(2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 289, 293, 151)
Dava: Taraflar arasındaki "menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir Asliye 5. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.6.2001 gün ve 2001/76-524 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26.11.2001 gün ve 2001/9793-11088 sayılı ilamı ile,
(...Davacı, davalı tarafça 25.000 İsviçre Frangı karşılığı 8.780.000.000 TL.nın tahsili için aleyhine icra takibi yaptığını, oysa davalıdan borç almadığını belirterek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıya 25.000 İsviçre Frangı borç verdiğinden davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, toplanan delillerle borcun bulunmadığı ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1- Davacı, davalıdan 2.500.000 TL. dava dışı Tacettin isimli kişiden 10.000.000 TL aldığını, ancak 2.500.000 TL.yi ödediğini duruşmadaki beyanında kabul etmektedir. Davalı ise davacıya 25.000 İsviçre Frangı borç verdiğini ve ödenmediğini savunmaktadır.
Yasa gereği menfi tespit davasında, davalı alacaklı olduğunu yasal delillerle kanıtlamalıdır. Uyuşmazlığın miktarı ve tarafların HUMK 293/1. maddesinde öngörülen şekilde akrabalık ilişkisi olmadığı gözetildiğinde kural olarak iddia ve savunmanın tanık delili ile kanıtlanması mümkün değildir. Ancak HUMK 289. maddesi gereğince açık bir muvafakatin bulunması halinde tanık dinlenilmesi olanağı vardır. Mahkemece davalı tanıkları dinlenmişse de karşı tarafın açık bir muvafakati yoktur. Davacının 9.5.2001 tarihli celsedeki "Gösterilen tanıklar yönünden bir muhalefetim bulunmamaktadır" şeklindeki beyanı yasa ve Yargıtay uygulamasının öngördüğü muvafakat olarak kabul edilemez. Bu nedenle Mahkemenin somut uyuşmazlıkta tanık delilini kabul etmesi doğru olmamıştır. Öte yandan ispat yükü kendisine düşen taraf, karşı tarafa ve Mahkemece bu kuralın aksine hareket edilerek ispat yükü kendisine düşmeyen tarafa yemin teklif ettirilmesi ve yeminin eda edilmesi hukuki sonuç doğurmaz.
Davalının ibraz ettiği Ziraat Bankasına ait 26.11.1984 tarihli dekontla davacıya 2.531.700 TL ödendiği anlaşılmaktadır. Bu dekontta davacıya ödemenin İsviçre Frangı olarak yapıldığına dair bir kayıt yoktur. Nitekim davacı bu dekontta belirtilen meblağı TL olarak aldığını kabul etmekte, ancak geri ödemeye ilişkin yasal delil ibraz edememiştir. Davalı da kendisine hiçbir ödeme yapılmadığına dair yemin etmiştir. Bu nedenle davacının 2.531.700 TL. lık kısma yönelik temyiz itirazının reddi gerekir.
2- Garanti Bankasının 1.9.1998 tarihli dekontu davalının, davacıya borç verdiğini kanıtlayan delil niteliğinde değildir. Davacının 9.5.2001 tarihli celsedeki beyanı davacının davalıdan 10.000 İsviçre Frangı borç aldığım kabul ettiği şeklinde yorumlanamaz. Bu durumda ibraz edilen delillerle davalının davacıya 2.531.700 TL borç verdiği sabit olmuş ise de fazlaya dair alacak kanıtlanamamıştı. Ne var ki davalı cevap dilekçesinde her türlü delil demek suretiyle yemin deliline dayanmıştır. Mahkemece davalının davacıdan 2.531.700 TL dışında kalan miktar için alacaklı olduğuna dair davalının yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirir.
3- Mahkemece davacı lehine verilen. icra veznesine yatırılacak paranın alacaklıya ödenmemesi şeklindeki ihtiyati tedbir kararı infaz edilmediği için koşulları oluşmadığı halde davalı lehine % 40 tazminata hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir...") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ... sonra gereği görüşüldü:
Dava, icra takibine konu borcun bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı, kayınbiraderi olan davalının kendisi hakkında ilamsız icra takibi yaptığını, yaşlı olması nedeniyle süresi içerisinde borca itiraz edemediğini, gerçekte böyle bir borcu bulunmadığını ileri sürerek, takibe konu borcun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalının davacıya iki ayrı tarihte 10.000 ve 15.000 İsviçre Frangı borç para verdiğini, takibe konu alacağın bundan doğduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkemenin, davacının davalıya yurtdışından iki ayrı tarihte para gönderdiğinin sabit bulunduğu, ancak bunların borç olarak gönderilip gönderilmediği ve borcun hangi para cinsinden olduğu hususlarının havale belgelerinden anlaşılamaması nedeniyle, davalının bu yönleri kanıtlamakla yükümlü olduğu, davacının muvafakatiyle dinlenen tanıkların beyanlarından, davacının bu paraları döviz cinsinden ve borç olarak aldığının anlaşıldığı, borçsuzluk iddiasını kanıtlayamayan davacının teklif ettiği yeminin de davalı tarafından eda edildiği gerekçesine dayalı olarak verdiği davanın reddine dair karar. davacının temyizi üzerine Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Hemen belirtilmelidir ki, İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi çerçevesinde, girişilmiş bir icra takibine konu borcun bulunmadığının tespiti istemiyle açılan davalarda, takip alacaklısı, takibe konu ettiği alacağının varlığını, yasal delillerle kanıtlamak zorundadır. Dolayısıyla, görülmekte olan davada, kanıtlama yükümlülüğü takip alacaklısı durumundaki davalıya aittir: Davalı, takibe konu alacağının varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.
Davalının, takibe konu alacağının dayanağı olarak gösterdiği iki belgeden biri, 26.11.1984 tarihli döviz alım belgesidir. Bu belge içeriğinden, davalının o tarihte yurtdışından davacıya 15.000 İsviçre Frangı para gönderdiği ve davacının bu parayı Ziraat Bankası Eskişehir Şubesinden 2.531.700 TL. olarak çektiği, kendisine döviz üzerinden bir ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacı da, bu miktarda parayı aldığını duruşmada kabul etmiş, ancak ödediğini savunmuştur.
Buna karşılık, davalının 10.000 İsviçre Frangı tutarındaki diğer alacak kısmına dayanak olarak gösterdiği 1.9.1988 tarihli havale makbuzunda, sadece gönderici olarak davalının adı yer almakta, paranın kime gönderildiği konusunda herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Davacı. 9.5.2001 günlü duruşmada. bu belgeye konu parayı almadığını, kendisine 1989 yılında davalı tarafından değil. onun kardeşi olan Tacettin tarafından 10.000.000 TL. verildiğini ileri sürmüştür. Davacının bu beyanı, anılan belgedeki parayı almış olduğunun kabulüne olanak vermez. Açıklanan durum karşısında, davacının, takibe konu borcun sadece 2.531.700 TL. lik bölümü yönünden kabul beyanı bulunduğunun, kalan tutar yönünden ise, açıkça borcu inkar etmiş olduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla, davacı tarafından inkar edilen alacak bölümünün varlığı, davalı tarafından yasal delillerle kanıtlanmalıdır. Oysa, davalı, 10.000 İsviçre Frangı tutarındaki alacağına ilişkin olarak herhangi bir yazılı delil sunamamıştır. Dayandığı ve yukarıda değinilen 1.9.1988 tarihli havale makbuzu ise, açıklanan içeriği itibariyle yazılı delil başlangıcı niteliğinde dahi değildir. İleri sürülen alacak miktarına ve enişte-kayınbirader durumundaki taraflar arasında, HUMK' nun 293. maddesi anlamında bir akrabalık bulunmamasına göre, olayda tanık dinlenemeyeceği de açıktır.
Bu durumda, davalının alacağını tanıkla kanıtlaması, ancak davacının bu yönde açık bir muvafakatinin bulunması halinde mümkündür.
Yerel Mahkeme, davacı ve davalı vekilince tanıkların bildirilmesinden sonraki 9.5.2001 günlü duruşmada, davacının imzasız olarak tutanağa geçirilen "Gösterilen tanıklar yönünden bir muhalefetin bulunmamaktadır. Bunlardan birisini bizzat ben istedim. Diğer tanıkların esasen bir ilgisi de bulunmamaktadır" şeklindeki beyanını esas alarak, davacının, davalı tarafından tanık dinletilmesine muvafakat ettiği gerekçesiyle davalı tanıklarını dinlemiş ve hükmünü bu tanık beyanlarına dayalı olarak kurmuştur.
Nihayet, İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi hükmü uyarınca, menfi tespit davasında alacaklı yararına tazminata hükmedilebilmesi için, icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi konusunda bir ihtiyati tedbir kararı verilmiş, bu karar infaz edilmiş ve o nedenle alacaklının alacağına kavuşması gecikmiş olmalıdır. Somut olayda, her ne kadar Mahkemece tensiple birlikte açıklanan nitelikte bir ihtiyati tedbir kararı verilmişse de, bu kararın infaz edilmediği açıkça anlaşılmaktadır. O halde, davanın reddi halinde davalı yararına tazminata hükmedilebilmesinin yasal koşulları oluşmamıştır. Buna rağmen, davalı yararına tazminata hükmedilmiş olması da yanlıştır.
Bütün bu yönler, Yüksek Özel Dairenin bozma kararında da vurgulanmıştır.
Açıklanan nedenler karşısında. Mahkemece. Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırındır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK' nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 18.12.2002 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy