(2004 S. K. m. 170) (1086 S. K. m. 317)
Taraflar arasındaki "imzaya itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bartın İcra Tetkik Merciince davanın reddine dair verilen 18.10.2001 gün ve 2000/92-2001/141 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.1.2002 gün ve 2001/21544-2002/319 sayılı ilamı, ile (... Takip dayanağı senet için sahtecilik suçundan Bartın C. Savcılığınca soruşturma yürütüldüğü ve alınan bilirkişi raporunda senetteki imzanın borçluya ait olmadığının tespit edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda Mercice HUMK 317. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığı değerlendirilmeden ve raporlar arasındaki çelişki giderilmeden yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ... sonra gereği görüşüldü:
Dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 170. maddesi hükmüne dayalı olarak, icra takibine konu bonodaki imzaya itiraza ilişkindir.
Davacı, davalı tarafından kambiyo senetlerine mahsus yolla hakkında girişilen icra takibine konu bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek, İcra takibinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının icra dosyasındaki haciz işlemi sırasında takibe konu borcu kabul ederek. alacaklı ile anlaşma yaptığını bildirmiş ve davanın reddini istemiştir.
İcra Tetkik Merciinin, takibe konu bonodaki imzanın davacı borçluya ait bulunduğunun Adli Tıp Raporuyla belirlendiği gerekçesine dayalı olarak verdiği davanın reddine dair karar, davacının temyizi üzerine Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Davalı alacaklı tarafından, kendisinin lehdar, davacının ise borçlu durumunda bulunduğu 15.7.1999 tanzim ve 30.7.1999 vade tarihli. 2.260.000.000 TL bedelli bonoya dayanılarak, 26.7.2000 günlü takip talebiyle kambiyo senetlerine mahsus yolla davacı hakkında icra takibine girişildiği, borçlu davacının yasal süresi içerisinde Mercie imzaya itirazda bulunduğu çekişmesizdir.
İcra Tetkik Mercii, bu itiraz üzerine, takibe konu bonodaki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda rapor tanzim edilmek üzere bonoyu ve mukayese imzaları Adli Tıp Kurumu'na göndermiş; Fizik ve Grafoloji İhtisas Dairesince düzenlenen 5.9.2001 günlü Raporda, bonodaki imzanın davacı eli ürünü olduğunun saptandığı açıklanmıştır.
Aynı bonodan dolayı, davacının şikayeti üzerine Bartın C. Başsavcılığınca davalı hakkında sahte senet tanzimi suçundan başlatılan hazırlık soruşturması sırasında, takibe konu senetteki imza ve yazıların borçlunun eli ürünü olup olmadığı konusunda Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Dairesi Başkanlığından rapor istenilmiş; oraca yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 4.12.2000 günlü raporda, senetteki yazıların davacı eli ürünü olmadığının saptandığı, ancak, mukayese için gönderilen imzaların yetersiz olması nedeniyle imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda herhangi bir kanaat bildirilemediği açıklanmış ve daha fazla miktarda mukayeseye esas imzanın gönderilmesi istenilmiştir. C. Başsavcılığı, bu arada, görülmekte olan davada düzenlenen Adli Tıp Raporunun gelmesi nedeniyle yeni bir inceleme isteminde bulunmamış. örneğini evrak içerisine koyduğu 5.9.2001 günlü Adli Tıp Raporuna dayalı olarak, senetteki imzanın borçluya ait olduğunun belirlendiği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir.
Açıklanan bu olgular itibariyle, bozma kararındaki saptamada isabet bulunmamaktadır; yerel Mahkemenin bu yöne ilişkin direnme gerekçesi yerindedir.
Ne var ki, davacı, görülmekte olan davanın açılmasından (imzaya itirazdan) sonra, icra takip dosyasında uygulanan 14.8.2000 günlü haciz sırasında, takibe konu borcu 3.280.000.000 TL. olarak kabul ve bunu iki taksitte ödemeyi taahhüt etmiş, alacaklı vekilinin bu taahhüdü kabul edip bakiye alacaktan vazgeçeceğini bildirmesi üzerine de, görülmekte olan davasından vazgeçtiğine ilişkin beyanda bulunmuş ve buna ilişkin haciz tutanağını imzalamış; dahası, taahhüt ettiği tarihlerde ödemeleri yaparak borcu söndürmüştür. Böylece davacı, eldeki davada yokluğunu ileri sürdüğü borcunun gerçekte var olduğunu icra takibi sırasında kabul etmiş ve ödemede bulunmuştur. Her ne kadar, davacı, anılan borcu kabul beyanından sonra, eldeki dava dosyasına sunduğu 13.9.2000 ve 18.10.2001 havale günlü dilekçelerinde, bu beyanının hapis yatma korkusuna dayalı ve o nedenle geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de; 14.8.2000 günlü tutanak içeriğine ve oradaki beyanının iradeyi fesada uğratan bir nedene dayalı olduğuna dair, davacı tarafından, hiçbir delil sunulamamış ve böylece davacının bu beyanı soyut bir iddiadan ibaret kalmış olmasına göre, söz konusu tutanak içeriğinin ve oradaki borcu kabul beyanının hukuken geçerli olduğunun kabulü, buna bağlı olarak dayanılan beyana itibar edilmesi zorunludur. Bu beyan ve yapılan ödeme karşısında ise, Mercice, imza konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gidilmeksizin, davanın salt bu gerekçeyle reddi ve koşullan oluşmayacağı için davalı yararına tazminata hükmedilmemesi gerekirken, açıklanan yön gözden kaçınılarak, yazılı şekilde karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın gerekçesi açıklanan şekilde değiştirilmek ve davalı yararına hükmedilen tazminat kaldırılmak suretiyle düzeltilerek onanması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7. maddesi hükmü gereği görülmüştür.
Sonuç: Açıklanan gerekçeyle; davacının temyiz itirazlarının kabulüne, temyiz olunan 2.7.2002 gün ve 2002/43-76 sayılı direnme kararının gerekçesinin yukarıdaki şekilde değiştirilmesine; hüküm fıkrasının (2) no.lu bendindeki "Davacının takip konusu alacağın %40'ı oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine" sözlerinin bütünüyle silinmesine; direnme kararının gerekçesi ve hüküm fıkrası değiştirilmiş bu şekliyle ONANMASINA, gerekli nam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 20.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy