(2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şişli Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.11.2000 gün ve 1999/1087-2000/888 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 13.03.2001 gün ve 2001/1777-2408 sayılı ilamı ile; (...Davacı, davalıdan otomobil satın aldığını ancak devrini alamadığını bu nedenle davalıya ödediği satış bedelinin iadesi için yaptığı ilamsız takibe davalının yaptığı itiraz üzerine takibin durduğunu belirterek, aracın davalıya iadesinin kabulü ile itirazın iptali ve davalıya ödediği 2.200.000.000 TL. nın 7 aylık %80 reeskont faiziyle birlikte istirdadına ve davalının %40 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Davalı davacının dayandığı delillerin alacağın ispatı olamayacağını ayrıca bedel olarak 2.200.000.000 TL. kararlaştırıldığı iddiasını da davacının ispat etmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında yapılan satış akdinin geçerli şekilde yapılmadığını, davacının davalıya geçersiz akit gereği 2.200.000.000 TL. ödediğinin sabit olduğunu bu nedenle davanın kabulü ile icra dosyasına yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 2918 sayılı Trafik Kanununun 20/d maddesi gereğince trafik siciline kayıtlı aracın devir ve temliki resim şekilde yapılmadıkça geçerli sayılmaz. Esasen bu yön mahkemenin de kabulündedir. Davalı davacı ile aralarındaki hukuki ilişkiyi inkar etmiştir. Bu itibarla dava konusunun değeri itibariyle HUMK.288. maddesi gereğince tanık dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Davacı davalıyla aralarındaki hukuki ilişkiyi ve dilekçesinde yazılı bedeli davalıya ödediğini yazsal delillerle kanıtlayamamıştır. Ne var ki, davacı dilekçesinde yemin deliline de dayanmaktadır. Mahkemece bu yön kendisine hatırlatılıp karşı taraf yemin teklif edip etmeyeceği hususu ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, geçersiz araç satım sözleşmesi nedeniyle ödendiği ileri sürülen satış bedelinin tahsili istemiyle yapılan icra takibinde borca itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, 17.02.1999 tarihli Sabah gazetesinde yayımlanan araba satım ilanı üzerine, davacının ilanda verilen numaradan telefonla davalıya ulaştığını, aynı gün yapılan görüşme sonucunda varılan şifahi anlaşmayla, davalının 35 ... 35 plakalı aracı 2.200.000.000 TL. bedelle davacıya sattığını, o günkü kur değeri 198.000 TL. üzerinden 01.0386.000.000 TL. karşılığı 7.000 DM. ve ayrıca 814.000.000 TL. nin davalıya verildiğini, böylece bedelin tümünün ödendiğini, aracın da davacıya teslim edildiğini; davalının, aracın tescil belgesinde bulunan K. Finans A.Ş. lehine tesis edilmiş rehin bedelinin ödendiği ve tescilde sorun yaşanmayacağı yolunda beyanda bulunduğunu, ancak, aylar geçmesine rağmen resmi satışın yapılmadığını, sözlü taleplerin ve 30.06.1999 günlü yazılı ihtarın da sonuç vermediğini, bunun üzerine satış bedelinin geri alınması için icra takibi yapıldığını, davalının borca itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, davacı elinde kalan aracın davalıya iadesi karşılığında, itirazın iptaline, %40 oranında icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının, dava dilekçesinde belirttiği banka dekontu ile yapılan ödemenin iddia edilen işlem mukabili yapıldığını, satış bedelinin ileri sürdüğü miktarda olduğunu ve bunu davalıya ödediğini kanıtlamakla yükümlü bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemenin, taraflar arasındaki araç satım sözleşmesinin resmi şekilde yapılmaması ve bu yüzden geçersiz olması nedeniyle, davacının, davalıya bu geçersiz sözleşme nedeniyle ödediği sabit bulunan 2.200.000.000 TL.'yi geri isteyebileceği; davacı elindeki aracın davalıya iadesinin ise ancak ayrı bir davanın konusu olabileceği gerekçesiyle verdiği davanın kabulüne, itirazın iptaline dair karar, Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Uyuşmazlığın üzerinde toplandığı nokta itibariyle, öncelikle maddi olgu yönünden şu açıklamaların yapılması gerekmektedir:
Davadaki iddia, 35 ... 35 plakalı aracın, 17.2.1999 tarihli bir gazete ilanı üzerine, ilanda belirtilen cep telefonu aranmak suretiyle, tarafların bir araya gelmesi sonucunda şifahi bir sözleşmeyle, 2.200.000.000 TL. bedelle davalı tarafından davacıya satıldığı yönündedir. Söz konusu aracın, dava dışı M. Cenez adına trafiğe kayıtlı olduğu dosyadaki ruhsatname örneğinden açıkça anlaşıldığı gibi, taraflar arasında da bu yönden bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı vekili, taraflar arasında yazılı şekilde düzenlenmiş bir araç satım sözleşmesi bulunmadığını, satım ve bedel konusunda şifahen anlaşmaya varıldığını, varılan bu anlaşma üzerine de, davacının aynı gün bankadaki döviz hesabından, 7.000 DM. çekerek, o günkü kur değerine göre 01.0386.000.000 TL.'yi davalıya verdiğini, kalan tutar için de 814.000.000 TL. vermek suretiyle toplam 2.200.000.000 TL. satış bedelini tamamen ödediğini, aynı gün teslim aldığı aracın dava tarihi itibariyle davacı elinde bulunduğunu, davalının taahhütlerine rağmen resmi satış sözleşmesi yapmadığını ileri sürmüştür. Davalı vekili ise, davaya cevabında, davacının dayandığı gazete ilanının davalı tarafından verilip verilmediği, ilan ve dava tarihi itibariyle üçüncü kişi adına trafiğe kayıtlı olan dava konusu aracın, ilan tarihinden önce herhangi bir nedenle davalı elinde bulunup bulunmadığı, taraflar arasında ileri sürülen şekilde bir şifahi sözleşmenin yapılıp yapılmadığı konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamış; sadece, davacının iddialarını kanıtlamakla yükümlü bulunduğunu bildirmekle yetinmiştir.
Davalı vekilinin bu beyanı, davacı tarafça dayanılan temel ilişkinin (resme şekle uyulmaksızın yapılmış araç satım sözleşmesinin) inkarı niteliğindedir. Bu durumda, Yüksek Özel Dairenin bozma kararında da vurgulandığı üzere, davacı, varlığını ileri sürdüğü hukuki ilişkiyi (geçersiz araç satım sözleşmesini) ve o ilişki çerçevesinde davalıya satış bedeli ödediğini, özellikle de, bunun ileri sürdüğü miktarda olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür. Davacı vekilinin dayanıp sunduğu delillerin, iddiayı kanıtlamaya yeterli bulunmadığı açık olup, bozma gerekçesi usul hukuku ilkelerine uygundur.
Ne var ki, somut olayda;
Satım iddiasına konu özel otomobilin davacı elinde bulunduğu taraflar arasında çekişmesizdir. Keza, ruhsatname örneğinin davacı tarafından dosyaya sunulmuş ve içeriğine herhangi bir itirazda bulunulmamış olması karşısında, aracın ruhsatının da davacı elinde bulunduğunun kabulü gerekir. Davacı vekili, icra takibinden önce davalıya gönderdiği 30.06.1999 günlü ihtarnamede, bu davada ileri sürdüğü şifahi sözleşmeye ve diğer maddi olgulara aynen dayanmak suretiyle, davacı elinde bulunan aracın teslim alınmasını ve ödenen satış bedelinin de faiziyle birlikte iadesini istemiş; davalı, kendisine 02.07.1999 günü tebliğ edilen bu ihtarnameye herhangi bir cevap vermemiş, varlığı ileri sürülen satım akdini kabul veya inkar etmemiştir. 23.07.1999 günlü takip talebiyle başlatılan icra takibinde, borcun sebebi, açıkça, anılan aracın satış bedeli ve işlemiş faizi şeklinde gösterilmesine rağmen, davalı vekilince verilen 31.08.1999 günlü itiraz dilekçesinde, yine satım akdinin inkarı yönünde herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Nihayet, görülmekte olan davada verilen cevap dilekçesinde de, böyle bir akdin bulunup bulunmadığı yönünde hiçbir açıklama yapılmaksızın, salt davacının iddialarını ispat etmesi gerektiği yolunda savunmada bulunulmasıyla yetinilmiştir. Davacı vekili, aracın, ileri sürülen satış tarihinden önce davalı elinde bulunduğuna ilişkin iddiasını kanıtlamak bakımından, davalının görevli olduğu Orduevi Müdürlüğü'nün otopark kayıtlarına dayanıp celbini istemiş, ancak, gelen cevabi yazıda davalının orduevi personeli olduğu, personele ait araçlar için kayıt tutulmadığı belirtilmiş, böylece bu yön meşkûk kalmıştır.
Bu noktada tekrar belirtilmelidir ki; dosyanın açıklanan içeriğine göre, somut olayda davacı, varlığını ileri sürdüğü geçersiz araç satım sözleşmesini ve o sözleşme nedeniyle davalıya bedel ödediğini yasal delillerle kanıtlamış değildir. Ne var ki, yine dosyanın açıklanan içeriğine göre, ortada, davalıdan sadır olduğu davacı tarafça bildirilen araç satımına ilişkin bir gazete ilanı, o ilana konu aracın takip ve dava tarihi itibariyle davacı elinde bulunduğu yönünde davalının itirazına uğramamış bir maddi gerçeklik, bunu dile getiren ve aracın teslim alınması ve satış bedelinin iadesi isteğini içeren, davalının cevap vermediği bir ihtarname ve nihayet, davalı vekilinin, geçirilen bütün bu aşamalara rağmen, sözü edilen satım akdinin var olup olmadığına, hatta dayanılan gazete ilanının davalı tarafça verilip verilmediğine ilişkin hiçbir beyanının yer almadığı bir cevap dilekçesi bulunmaktadır. Bu durumda, taraflar arasında davacının bildirdiği şekilde bir geçersiz araç satım sözleşmesinin gerçekte var olup olmadığı hususu açıklığa kavuşmamış, müphem kalmıştır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 75/2. maddesi hükmüne göre, hakim, müphem gördüğü iddia ve sebepler hakkında taraflardan açıklama isteyebileceği gibi, aynı maddenin son fıkrasına göre de, davanın her aşamasında, iddia ve savunmanın sınırları içinde kalmak kaydıyla, tarafları dinleyebilir ve gerekli delilleri sunmasını taraflardan isteyebilir.
Yerel mahkemece bu doğrultuda herhangi bir işlem yapılmamıştır.
O halde, mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle, Sabah Gazetesi'nin 17.02.1999 günlü nüshasında yayımlanan araç satım ilanının davalı tarafından verilip verilmediği, ilanda yer alan cep telefonu numarasının davalıya ait olup olmadığı, davaya konu aracın anılan ilan tarihinde herhangi bir nedenle davalı yedinde bulunup bulunmadığı ve taraflar arasında, davacının ileri sürdüğü şekilde bir harici araç satım sözleşmesi yapılıp yapılmadığı konularında davalının isticvap edilmesi, davacının karşı beyanını sorulup tutanağa geçirilmesi; ilanda yer alan cep telefonu numarasının kime ait olduğunun da ayrıca araştırılması, her iki tarafa, yukarıda değinilen yasa hükmü çerçevesinde varsa delillerini sunma olanağının tanınması; bu incelemenin, satım sözleşmesinin varlığını ortaya koyması durumunda, bu kez, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak, satış bedelinin belirlenmesi; bunun davalıya ödenip ödenmediği hususundaki delillerin de değerlendirilmesi, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir.
Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.10.2002 günü üçüncü görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Taraflar arasındaki uyuşmazlık harici otomobil satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı, harici satış sözleşmesi nedeniyle ödediği paranın tahsili için yaptığı icra takibine vaki davalı itirazlarının iptalini istemiştir. Davalı ise savunmasında hukuki ilişkiyi inkar ederek satış akdinin varlığına ve satış bedelinin davacı tarafından ispat edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini dilemiştir. Taraflar arasındaki harici satış akdi ve paranın ödenmesi olguları maddi vakıa olmayıp hukuki işlem niteliğindedir. Bu itibarla davacının gerek satış Akdinin gerçekleştiği ve gerekse satış bedeli hakkındaki iddiasını HUMK. nun 288. maddesine göre yazılı delille kanıtlanması gerekir. Davalının aynı yasanın 289. maddesi gereğince açık muvafakati da bulunmadığından olayın tanıkla ispatına olanak bulunmamaktadır. Somut olayda davacı delil olarak gazetede yayınlanan ilan ile aynı gün bankadan para çektiğine ilişkin makbuz ve aracın ruhsatını ibraz etmiştir. Dosyada bulunan ruhsat fotokopisine göre aracın ruhsatı dava dışı üçüncü bir kişi adına olup, davalı ile de herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Gazetelerde her gün araç satışına ilişkin ilanlar yapıldığı herkesçe bilinen bir olgudur. İlanın davalı tarafından yaptırıldığı da açık ve belirgin değildir. Bir an için ilanın davalı tarafından yapıldığı kabul edilse dahi bu, taraflar arasındaki hukuki işlemin delili olamaz ve davacı iddiasını ispata yeterli değildir. Davalı yargılama aşamasında ve temyiz dilekçesinde aralarındaki akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Bu olgular karşısında davacının iddiasını yasal delillerle kanıtlayamamış olduğu gözlenmiş olup, Dairemiz bozma kararında da belirtildiği üzere davacıya yemin hakkı hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Bu itibarla dairemiz bozma kararı öteden beri uygulanmakta olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve özel daire kararları ile benzerlik göstermektedir. Sayın çoğunluğun benimsediği görüşe göre davalının mahkemece isticvabının yapılması ve gazeteye ilanın davalının verip vermediğinin araştırılması sonucu değiştirici nitelikte bulunmadığından yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, değişik düşüncelerle ve senetle ispat zorunluluğunu zedeleyecek şekilde bozulmasına karar veren sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy