(1136 S. K. m. 163, 164, 167) (818 S. K. m. 49) (1086 S. K. m. 516, 527, 529, 532, 533, 536)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 15. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 23.10.2001 gün ve 2000/477-2001/598 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 15.03.2002 gün ve 1214-2688 sayılı ilamı ile (... Davacı, davalının vekili olarak Muratlı Tapulama Mahkemesi' nde 249 adet davada görev yaptığını, bu davalar nedeniyle davalıdan vekâlet ücreti almadığını, buna rağmen davalının 1992 yılında haksız olarak vekâletten azlettiğini, İstanbul Barosu ve Cumhuriyet Savcılığına şikâyet ettiğini, şikâyet nedeniyle üzüntü duyduğunu ileri sürerek 500.000.000.- TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki ihtilaf, avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair, 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4667 Sayılı Kanun'un 80. maddesi ile Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesi değiştirilerek, avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların, hakem kurulunca çözümleneceği hükmü getirilmiştir. Yapılan bu değişiklik mahkemenin görevine ilişkin, usuli bir değişikliktir. Anılan yasada usule ilişkin bu hükmün, uygulanabileceği zaman yönünden bir geçiş hükmüne yer verilmediğine göre bu değişikliğin henüz sonuçlanmamış olan tüm davalarda uygulanması gerekir. Mahkemenin görevine ilişkin bu husus yargılamanın her aşamasında gözetilmelidir. Bu nedenle hükmün, davanın hakem kurulunda görülmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, avukat tarafından müvekkili aleyhine açılmış, BK. 49. maddesine dayalı "haksız şikâyet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan" manevi tazminat istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, davaya bakmakta "genel mahkemelerin mi" yoksa Avukatlık Yasası'nın 167. maddesinin değişik haliyle getirilen "hakem kurulunun mu" görevli olduğu noktasındadır.
Davacı Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi'ne verdiği 15.12.1999 tarihli dava dilekçesinde özetle; davalının vekili olarak Muratlı Tapulama Mahkemesi'nde 249 adet davada görev yaptığını, 39. senesine giren bu davalar nedeniyle davalı ile kardeş torunları olmaları nedeniyle ücret almadığını, davalının 3.7.1992 tarihinde haksız olarak kendisini vekâletten azlettiğini, 14.11.1996 tarihinde de İstanbul Barosu'na ve C Savcılığı'na şikâyet ettiğini, Adalet Bakanlığı'nın 14.11.1997 tarihli düşünce yazısı ile soruşturma açılmasına izin verilmediğini, baro tarafından da disiplin soruşturmasına yer olmadığına karar verildiğini, böylece haksız ve mesnetsiz olarak şikâyet edildiğinin açık olduğunu, bundan üzüntü duyduğunu, harcadığı emek, para ve zamanın karşılığının şikâyet olmaması gerektiğini, bu eylemlerin açıkça kendisinin meslek, şeref ve haysiyetine, kişilik haklarına tecavüz olduğunu ileri sürerek 500.000.000.- TL manevi tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, yetkisizlik itirazında bulunarak davalının ikâmetgahı mahkemesi olan Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğunu ifade ettikten sonra, esasa ilişkin olarak da şikâyet hakkını kullanırken davacının kişilik haklarına tecavüz teşkil edecek bir beyanlarının olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkisizlik kararı üzerine dosya Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmiş, taraflar aynı iddialarını yetkili mahkeme önünde de sürdürmüşlerdir.
Yerel mahkeme; davanın, kişilik haklarına haksız saldırıdan kaynaklanan BK 49 madde kapsamında manevi tazminat istemine ilişkin olduğunu kabulle ve kendisini görevli sayarak yargılamayı sürdürmüş ve sonuçta davanın reddine karar vermiştir.
Davacı ve vekilinin temyizi üzerine yüksek özel daire, "... Taraflar arasındaki ihtilaf, avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair, 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4467 Sayılı Kanun'un 80. maddesi ile Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesi değiştirilerek avukatlık sözleşrnesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların, hakem kurulunca çözümleneceği hükmü getirilmiştir. Yapılan bu değişiklik mahkemenin görevine ilişkin, usuli bir değişikliktir. Anılan yasada usule ilişkin bu hükmün, uygulanabileceği zaman yönünden bir geçiş hükmüne yer verilmediğine göre bu değişikliğin henüz sonuçlanmamış olan tüm davalarda uygulanması gerekir Mahkemenin görevine ilişkin bu husus, yargılamanın her aşamasında gözetilmelidir Bu nedenle hükmün, davanın hakem kurulunda görülmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir." gerekçesiyle bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermiştir.
Yerel mahkeme; "Somut olay, avukat olan davacının, müvekkilinin kendisini haksız olarak vekâletten azletmesinden ve İstanbul Barosu ile Cumhuriyet Savcılığı'na şikayetinden duyduğu üzüntünün giderilmesi .için 500.000.000. TL manevi tazminat istemine ilişkindir. Bu istemin yasal dayanağı BY'nın 49. maddesi olup Avukatlık Yasası'nın 167. maddesinde yer alan avukatlık sözleşmesi ve avukatlık ücreti ile bir ilgisi yoktur. Başka deyişle borçlar hukuku sistemimizde uygulanacak kural açısından manevi tazminat istemlerinin haksız fiilden kaynaklanmış olması yeterli olup, bunun kaynağının avukatlık sözleşmesi olup olmaması etkili değildir. Avukatlık Yasası'nda, manevi tazminat istemlerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Yasanın 167. maddesi uyarınca kurulmuş bulunan hakem kurulunun önüne gelmiş bulunan uyuşmazlığın çözümünde avukatlık sözleşmesine ve vekâlet ücretine ilişkin kuralları uygulayacağı açıktır. Yasa bu kurula BY'nın haksız fiile ilişkin kurallarını uygulanması olanağını vermemiştir. Yasada yer alan "her türlü anlaşmazlık" ibaresinin `avukata karşı işlendiği savlanan haksız fiilleri de içerir biçimde genişletilmesi' hukuk sistemimiz ve Anayasamız açısından olanaklı değildir. Aksi yorum avukatlara yaptıkları iş dışındaki alanlarda da farklı (imtiyazlı) bir yargılama statüsü getirmektir ki bu da hukukça kabul edilemez. Davacının isteminin, davalının haksız fıiline dayandığı bu nedenle, davanın çözümünde Avukatlık Yasasında tanımlanan avukatlık sözleşmesine ve ücretine ilişkin kuralların uygulanmayacağı kanısındayız. Başka deyişle uyuşmazlığın avukatlık sözleşmesinden ve ücretinden kaynaklanmadığı, doğrudan doğruya borçlar hukukunun genel hükümlerinin uygulanacağı bunun da yargı yetkisine sahip genel mahkemenin görev alanı içerisinde olduğu açıktır." gerekçesiyle önceki kararında direnip, görevli olduğunu kabulle davanın esasını inceleyerek reddine karar vermiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Öncelikle, görev hususunun kamu düzenine ilişkin olup, resen incelenmesi gerektiğini vurgulamakta yarar vardır. Somut olayda, yerel mahkeme ile özel daire arasındaki göreve ilişkin uyuşmazlığın temelinde; 1136 Sayılı Yasa'mn 4667 Sayılı Yasa ile değişik "Anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözümü" başlıklı 167. maddesi ile "avukatlık sözleşmesi ile avukatlık ücretini" düzenleyen 163. ve 164. maddelerinin getirdikleri düzenlemenin yorumlanması ve buna bağlı olarak da avukat olan davacının talebinin hukuksal nitelikçe "Avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü anlaşmazlık" kavramı içinde yer alıp almadığının belirlenmesi yatmaktadır. Bu nedenle ilkin yasa maddeleri ve yasal gerekçeleri irdelenmelidir.
Bilindiği üzere, 10.5.20001 gün ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Yasası'nda Değişiklik Yapılmasına Dair 4667 Sayılı Kanun ile 1136 sayılı Avukatlık Yasası değişikliğe uğramıştır.
Avukatlık Yasası'nın 4667 Sayılı Yasa'yla değişik "Anlaşmazlıkların Hakem Yoluyla Çözümü" başlıklı 167. maddesinde aynen; "Avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü anlaşmazlıklar, hukuki yardımın yapıldığı yer barosu hakem kurulunca çözümlenir. Hakem Kurulu, baronun bulunduğu yargı çevresinin en kıdemli asliye hukuk hâkimi ile baro yönetim kurulunca seçilecek, yönetim kuruluna seçilme yeterliliğini taşıyan iki avukattan oluşur. Kurula asliye hukuk hâkimi başkanlık eder. Seçilen kurul üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresi sona eren üye kurula yeniden seçilebilir... Hakem ücretinin yarısının dava ile birlikte yatırılması zorunludur. Hakem kurulunca verilen ve kesinleşen karardan bir örnek avukatın bağlı bulunduğu baroya gönderilir. Hakem işlerinde 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 527, 529, 532, 533/1 ve 536. maddeleri dışında tahkime ilişkin hükümleri uygulanır. Hakem işleriyle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliği'nce çıkartılacak Baro Hakem Yönetmeliği'nde düzenlenir." hükmü getirilmektedir.
Bu maddenin değiştirilmesine ilişkin teklifin genel gerekçesinde de; "Kişilerin avukatla kurdukları vekâlet ilişkisinin özelliği nedeniyle ücret uyuşmazlıklarının çözümünde tahkim yolu benimsenmiş ve baronun bulunduğu adliyedeki en kıdemli hâkimin ve iki avukatın da katılımı ile oluşacak üç kişilik hakem heyeti yetkili kılınmıştır." denilmiş, değişiklik teklifinin 80. maddesi olarak aynen kabul edilen 95. madde gerekçesinde ise "Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesi ve madde başlığında yapılan değişiklikle, ücret uyuşmazlıklarının hakem aracılığıyla çözümüne ilişkin yeni düzenleme getirilmektedir." ifadesine yer verilmiştir.
"Avukatlık Sözleşmesi" ana ve "Avukatlık sözleşmesinin kapsamı" alt başlıklı 163. maddede de "Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukuki yardımı ve meblağı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir. Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz." denilmiş, devamında "avukatlık ücreti" alt başlıklı 164. maddede ise "Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder." hükmü yer almıştır.
Özel dairece bu maddeler geniş yorumlanarak "Uyuşmazlığın avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklandığı, Avukatlık Yasası'nın 167. maddesi uyarınca, avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların, hakem kurulunca çözümleneceği, bu nedenle davanın hakem kurulunda görülmesi gerektiği" görüşü bozmaya dayanak alınmıştır.
Yeri gelmişken belirtmekte yarar vardır ki, açıklanan yasal düzenleme karşısında uygulanacak usul ya da maddi hukuk hükmünün tespiti bakımından dava ve talebin hukuksal niteliğinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, yukarıda ayrıntısı açıklanan davacı avukatın talebi irdelendiğinde, kendisi hakkında müvekkili tarafından mesnetsiz ve haksız yapılan şikâyetin ve nedensiz yere azledilmiş olmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddiasına, kısacası haksız eyleme ve Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine dayalı manevi tazminata ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu hukuksal niteliğe sahip istemin artık 167. maddede ifade edilen "avukatlık sözleşmesi ve vekâlet ücretinden" kaynaklandığını kabule olanak yoktur. Tersine, bu istem ve ortaya konulan uyuşmazlığın kaynağı avukatlık sözleşmesi ve vekâlet ücreti değil açıkça haksız eylemdir.
Burada hemen, Avukatlık Yasası'nın 4667 Sayılı Yasa'yla değişik 167. maddesinin haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıkları da sırf tarafların sıfatlarının vekil ve vekil eden olması nedeniyle kapsamına alıp almadığı üzerinde durulmalıdır. Maddenin yukarıda açıklanan gerekçesinde açıkça bu hükmün getiriliş amacının ücret uyuşmazlıklarının çözümüne yönelik olduğu ifade edilmiştir.
Bu da göstermektedir ki yasa koyucunun amacı ücret uyuşmazlıklarının hakem yoluyla çözümü olup, bu amaç dahi aşılarak, BK 49. maddesinde düzenlemesini bulan kişilik haklarına saldın nedeniyle tazminat konulu, eldeki davada, anlaşmazlığın hakem yoluyla çözümleneceğinin kabulüne olanak yoktur.
Eş söyleyişle, yasa koyucu sırf taraflardan birisinin avukat diğerinin de vekil eden olması nedeniyle bunlar arasındaki her türlü ilişkinin avukatlık sözleşmesi ve vekâlet ücretinden kaynaklandığı anlamına gelecek bir düzenleme getirmediği gibi yasada yer alan "her türlü anlaşmazlık" ibaresinin "avukata karşı işlendiği iddia olunan haksız fiilleri de içerir biçimde genişletilmesi" yasanın açıklanan amacına aykırıdır.
Dahası, yasanın 167. maddesi uyarınca kurulmuş bulunan hakem kurulu önüne gelen uyuşmazlığın çözümünde avukatlık sözleşmesine ve vekâlet ücretine ilişkin kuralları uygulayacaktır. Aksine genişletici bir yoruma gidilerek hakem kurulunun görev alanının bu yolla genişletilmesi ne yasanın bütünüyle ne de yasa koyucunun amacıyla bağdaşmayacaktır.
Az yukarıda yapılan açıklama ve gerekçeler ışığında; davacının isteminin açıkça davalının haksız fiiline dayandığı, bu nedenle uyuşmazlığın avukatlık sözleşmesinden ve ücretinden kaynaklanmadığı, davanın çözümünde Avukatlık Yasasında tanımlanan avukatlık sözleşmesine ve ücretine ilişkin kuralların uygulanmayacağı, aksine borçlar hukukunun konuya ilişkin genel hükümlerinin uygulanması gerektiği, bunun da yargı yetkisine sahip genel mahkemelerin görev alanı içerisinde olup, görevi yasa ile sınırlı olarak belirlenen hakem yoluyla çözümlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. O nedenle yerel mahkemenin göreve ilişkin direnme kararı usule ve yasaya uygun ve yerindedir.
Ne var ki özel dairece davacı vekilinin işin esasına yönelik temyizi, bozma nedenine göre incelenmemiş olup, dosyanın davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için özel daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle göreve ilişkin direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için 13. Hukuk Dairesi'ne GÖNDERİLMESİNE, 27.11.2002 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy