumda davacının 24.5.1991-24.6.1991 tarihleri arasında 18466 sicil nolu işyerinde SSK sigortalısı olarak çalışmasının bulunduğu belirgindir. Sorun davacının bu 9 günlük çalışmasının gerçek olup olmadığı konusundadır.
506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2. maddesine göre bir kimse hizmet akdine dayalı olarak çalışmış ise SSK sigortalısı sayılır. Bu kişinin SSK kapsamında kalmayan çalışmasının olmadığını kabul etmek mümkün değildir. Çünkü 506 Sayılı Yasa'nın 2. 79. ve 80. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde hizmet akdine dayalı çalışmanın bildirgenin ve dönem prim bordrosunun verilmesi ile gerçekleşmiş sayılacağı doktrinde ve yüksek yargı kararlarında kabul edilmiştir. SSK.'dan gelen hizmet döküm cetvelinde bu 9 günlük süre gösterilmiş olmakla, kurum tarafından bunun gerçekleştiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, davacının bundan sonra devamlı olarak Bağ-Kur'a prim ödediği ve davacının önce seyyar sebze satıcısı, daha sonra da tahıl üreticisi olarak Bağ-Kur'da kaydının başladığı ve devam ettiği, primlerinin de tahsil edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Gelen belgelerden davacının Ziraat Odası'na ve vergi dairesine kaydı olması, Bağ-Kur'a primlerini düzenli olarak yatırması Bağ-Kur'a bağlı çalışmanın gerçekleştiğinin delilleridir. SSK kapsamında bulunan 9 günlük çalışmanın bir kişinin geçimini sağlamasına yetmeyeceği de ortadadır.
Yeri gelmişken vurgulamakta yarar vardır ki; davcının Bağ-Kurluluk ilişkisi mevcutken, 506 sayılı yasanın 3. maddesinin (f) ve (k) bendleri dikkate alınmadan SSK kapsamına alınması zaten açıkça yasaya aykırılığı özünde barındırmaktadır. İptali gereken SSK sigortalılığı olması gerekirken, davalı Bağ-Kur'un davacının süregelen Bağ-Kur sigortalılığının baskın olduğunu ve SSK sigortalılığının geçersizliğini göz ardı ederek 1991 yılındaki 9 günlük SSK çalışmasından dolayı tüm Bağ-Kur sigortasının iptali yönünde işleme girişmesi yerinde ve yasal değildir.
Sonuç olarak; davcı sigortalının, uyuşmazlık konusu dönemden önce başlayıp devam edegelen Bağ-Kur'luluk statüsünün mevcut bulunduğu ve bu kişinin seyyar sebze satıcılığı ve daha sonra tahıl üreticiliğinden dolayı uyuşmazlık konusu dönem öncesi, bu dönem içinde ve daha sonra kendi adına kazanç sağladığı, bu kazançların SSK kapsamında sayılabilecek çalışma ve kazançlarının çok üzerinde bulunduğu, kişinin ekonomik yaşamında serbest kazançlarının kıyaslanmayacak derecede baskın olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacının baskın olan ve önceden beri başlayıp kesintisiz devam eden Bağ-Kur sigortalılığının açık varlığı karşısında Bağ-Kur sigortalılığına geçerlilik tanınması gerekmekte olup, bu yönüyle ayrıca SSK çalışmasının gerçek olup olmadığının araştırmasına gerek bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle mahkemenin direnmesi usul ve yasaya uygun olup, onanması gerekir.
2. Davalı SSK vekilinin masraf ve vekalet ücretine yönelik temyizine gelince; mahkemece ilk hükümde yer almadığı halde direnme kararında SSK aleyhine masraf ve vekalet ücretine hükmedilmişse de SSK kurumunun dava açılmasına neden olmadığı gibi, yargılama aşamasında niza da çıkarmadığı, davayı kabule de zorlanamayacağı nazara alınarak vekalet ücreti ve masraf yönünden SSK kurumunun da sorumluluğuna yol açacak şekilde müşterek ve müteselsil tahsile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ancak bu yön yeniden yargılamayı gerektirmediğinden direnme hükmünün davcının yaptığı masraf ve davacı lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin bölümünden müştereken ve müteselsilen tahsili ile cümleleri çıkarılarak Davalı Bağ-Kur'dan tahsili ile şeklinde düzeltilmesi, hüküm fıkrasına SSK aleyhine masraf ve vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığı ifadesinin ayrıca eklenmesi suretiyle direnme kararının düzeltilerek onanması gerekir.
Sonuç: 1- Davalı Bağ-Kur vekilinin tüm, SSK vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının esasının yukarıda 1. maddede açıklanan nedenlerle ONANMASINA,
2- SSK aleyhine hükmedilen masraf ve vekalet ücreti yönünden SSK vekilinin temyizinin kabulü ile direnme kararının buna ilişkin kısmının yukarıda 2. maddede açıklanan şekilde düzeltilerek ONANMASINA, 12.06.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy