(1086 S. K. m. 9, 10, 21) (818 S. K. m. 51, 96) (6762 S. K. m. 781, 782, 784, 787, 796, 808, 814, 1302) (213 S. K. m. 227, 230/5, 232)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.7.2001 gün ve 2001/122-472 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28.1.2001 gün ve 2001/8207-2002/610 sayılı ilamı;
( ... Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından nakliye sigortası yapılan emtianın davalıların maliki, sürücüsü ve sigortacısı oldukları araç ile yapılan taşıması sırasında meydana gelen kazada emtianın hasarlandığını, hasar bedeli 6.852.455.000.- TL.nın sigortalıya ödendiğini ileri sürerek, bu miktarın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hüdaverdi Özdemir vekili, kazanın Milas'ta meydana geldiğini, mahkemenin yetkisiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre kazanın meydana geldiiği yerin Milas olması nedeniyle davada Milas mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle, mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, nakliyat sigorta poliçesinden kaynaklanan rücu davasıdır.
Sigortacının halefiyet ilkesi gereğince zarar sorumlusuna karşı açtığı davada kural olarak HUMK.nun 9. maddesi hükmü uyarınca davalının ikametgahı mahkemesi yetkili mahkemelerden bir tanesi olacaktır. Yine aynı madde hükmü uyarınca, davalı birden fazla ise, rücu davası, bunlardan birinin ikametgahı mahkemesinde de açılabilecektir. Ancak, dava nedenine göre, davalılardan tümü hakkında HUMK.nun 21. maddesinde olduğu şekliyle ortak yetkili taşıyan bir mahkeme belli edilmiş ise, rücu davası o yer mahkemesinde de açılabilecektir. Aynı maddenin son cümlesi uyarınca davanın, davalılardan birinin kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye götürmek amacıyla açıldığı belirlendiği takdirde o davalı yönünden davanın ayrılarak yetkisizlik kararı verilmesi gerekmektedir.
Somut olayda davalı Hüdaverdi Özdemir, kaza yerinin yetkili olduğundan bahisle yetki itirazında bulunmuş olup, diğer davalılar yetkiye itiraz etmemişlerdir. Mahkemece davalının yetki itirazı yerinde görülerek tüm davalılar yönünden yetkisizlik kararı verilmiştir. Olayda HUMK.nun 9. maddesinin son cümlesinde belirtilen kötü niyet halinin bulunduğuna ilişkin belirti ve delil dosyası bulunmamaktadır. Kaldı ki bu husus yetki itirazında bulunan davalı tarafından da ileri sürülmemiştir. Dava, davalılardan Kerevitaş Gıda A.Ş.nin adresi olarak gözüken Şişli'nin bağlı olduğu Beyoğlu Ticaret Mahkemesinde açılmış, dava dilekçesi de Şişli adresine tebliğ edilmiştir. HUMK.nun 21. maddesindeki yetki kuralı genel yetki kuralını ortadan kaldıracak nitelikte kamu düzenine ilişkin kesin bir yetki kuralı olmayıp, davacı tarafından seçimlik hak kullanılıp davalılardan birinin ikametgahı mahkemesinde dava açılmış olmakla yetki itirazının reddi ile işin esasına girilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, nakliyat sigorta poliçesinden kaynaklanan rücu davasıdır.
Sigortalı tarafından, zarar sorumlusuna karşı tazminat davasını hangi yer mahkemesinde açması gerekiyor ise, halefiyet ilkesi gereğince sigortacının da rücu davasını aynı yer mahkemesinde açması gerekir.
Burada halefiyet ilkesinin ne olduğuna kısaca değinmekte yarar vardır. Sigortacının halef olduğu tazminat alacağının temeli, sigortacı ile zarar sorumlusu üçüncü kişi arasındaki "borç ilişkisidir." Bu borç ilişkisinin doğumunu ise üç kaynağa dayandırmak mümkündür. Bunlar haksız fiil, sözleşme ve kanun'dur. Sigortacının ikame edeceği rücu davasının dayanağı hukuki sebep, sigortalının tazminat borçlusuna karşı açabileceği davanın dayanağı hukuki sebebin aynıdır. Eğer sigortalı istihdam eden aleyhine B.K.55 veya mal sahibi aleyhine B.K. m.58, hükümlerine dayanabiliyorsa veya 2918 sayılı yasa uyarınca nakil aracının sahibi ( işleten ) aleyhine veya aynı aracı trafik rizikolarına karşı sigortalamış bir diğer sigorta şirketine veya TTK. M.781 vd. uyarınca taşıma sözleşmesine dayanarak dava açabiliyorsa, aynı hukuki sebeplere dayanarak sigortacı da rücu davasını ikame edebilecektir.
Sigortalının haksız fiil ( BK. M.41 ) veya akde muhalefet ( BK. M.96 ) dolayısiyla dava açabildiği hallerde, sigortacı da sigortalı gibi bizzat bu sebeplere dayanıp dava açabilecektir.
Türk pozitif hukukunda TTK.nun 1301 maddesi yukarıda anlatımları doğrulayarak, tazminat alacaklarının doğumuna yol açan "borç kaynakları" arasında bir ayrım yapmamıştır. Nitekim madde metninde kullanılan "vaki zarardan dolayı... dava hakkı" şeklindeki ibarenin her üç borç kaynağını kapsayabilecek çok genel ifadesinden bu hususun anlaşılması gerektiği öğretide kabul edilmektedir. ( Bkz. Türk Hukukunda Sigortacının Kanuni Halefiyeti Prof.Dr. Merih Kemal Omağ İst. 1983, sh.128 vd. 151 vd., Reşat Atabek, Sigorta Hukuku, İst. 1950 sh.246-248, Ali Bozer, Sigorta Hukuku Ank. 1965, sh.214, Rayeğan Kender, Türkiye'de Hususi Sigorta Hukuku İst. 1963 sh.206, Ahmet Kılıçoğlu, Özel ve Sosyal Sigortalarda Halefiyet ve Rücu ( AHFD ) 1974 c.XXXI. 411 ).
Davanın sigortacı tarafından hangi hukuki sebeplerden dolayı açıldığının anlaşılması için davada yer alan ve almayan kişilerin bu davada ne sıfatla bulunduklarının irdelenmesi gerekir.
Bu davada sigortalı gönderen Merser Gıda Servis ve Dağıtım A.Ş. olup adresi, İnönü Cad. No.73/1 Taksim/İstanbul'dur. Taşıyıcı Kerevitaş A.Ş. olup, adresi Halaskargazi Cad. No.367 Şişli/İstanbul'dur. Zorunlu Sigortacı Commercial Union Sigorta A.Ş.nin adresi Fahrettin Kerim Gökay Cad. B Blok No.62 Üsküdar/İstanbul, haksız fiilin faili olan araç sürücüsü Hüdaverdi Özdemir'in adresi, Zafer Mahallesi Dumlupınar Cad. No.18 D.1 İncirliova/Aydın'dır.
Yükün hasarlanmasına neden olan Kaza Milas İlçesinde meydana gelmiştir.
Sigortalı-Gönderen Merser Gıda A.Ş.'i ait yükleri Torbalı'dan Bodrum'a taşıtmak üzere Kerevitaş A.Ş. ile taşıma sözleşmesi yapmış ve bu sözleşme uyarınca Kerevitaş A.Ş. maliki olduğu 34 KDM 79 plakalı aracı yanında çalışan sürücü Hüdaverdi ile Torbalı'ya göndermiş, yük buradan alınmış Milas İlçesinde kaza meydana gelerek yük hasarlanmıştır.
Davacı sigorta şirketi HUMK.nun 9.II.C.1 uyarınca davalılardan Kerevitaş A.Ş.nin adresinin, Beyoğlu Asliye Ticaret Mahkemesinin yetki alanına girdiği düşüncesi ile davasını bu yer mahkemesine açmıştır. Oysa Yerel Mahkemenin ve Yüksek Özel Dairenin de kabul ettiği gibi davalı Kerevitaş A.Ş.nin İkametgahı Beyoğlu Asliye Ticaret Mahkemesinin yetki alanında olmayıp İstanbul Merkez Asliye Ticaret Mahkemesinin yetki alanı içine girmektedir.
Bilindiği gibi bir davada, davalı sayısı birden fazla ise, dava bunlardan birisinin ikametgahı mahkemesinde açılır ( HUMK. 9.II.C.1 ). Dava, davalılardan hiçbirinin ikametgahı olmayan ( başka ) bir yerde açılır, davalılardan biri veya bir kaçı mahkemenin yetkisine itiraz etmez ve fakat diğeri yetki ilk itirazında bulunursa, bu halde HUMK.9, II.C.1'de yazılı dava davalılardan birinin ikametgahı mahkemesinde açılır hükmü uygulanmaz yani davalılardan birinin ikametgahında dava açılmış sayılmaz. Çünkü bu halde davanın açıldığı mahkeme davalılardan birinin ikametgah mahkemesi değildir.
Somut olayda, diğer iki davalı mahkemenin yetkisizliğine karşı çıkmazken, davalı Hüdaverdi süresinde yetki ilk itirazında bulunarak yetkili mahkemenin haksız fiilin vuku bulduğu Milas olduğunu ileri sürerek yetkisizlik kararı verilmesini istemiştir.
Sırası gelmişken görülmekte olan davanın hukuki sebebinin açıklanması gerekir.
BK.nun 51. maddesinin 1. fıkrasına göre, "birçok kimseler muhtelif sebeplere binaen mesul oldukları takdirde" ( Eksik dayanışmalı sorumluluk ), "haklarında birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki" aynı yasanın 50. maddesinin 1. fıkrası ( tam dayanışmalı sorumluluk ) hükmü uygulanır.
Dava konusu olayda Kerevitaş Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. aracın maliki ve taşıma sözleşmesinin tarafı olmakla taşıyıcı durumunda olup, taşıma sözleşmesi uyarınca, Hüdaverdi ise, haksız fiilin sorumlusu bulunmakla BK.41 ve TTK.782. madde uyarınca sorumlu olacaktır. Nitekim TTK. 782. maddesi uyarınca sürücü, taşıyıcının kullandığı yardımcı kişi olup, taşıyıcı kullandığı yardımcı kişinin kusurlarından kendi kusuru gibi sorumlu olacaktır hükmünü getirmiştir.
Yetkisizlik ilk itirazında bulunan davalı sürücü Hüdaverdi'nin somut olayda taşıyıcı, taşıma komisyoncusu, alt taşıyıcı olup olmadığının da incelenmesi gerekmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre Merser Gıdaya ait mallar Kerevitaş A.Ş. ile yapılan taşıma sözleşmesine göre, Kerevitaşın maliki olduğu ve sürücüsü Hüdaverdi bulunan araca Merser Gıda'da çalışan Nizamettin Ceylan tarafından Torbalı'da yüklenmiş ve aracın sürücü ve TTK. 782. maddesi uyarınca taşıyıcının kullandığı yardımcı kişi olan Hüdaverdi'ye malları tam ve sağlam aldığına dair sevk irsaliyesi imza ettirilmiştir. Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, Hüdaverdi'nin bu sevk irsaliyesini imzalamakla taşıyıcı sıfatiyle sorumlu olacağını ileri sürmüşlerdir. Çoğunluk aşağıdaki gerekçe ile bu görüşe katılmamıştır.
TTK. 784 ve 796. maddesine göre taşıyıcı, taşıma işini bizzat kendi aracı ve adamları ile kendisi yapabileceği gibi bu taşıma işini başka taşıyıcılara devir etmek suretiyle yaptırabilir. Böylece ara taşıyıcı da asıl taşıyıcıdan aldığı malı başka alt taşıyıcılara taşıtabilir. Tatbikatta da eşya taşıtmak isteyen kimseler bu iş için kurulmuş ambar nakliyeci denilen kişi ile taşıma anlaşması yapmakta, ambar sahibi taşınmak üzere aldığı malı başka araç maliklerine vermek suretiyle taşıtmaktadır. Bu durumda Ambar Nakliyeci Asıl taşıyıcı, emtiayı kendi malik olduğu aracı ile fiilen taşıyan ise alt taşıyıcı olmaktadır. Bir kişinin ara taşıyıcı olması için eşya ile birlikte taşıma senedini asıl-üst taşıyıcıdan devir alması gerekir. ( Prof.Dr. Sabih Arkan Karada Yapılan Eşya Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu Ankara 1982, sh.94, dip not 104-105 ).
CMR taşımaları hariç TTK. 787/1. maddesi hükmüne göre üst ve alt taşıyıcılar arasında dayanışmalı sorumluluk olmadığı için taşınan malın zayi olması ve hasara uğraması nedeniyle açılabilecek tazminat davası ya asıl taşıyıcıya veya alt taşıyıcıya karşı açılır. Bu husus dava şartı olduğundan hakim tarafından ( resen ) kendiliğinden gözetilir.
Oysa somut olayda davalı Hüdaverdi'nin alt taşıyıcı olduğu ne davacı vekilince ileri sürülmüş ne de mahkemece seçimlik hakkın kullanılması için davacıya bir önel verilmiştir.
O halde davalı Hüdaverdi'nin alt taşıyıcı olarak vasıflandırılmasına olanak yoktur.
Ayrıca TTK. 808/1 ve 814. madde uyarınca "taşıma sözleşmesini kendi adına ve fakat gönderen hesabına yapmaya o kişi yetkili kılınmışsa bu işi yapan kimse taşıma komisyoncusu sayılır.
Uygulamada eşya taşıtmak isteyen kimse bu işle uğraşan kişiye başvurup taşıtacağı eşya için bir kamyon tahsis edilmesini istemekte bunun üzerine taşıma komisyoncusu kendisinden ücret alıp bir başkasına ait kamyonu eşya taşıtmak isteyen kişiye göndermekte, eşya taşıma işi gönderilen bu kamyon ile gerçekleştirilmektedir.
Taşıma sırasında eşya kaybolduğu veya hasar gördüğü durumlarda eşya komisyoncusu sorumlu olmaktadır. Çünkü TTK. 808. maddesi hükmüne göre ücret mukabilinde kendi namına ve müvekkili hesabına eşya taşımayı sanat ittihaz etmiş olan kimse tedbirli bir tacir gibi taşıyıcıları seçmeye ve müvekkilinin menfaatini korumaya mecbur olup aksi halde TTK. 784. maddesine göre, eşyayı taşıttığı kimselerin fiil ve kusurlarından kendi kusuru gibi sorumlu olmaktadır.
Somut olayda davalı Hüdaverdi'nin yukarıda tarifi yapılan taşıma komisyoncusu olmadığı açık seçik ortadadır.
Gönderenin çalıştırdığı Nizamettin Ceylan tarafından, araç sürücüsü Hüdaverdi'ye imzalatılan ve bir örneği Hüdaverdi'ye verilen sevk irsaliyesinin bir taşıma akdi kurulmasına yeterli olup olmadığına gelince;
Öncelikle şu hususun vurgulanması gerekir. TTK.782. madde uyarınca sürücü taşıyıcının kullandığı yardımcı kimsedir. Hiçbir şekilde taşıyıcıyı bağlayıcı taşıma sözleşmesi yapamaz.
"Araç sürücüsü, araç sahibini bağlayıcı taşıma sözleşmesi yapamaz" Yargıtay 11.H.D. 10.11.1987 gün E.5641, K.6071 Bkz. G.Eriş Türk Ticaret Kanunu 2 Cilt Ank. 1988 sh.1079 ).
213 sayılı Vergi Usul Kanunun 227-232, TTK. 23. maddeleri uyarınca "malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşıttırıldığı hallerde satıcının taşınan ve taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve TAŞITTA BULUNDURULMASI ŞARTTIR. Malın, bir mükellefin birden çok işyerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir ( Bkz. 213 sayılı Yasanın 4.12.1985 gün 3239 sayılı yasa ile değişik 230/5 bendi )
Somut olayda gönderen Merser Gıda, taşıyıcı Kerevitaş A.Ş.ne ait kamyon ile emtiasını Torbalı/İzmir deposundan Bodrum Yalıkavak yolu Kemer Mevkiindeki deposuna taşıtmak istemiş, bu emtiayı davalı Hüdaverdi'nin sürücüsü Kerevitaş A.Ş.nin maliki olduğu araca yüklemiş ve gönderen Merser Gıda Vergi usul Kanundaki emredici kural gereği SEVK İRSALİYESİ'ni düzenleyerek bir örneğini kendinde bırakmış, diğer örneğini aracın sürücüsü Hüdaverdi'ye vermiştir.
Bunda zorunluluk vardır. Vergi Usul Yasasında yazılı Fatura nizamının sağlanması bakımından vergi denetmenleri yolculuk sırasında bu sevki irsaliyesini denetleyecekler ve kayıt dışı bir taşımanın olup olmadığı açıklığa kavuşacaktır.
Bu yasal düzenleme karşısında sevk irsaliyesini düzenleme zorunda kalan gönderen ile bunu yasal zorunluluk nedeniyle kullandığı aracında bulundurmak zorunda olan sürücü arasında taşıma akdinin oluştuğunu ileri sürmenin yasal dayanaktan yoksun olduğu açık bir gerçektir.
Bu açıklamalardan sonra Merser Gıda ile sürücü Hüdaverdi arasında bir taşıma akdinin olmadığı açıklığa kavuşmuştur. Bu durumda davalı Hüdaverdi hakkında HUMK.nun 10. maddesinin uygulama olanağından söz etmek olanaklı mıdır?
Bu maddeye göre "dava, mukavelenin icra olunacağı veyahut müddeaaleyh veya vekili dava zamanında orada bulunmak şartiyle aktin vuku bulduğu mahal mahkemesinde bakılabilir." Buna usul hukukunda sözleşmeden doğan davalarda yetki kuralı denilmektedir. Buradaki sözleşmeden maksat, konusu malvarlığı ( mamelek ) hakkı olan Borçlar Hukukuna ilişkin sözleşmelerdir. Bu nedenle kanundan ve sebepsiz iktisaptan doğan borçlar için 10. madde hükmü uygulanmayacaktır. Sözleşme ise, iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarından oluşur. Başka bir tanımla sözleşme, belirli bir hukuki sonucu doğurmaya yönelik karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarından oluşan hukuki bir işlemdir. Bu maddenin uygulanması için ise yukarıda anlatılan anlamda taraflar arasında serbest iradeleri ile oluşan geçerli bir sözleşmenin bulunması şarttır.
Somut olayda, yetki itirazında bulunan Hüdaverdi ile gönderen Merser arasında sözleşme ilişkisi kurulmamış olup bu davalı kanun gereğince ( BK. 41 ) haksız fiilin faili sıfatıyla sorumlu olup, HUMK.nun 10. maddesinin davalı Hüdaverdi hakkında uygulanması usulen mümkün değildir.
Bir dava için birden fazla ( genel ve özel ) yetkili mahkeme varsa, davacı, bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açar ise, o zaman seçme hakkı davalıya geçer. Davalı yetki itirazında bu mahkemeler de birinin yetkili olduğunu bildirebilir. Davalının yetki itirazında yetkili olarak gösterdiği mahkemenin gerçekten yetkili olması gerekir.
Somut olayda davacı, davasını genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmamıştır. Davalı Hüdaverdi yetki itirazında ikametgahı mahkemesini veya haksız fiilin vuku bulduğu yer mahkemesini gösterebilir. Bu davalı, seçimlik hakkını haksız fiilin vuku bulduğu yer mahkemesi olarak göstermiştir. Davalının yetki itirazında gösterdiği mahkeme gerçekten yetkili olduğu için bu yetki ilk itirazı kabul edilmelidir. Ne var ki görülmekte olan davada, davalılar hakkında BK. 51. maddesi uyarınca birçok kimseler muhtelif sebeplere binaen sorumlu olurlar hukuki sebebine dayalı dava açılmış olup, haksız fiil birden fazla kişi tarafından işlenmiş kuralı uygulanmayacağından başka bir anlatımla ortak yetkili mahkeme mutlak olarak haksız işlemin meydana geldiği yer mahkemesi olmadığından yetki ilk itirazında bulunmayan davalılar için mahkemenin yetkisi kesinleşmiş olduğundan mahkemece yetki itirazında bulunan davalı Hüdaverdi'nin itirazını kabul ederek onun hakkındaki davanın ayrılmasına ve yetkili Milas Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, yetki itirazında bulunmayanlara karşı davaya devam etmesi gerekirken sanki ortada haksız eylem birden fazla kişi tarafından işlenmiş ilkesi varmışcasına tüm davalılar için yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan direnme kararının sadece bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacı Garanti Sigorta A.Ş. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik nedenle BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Davalılardan Hüdaverdi Özdemir, haksız fiil hükümlerine dayanarak olayın meydana geldiği yer olan Milas Mahkemesi'nin yetkili olduğunu açıklamak suretiyle, yetki itirazında bulunmuştur.
Dava dosyası içerisindeki taşınan yük ile ilgili olarak düzenlenen irsaliyenin incelenmesinde, davalı Hüdaverdi'nin yükü taşınmak üzere teslim aldığı anlaşılmaktadır. Bir yükün taşınmak üzere teslim alınması taşıyıcıya ait görevlerden olup, TTK.nun 781/1 nci maddesi hükmü uyarınca, yükün teslim alınmasından sonra alıcısına teslim edilinceye kadar süre içerisinde yükte oluşacak ziya ve hasarlardan yükü teslim alan taşıyıcı sıfatı ile sorumludur. Taşıma sözleşmesi çerçevesinde uyuşmazlığın çözümünde ise yetkili mahkeme, HUMK.nun 9/1 nci maddesi uyarıncaya davalı Hüdaverdi'nin ikametgahı mahkemesi olan İncirliova Mahkemesi, yahut da aynı yasanın 10 ncu maddesi hükmü gereğince, sözleşmenin icra mahzili yani yükleme yeri olan Torbalı Mahkemesi'dir. Adı geçen davalı ise yetki itirazında bu yer mahkemelerinin yetkili olduğunu ileri sürerek yetki itirazında bulunmadığından yetki itirazı geçersiz olup, esasında yetkili olmasa dahi davanın açıldığı Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nin yetkisi kesinleşmiştir.
Mahkeme kararının bu yönden dahi bozulması gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy