(2004 S. K. m. 277)
Dava: Taraflar arasındaki "tasarrufun iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 20. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 20.04.2000 gün ve 1999/606-2000/251 sayılı kararın incelenmesi davalı satın alanlar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 15.02.2001 gün ve 554-868 sayılı ilamı ile; (...Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Borcun doğumunun satış tarihinden önce olması, iptal davalarının dava koşularından biridir. Dava koşulu gerçekleşmediği taktirde, işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Somut olayda, icra takiplerine konu olan çeklerin keşide tarihleri 4.2.1998, 7.2.1998, 30.2.1998 ve 9.5.1998'dir. Bu çeklerin bankaya ibraz tarihleri ise 26.1.1998 ve 27.1.1998'dir. Yani, çekler vadeli olarak verilmiştir. Satış ise, anılan tarihlerden daha önce 13.1.1998'dir. Her ne kadar çeklerde vade olmaz ise de uygulamada ve somut olayda vadeli çek verildiğinden Dairemiz uygulaması, borcun gerçek doğum tarihinin araştırılması gerektiği yolundadır. Ancak, bu araştırma temyize gelenin yararına olmalıdır.
Somut olayda; mahkeme satış tarihinin 13.1.1998 ve görüldü şerhlerinin ise 27.1.1998 olduğunu başka bir anlatımla satışın daha önce olduğunu kabul etmesine rağmen doğum tarihini araştırmamış ve davayı esastan kabul etmiştir. Davacı taraf mahkemenin bu kabul gerekçesi yönünden temyize gelmediğinden, temyize gelen davalılar lehine gerekçe yönünden usulü kazanılmış hak doğmuştur. Dolayısıyla, artık bu aşamadan sonra temyize gelenlerin aleyhine bir araştırma yapılması, usulü kazanılmış hak kuralına aykırı olur.
Bu durumda; dava koşulu gerçekleşmeyen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir...) Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı alacaklı vadeli düzenlenen çeke dayanarak giriştiği icra takibinde düzenlenen aciz vesikası yerine geçen "borçlunun haczedilecek malı bulunmadığına ilişkin" haciz tutanaklarına dayanarak ve borcun çekte belirtilen tarihten önce doğduğu iddiası ile tasarrufun iptali istemli eldeki davayı açmıştır.
Davalı borçlu şirket adına davayı takip eden olmamış, cevap ve delil de bildirilmemiştir.
Davalı satın alanlar vekili ise; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı satın alanlar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; yukarıda başlık bölümünde ayrıntısı açıklandığı üzere borcun gerçek doğum tarihinin araştırılması gerektiği, ancak davalı lehine usulü kazanılmış hakkın bulunduğu, dava şartı gerçekleşmediğinden davanın reddi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece kısa karar oluşturulmadan verilen ilk direnme kararı Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulmuş, bozma sonrası tarafların beyanları alınarak, direnme kararı verilmiş, hükmü davalı satın alanlar vekili temyiz etmiştir.
Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, tasarrufun iptali davasının ön koşullarından birisi borcun doğumunun satış tarihinden önce olmasıdır. Dava koşulu gerçekleşmediği taktirde, işin esası hakkında hüküm kurulamaz.
Somut olayda, icra takiplerine konu olan çeklerin keşide tarihleri 4.2.1998, 7.2.1998, 30.2.1998 ve 9.5.1998'dir. Bu çeklerin bankaya ibraz tarihleri ise 26.1.1998 ve 27.1.1998'dir. Yani, çekler vadeli olarak verilmiştir. İptali istenen satış tasarrufu ise, anılan tarihlerden daha önce 13.1.1998 tarihinde gerçekleşmiştir.
Çeklerde vade olmayacağı kural ise de, uygulamada ticari yaşamda ileri bir tarihte keşide edilmiş gibi çek düzenlendiği, bu tip çeklerin yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Uygulamada ve öğretide bu gibi hallerde borcun; vade, ibraz ya da takip tarihlerinden önce doğduğu iddiasının varlığı halinde, borcun gerçek doğum tarihinin tespitinin gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda da vadeli çek verildiğinden ve davacı yan da borcun daha önce doğduğunu iddia ettiğinden kural olarak borcun gerçek doğum tarihinin araştırılması gerekmektedir. Bu yön dava şartı olup, temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın incelenmelidir.
Ne var ki Hukuk Genel Kurulu'nun usule ilişkin bozmasından sonra 12.03.2002 günlü celsede davalı satın alan vekili imzalı beyanıyla; dava şartı olan davacı alacağının tasarruftan önce doğduğu olgusunu kabul ettiklerini, işin esasına girilerek davanın esastan reddini savunduklarını açıkça bildirmiştir. Kararı temyizde de aynı hususu dile getirmiştir.
Davalı satın alanlar vekilinin bozma ilamından sonra gerçekleşen bu beyanı yeni bir olgu olup, dava şartına dolayısıyla da karar sonucuna doğrudan etkilidir. Bozma lehine yapılan tarafın; bozma sebebini ortadan kaldıracak ve mahkemenin gerekçesini güçlendirecek nitelikteki bu açık beyanı karşısında artık ortada varlığından söz edilebilecek bir direnme kararı bulunmayıp, yeni bir hükmün varlığının kabulü gerekir.
O itibarla dosya, yeni hükme ve işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklandığı üzere, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 26.06.2002 oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy