(818 S. K. m. 82, 264, 282, 286, 344, 365, 517, 535) (4721 S. K. m. 2) (2709 S. K. m. 13, 36) (YHGK 01.07.1992 T. 1992/13-360 E. 1992/425 K.) (YHGK 19.02.1997 T. 1996/11-674 E. 1997/87 K.)
Dava: Taraflar arasındaki uyarlama davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 12. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.3.2001 gün ve 2000/527-2001/154 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 21.6.2001 gün ve 2001/5780-6713 sayılı ilamı ile,
(...Davacı şirket mülkiyeti davalıya ait taşınmazı ihale ile 21.07.1998 tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi ile aylık net 46.398 Amerikan Dolarına kiraladığını, 1998 yılının 10. ayından itibaren Dünyada baş gösteren ve daha sonra da ülkemizi etkileyen ekonomik krizin etkisi ile anılan kirayı ödenemez hale geldiğini, krizin özellikle tekstil sektörünü etkilediğini, ödemelerin yapılamaz bir hal aldığını, mali krizden sonra davalıya başvurarak, kira bedelinin rayiçlere uygun hale getirilmesini talep ettiğini, ancak talebinin kabul edilmediğini ileri sürerek taşınmazın aylık kira bedelinin 21.07.1999 tarihinden itibaren brüt aylık 4.750.000.000 TL.na indirilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 08.09.1999 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin brüt 5.150.000.000 TL.na uyarlanmasına karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2. Davalının temyizine gelince; dava hukuksal nitelikçe, kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal alması ve böylece işlem temelinin çöktüğü olgusuna dayalı kira parasının uyarlanması isteğine ilişkindir. Ne var ki, kira bedelinin değişen ekonomik koşullara göre çok düşük kaldığı ve tahammül edilemez hale geldiği ve bu nedenle kira bedelinin yeni koşullara uyarlanması, ancak uzun süreli kira sözleşmelerinde ve geriye kalan sürenin çok uzun olması ve kira tespit davası açılamaması durumunda talep ve dava edilebilir.
Taraflar arasındaki kira sözleşmesi 21.7.1998 başlangıç tarihli, 1 yıl süreli olup, kısa sürelidir. Davacı kiracı 1 yılın sonunda kira tespit davası açabileceğine göre, kısa süreli sözleşmeye dayanarak, ayrıca kira bedelinin olağanüstü durumlar nedeni ile uyarlanmasını talep edemez.
Mahkemece bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde kira bedelinin uyarlanmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal alması ve böylece işlem temelinin çökmesi olgusuna dayalı kira parasının uyarlanması isteğine ilişkindir.
Yerel Mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasındaki uyuşmazlık bir yıl gibi kısa süreli kira sözleşmesinde de kira bedelinin olağanüstü durumlar nedeniyle uyarlanmasının olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Yüksek Özel Daire, Davacı kiracı bir yılın sonunda kira tespit davası açabileceğine göre kısa süreli sözleşmeye dayanarak, ayrıca kira bedelinin olağanüstü durumlar nedeniyle uyarlanmasını talep edemez. görüşündedir.
Hukuk Genel Kurulu'nda konu tartışılmış ve çoğunluk tarafından aşağıdaki sonuca varılmıştır.
Kurulmuş bir sözleşmede sonradan ortaya çıkan bazı olgular nedeniyle değişiklik yapılabilmesi için, bugün çağdaş tüm hukuk sistemlerinde kabul edilen beklenmeyen hal (Emprevizyon) veya Clausula Rebus Sic Stantibus Kuramının koşullarının gerçekleşmiş olması halinde buna olanak sağlandığı görülmektedir. Bu kuramın, borçlunun şartları ne olursa olsun mutlaka akde sadık kalmasını zorunlu gören, bir bakıma artık eskimiş olarak nitelendirilebilecek ahde vefa veya Pacta Sunt Servanda Kuramını sınırlamak için konulduğu benimsenmektedir.
Beklenmeyen hal (Emprevizyon) Kuramının açıklanması şöyle yapılmaktadır. Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli suretle değişmişse taraflar akidle bağlı olmamalıdır. Buna Clausula Rebus Sic Stantibus (Beklenmeyen Hal Şartı) denmektedir. Bu görüş öğretide Emprevizyon Teorisi adıyla anılır. Öğretide, sözleşmenin yapıldığı zamandaki durumların değişmemesi, sözleşmenin örtülü (zımni) şartıyla yapıldığı varsayılır. (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop-Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7. Bası. İst. 1993 sh: 1005)
Akitlerin ifasını şartların değişmemesine bağlayan (Clasula Rebus Sic Stantibus fikri çok gerçeğe uygun değilse de, Ahde Vefa Prensibine kesin ve sıkı sıkıya bağlılığın da her zaman adil olmadığı görülmektedir. Bugün İsviçre-Türk Hukukunda çoğunlukla dayanılan esas, dürüstlük kuralı uyarınca çözüm bulunmasıdır. (Prof Dr. Kemal Oğuzman. Borçlar Hukuku Dersleri, Cilt: 1, 4. Bası İst. 1987 s. 123, Prof. Dr. Rona Serozan, Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme 3. Cilt, İst. 1994 s. 164, İbrahim Kaplan, Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi, Sözleşmenin Yorumu, Sözleşmenin Tamamlanması, Sözleşmenin Değişmez Hal ve Şartlara Uydurulması Ank. 1987 s. 112, Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu Hukukta Beklenmeyen Hal ve Uyarlama İst. 1995 s.4, İsviçre Hukuku için bkz. Eugen Bucher, Schvveizer Isch'es Obligationenrecbt Allgemeiner Teil, 2. Bası, Zürich 1988, s.385 vd, Henri Deschenaux, Le titre Preliminaire du Code Civil, Fribourg 1969, s. 183)
Mukayeseli Hukuk açısından olayı irdelediğimizde; Alman Hukukunda beklenmeyen hal (Emprevizyon ) veya Clausula Rebus Sic Stantibus Kuramının daha da somutlaştırılarak kabul edildiğini ve İşlem Temelinin Çökmesi Kuramı olarak adlandırılan bir Kuramın geliştirildiğini görmekteyiz. Bu kurama göre, Sözleşmenin işlem temeli, belirli olguların varlığına veya gelecekte gerçekleşeceğine ilişkin olup, sözleşmenin kuruluşunu etkilemiş ortak tasavvurlardan oluşur. Sözleşmenin temelini teşkil eden kendisi üzerine anlaşmanın dayandığı ve karşılıklı edimlerin tayin olunduğu edim ve karşı edim arasındaki dengenin, taraflardan biri için artık çekilmez, katlanılamaz biçimde bozulduğu hallerde, işlem temelinin çökmesi söz konusu olacaktır. (Bkz. Josef Esser/Eike Schmidt, Schuldrecht, Band 1, Allgemeiner Teil, Heidelberg 1984 s.330 vd, Serozon age. S. 164 vd).
İsviçre Hukukunda DESCHENAUX age'inde 189-190 sayfalarında;
Yargıcın bir sözleşmenin dönme ya da fesih suretiyle ortadan kalktığının veya Emprevizyon nedeniyle sözleşmenin uyarlanmasının kabul edilebilmesi için şu koşulların oluşmasını öngörmektedir:
a) Öngörülmez bir dış olayın sebep olması. Söz konusu dış olay bir kişi olayı olmamalıdır, öngörülemez olmalıdır ve sözleşmenin dengesinin yargıçtan müdahale talep eden tarafın kusurundan kaynaklanmaksızın bozmuş olmalıdır.
b) Sözleşme ekonomisinin bozulması.
Yargıç, yalnızca sözleşme henüz ifa edilmediği takdirde ne ölçüde Emprevizyon Kuramı çerçevesinde müdahale edebilir. Öngörülemez olgular, taraflar arasındaki sözleşmesel dengeyi bozmuş olmalıdır. Bu hal özellikle Sinallagmatik sözleşmelerde, edim ve karşı edim arasındaki ilişkinin bozulmasında söz konusu olur.
c) Objektif olarak katlanılması beklenebilecek rizikonun aşılmış olması.
İçtihatlar, denge bozukluğunun önemli, açık ve aşırı olmasını aramaktadır. Bu nedenle, her somut olayda, objektif bir değerlendirme ile, emprevizyon Kuramını ileri süren tarafın üstlenmesi gereken azami rizikonun belirlenmesi gerekir, eğer bu riziko aşılmışsa, yargıç sözleşmeye el atabilecektir.
Yabancı hukuklardaki yasal düzenlemeye bakıldığında; işlem temelinin çöktüğü Kuramının yasalara girdiği görülmektedir. Alman Medeni Kanununda 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle İşlem Temelinin Çöktüğü kuralı yasalaşmış bulunmaktadır. (BGB. Paragraf 313.) Hollanda Medeni Kanununun 258 nci maddesinde aynı ilkenin yer aldığı anlaşılmaktadır.
Türk Hukuku'na gelince; önceleri Yüksek Yargıtay Ahde Vefa ilkesini mutlak uygulamakta idi.
Tacir olan müteahhidin basiretli bir iş adamı gibi davranıp, işi üstlenmişken artacak fiyatları dikkate alması gerekli olup, Devalüasyon ile oluşan fiyat farklarını fevkalade hal olarak ileri sürerek fiyat farkı talebinde bulunamaz (Y.11. H.D. 26.6.1979 gün E. 1979/3352- K:3442, Y.H.G.K. 02.04. 1975 gün E:1993/T-569 K: 432.)
Hukukumuzda önceden görülemeyen değişikliklerin borçlunun borcunu yerine getirmesini olağanüstü güçleştirmesi karşısında sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi hakkında genel bir hüküm yoktur. Yalnızca kanunda bazı sözleşmelere ilişkin özel hükümlere yer verilmiştir. (Örneğin BK. Md. 82, 264, 282, 286, 344, 365/2, 517/1, 535/7)
Yargıtay daha sonraki uygulamalarında M.K. 2.maddesinden de esinlenmek suretiyle hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesini hem de İşlem Temelinin Çökmesi ya da sarsılması kuramını uygulamak suretiyle uyarlama davalarının görülebilir olduğunu kabul etmiştir.
Ekonomik şartlarda aşırı enflasyon, para değerinin büyük ölçüde düşmesi, vs nedenlerle meydana gelen olağanüstü değişiklik ve dolayısıyla tarafların edimleri arasındaki denge önemli ölçüde sarsılmış, edimin olduğu gibi yerine getirilmesi borçludan beklenemez duruma gelmişse doğruluk ve dürüstlük kuralları göz önünde tutularak İşlem Temelinin Çökmesi, ya da aşırı derecede sarsılması ilkesi uyarınca sözleşme yeni durumlara uyarlanabilir. Kira sözleşmelerinde B.K. 264.maddesinin de uyarlamalarda dikkate alınması elbette mümkündür. Burada ana ilkelerin yanında şu hususun da vurgulanmasında yarar vardır. İşlem Temelinin Çökmesi kavramının uygulanabilmesi için sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir. (Bkz. Prof. Dr. Kemal Tahir Gürsoy, Hususi Hukukta Clausuİa Rebus Sic Stantibus, Emprevizyon Nazariyesi, 1950 S.59-60). Y.H.G.K. 3.2.1988 gün E:1987/11-411 K:1988/66, 1.7.1992 gün E:1992/13-360 K: 1992/425, 22.6.1994 E: 1994/13-359 K: 1994/437, 19.2.1997 gün E: 1996/11-674 K: 1997/87.
İşlem Temelinin Çökmesi Kuramının Türk öğreti ve yargısal inançlarda benimsendiği söylenebilir.
Ne var ki, bu ilkelerin somut olaya ne şekilde uygulanacağı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşlem Temelinin Çöktüğü kuramının sürekli (sürekli edimli) borç ilişkilerinde uygulanabileceği İsviçre-Türk öğreti ve uygulamasında baskın şekilde benimsenmektedir. Bu ilkenin uygulanması için sözleşmenin mutlaka uzun süreli olması koşul mudur? Yargıtay bir kararında bu ilkenin gelecekte sonuç doğuracak veya gelecekte yerine getirilecek yahut derhal ifa ile sona ermemiş sözleşmelerde uygulanabileceğinin benimsenmesi gerektiğini vurgulamıştır. (Bkz. Y.H.G.K. 3.2.1988 gün E:1987/11-411 K:1988/66)
Görüldüğü gibi Yargıtay kısa süreli sözleşmelerde uyarlama olamayacağına dair yasaklayıcı bir kural koymamıştır. Yabancı ve Türk öğretisinde hakim fikre göre, bu kuramın hem kısa süreli hem de uzun süreli sözleşmelerde uygulanabileceği benimsenmektedir. Hatta öğretide bazı yazarlar açıkça bir yıllık kira sözleşmelerinde dahi kiracı lehine uyarlama davası açılabileceğini savunmaktadırlar. (Gürsoy, age Sh: 121-123, Kaplan age. Sn: 162, Larenz/VVolf Aligemeiner Teildes Burgerlichen Rechts, 8 Aufı, München 1997, s.720, Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu, Hukukta Uyarlama, Özellikle Taşınmaz Kiralarında Uyarlama, Prof. Dr. İsmet Sungurbey'e Armağan Sh:75 vd.)
Öğretideki bu benimseme yanında, yukarıda açıklandığı gibi Almanya ve Hollanda yasalarında yapılan son düzenlemelerle İşlem Temelinin Çökmesi ilkesi benimsenmiş ve her iki yasal düzenlemede de, bu ilkenin uygulanması için sözleşme süreleri bir ön koşul olarak yasada yer almamıştır.
Bilindiği gibi hukuki yararı olmak şartıyla T.C. Anayasasının 36. maddesinde Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. O halde konu öncelikle doğrudan doğruya bir temel hakkın kullanılmasını ilgilendirmektedir. T.C. Anayasası'nın 13. maddesi uyarınca hakkın sınırlandırılmasının yasaya dayanması zorunludur. Yasalarımızda uyarlama davalarının koşullu olarak açılacağına dair bir sınırlandırma bulunmadığından, bir yıllık kısa süreli kira sözleşmesine dayanılarak uyarlama davasının açılabileceğinin kabulü gerekir.
Ne var ki, Yüksek Özel Daire işin esası hakkında bir inceleme yapmadığından işin esasıyla ilgili olarak yerel mahkemenin kurduğu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı gerekçelerle yerel mahkemenin direnme kararı yerinde bulunduğundan işin esasıyla ilgili olarak yerel mahkemenin kurduğu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13.H.D.'ine gönderilmesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından, 30.10.2002 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy