(818 S. K. m. 366) (2004 S. K. m. 68)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 7.11.2001 gün ve 2001/713 esas, 1478 karar sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12.3.2002 gün ve 2002/460-1080 sayılı ilamı ile,
(... Taraflar arasındaki ilişki eser sözleşmesine dayanmaktadır. Davacı, davalının otomobiline LPG donatımı yaptığını, kararlaştırılan bedelin 1350 DM olduğunu, bundan 655 DM'nin ödenmediğini bildirip, yaptığı takibe vaki itirazın iptalini, davalı ise kararlaştırılan iş bedelinin ödendiğini savunup davanın reddini istemiştir.
Davanın kabulüne dair verilen karar, davalı yanca temyiz edilmiştir.
1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 366. maddesine göre ücret belirlenmesi iş sahibinin aleyhine bir çözüm tarzıdır. Çünkü çalışmanın değerine göre belirlenecek olan ücret iş sahibinin tahmininin üstüne çıksa da iş sahibi bunu ödemek zorundadır. Ancak yüklenici talebini belli miktarla sınırlamışsa elbette bu maddeye göre belirlenecek bedel daha fazla olsa bile yüklenicinin talebi esas alınacaktır. Ayrıca, maddede geçen yapılan şeyin kıymeti ifadesi kaynak yasadaki gibi çalışmanın değeri olarak anlaşılmalıdır. Çalışmanın (işin) değeri kavramı yüklenicinin yaptığı işin karşılığı elde edeceği kâr ve o işe düşen giderler payını ifade etmektedir.
Diğer taraftan, itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir eda (alacak) davasıdır. Yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Takip alacaklısı tarafından takip borçlusuna karşı açılır. İİK'nun 68 ve 68/a maddelerindeki belgelerden birisine sahip olmayan alacaklı itirazın kaldırılmasını merciden isteyemeyeceği için yalnız itirazın iptali davası açabilir. Borçlu bu davaya karşı vereceği cevapta ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri ile bağlı değildir. Borçlu cevap dilekçesinde itiraz ederken bildirmiş olup olmadığına da bakmaksızın bütün savunma sebeplerini bildirmelidir. Bunun yanında borçlunun itiraz dilekçesinde yer almakla birlikte davada savunmasına konu etmediği itiraz sebeplerinin mahkemece re'sen incelenmesi mümkün değildir. Alacaklı bu davada alacağının varlığını HUMK'na göre caiz olan her türlü delille ispat edebilir (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku Cilt 1, 1988 bası, sah. 280 vd.).
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında;
Yanlar arasında sözlü eser sözleşmesi yapılmış, eser tamamlanıp iş sahibine teslim edilmiş ve hiçbir yazılı belge düzenlenmeksizin 695 DM elden ödeme yapılmıştır. Ödenen bu miktar tarafların kabulündedir. Davacı yan bu miktarın iş bedelinin tamamı olmadığını, işin 1350 DM karşılığı yapılıp, 655 DM daha alacaklı olduğunu iddia etmektedir. İddiası doğrultusunda giriştiği icra takibinde de takip talepnamesinde ve ödeme emrinin borcun sebebi bölümlerinde bu durumu açıklamış, alacağa ilişkin bölümde de 655 DM karşılığı 210.910.000.- TL asıl alacak ve 135.097.967.- TL işlemiş faizini istemiştir. Borçlu/iş sahibi, Ödeme emrindeki borca itiraz ediyorum. Çünkü böyle bir borç olayı söz konusu değildir. 2000 yılı Mayıs ayında aracıma LPG taktırdım ve karşılığı olarak belirtilen borç miktarım fazlasıyla kendisine elden ödedim... Bu nedenle hiçbir şekilde alacaklı olduğunu beyan eden bu şahsa borcumun olmadığını ve gereken işlemin yapılarak icra takibinin durdurulmasını arz ve talep ederim. demek suretiyle takibe itiraz etmiştir.
Alacaklı/yüklenicinin açtığı eldeki itirazın iptali davasında da mahkemece, yukarıda ayrıntısı açıklandığı üzere, borçlunun itirazında iş bedelinin 1350 DM olduğuna karşı çıkmadığı, böylece bedelin ihtilafsız olduğu, borçlunun kalan kısmı ödediğini kanıtlayamadığı sonucuna varılarak itirazın iptaline karar verilmiştir.
Hemen belirtmelidir ki, taraflar arasındaki sözleşme ve bu sözleşmeye dayalı ödemeler konusunda yazılı belge bulunmadığına göre, taraflar arasında iş bedelinin baştan belirlenip belirlenmediği, ne kadar olduğu ve alacaklının başkaca alacağının bulunup bulunmadığı hususu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yukarıda da açıklandığı üzere, itirazın iptali davası yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Durum böyle olunca dosya içerisinde tarafların ileri sürdükleri beyan ve delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Alacaklının işin bedeli olduğunu iddia ettiği 1350 DM ve ödenmediği iddia edilen 655 DM, ispatı yazılı belgeyle mümkün olan miktarlardır. İtirazın iptali davasının genel hükümlere tabi olmasının sonucu olarak davalı/borçlu/iş sahibinin, sadece icra dosyasındaki itiraz dilekçesi değil bu itirazlarla sınırlı olmayan davadaki savunmaları da davanın çözümünde değerlendirilmelidir. Adı geçen, davanın tüm aşamalarında, iş bedelinin ne olduğunu açıklamaksızın bunun ispatının davacıya ait olduğunu, davacıya herhangi bir borcu olmadığını, elden ödeme yaptığını, borcu bulunmadığını savunmuş, kendisi de tanık ve sonradan kullanmaktan sarfınazar ettiği yemin delillerine dayanmıştır.
Eser sözleşmesinin yukarıda açıklanan özelliği gereği, baştan kararlaştırılması zorunlu ve geçerlilik şartı olmayan iş bedelinin taraflar arasında baştan kararlaştırıldığını ve bu bedelin 1350 DM olduğunu iddia eden alacaklı/yüklenicinin genel hükümler uyarınca bu iddiasını öncelikle ispatı gerekir. Borçlu/iş sahibinin ise ancak, kendisinin miktarını açıkça kabul etmediği bu alacağın hangi miktarda kararlaştırıldığını, alacaklı/yüklenicinin ispatlaması halinde, bu miktarı ödediğini ispat yükü altında olduğu unutulmamalıdır.
Yeri gelmişken vurgulamakta yarar vardır ki, davacı/alacaklı/yüklenici iş bedelinin 1350 DM olarak kararlaştırıldığı iddiasını belgeleyememiştir. Davalı/borçlu/iş sahibinin, dava dosyasında hiçbir beyan ve dilekçesinde iş bedelinin 1350 DM olduğu yönünde açık bir kabul beyanı olmadığı gibi, bedelin gerçekte ne olduğu yönünde de (direnme kararını temyiz dilekçesine kadar) bir açıklaması bulunmamaktadır. Bunun yanında adı geçenin takibe yaptığı itirazında geçen beyanlarının açık bir kabul içermediği de ortadadır. Zira, adı geçenin takibe yaptığı itirazın ve ödediği yönündeki beyanın takipte tahsili talep edilen 655 DM karşılığı miktar ve ferilerine yönelik olması karşısında buradan iş bedelinin borçlu/iş sahibi tarafından kabul edildiği sonucuna varılamaz. Hal böyle olunca, kararlaştırılan bedelin 1350 DM olduğu hususunun yanlar arasında çekişmeli olduğunun kabulü ile BK 366. maddesindeki ilkeler göz önüne alınarak bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi gerekir. Yapılacak iş, işin yapıldığı tarih ve yerde rayiç bedelin DM cinsinden ne olacağının bilirkişi marifetiyle tayin ettirilmesi, 695 DM'nin ödendiğinin ihtilafsız oluşu da dikkate alınarak, karşılaştırma yapılıp sonucuna göre hükme varılması olmalıdır. Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.10.2002 günü yapılan birinci görüşmede çoğunluk sağlanamadığından 30.10.2002 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı taraf gerek yaptığı takipte ve gerekse de açtığı davada iş bedelinin (1350) DM olarak kararlaştırıldığını ileri sürmüş, davalı da takibe itirazında aracına LPG taktırdığını ve karşılığı olarak belirtilen borç miktarını fazlasıyla ödediğini belirtmiştir. Takip talepnamesinde iş bedeli miktarı (1350) DM olarak gösterildiğine göre davalının ödediğini belirttiği miktarın 1350 DM olduğunun kabulü gerekir ve mahkeme dışı bu ikrarı davalı tarafı bağlar ve artık bu beyana rağmen bedelde uyuşmazlık bulunduğundan söz edilemez, bu itibarla direnmenin yerinde olduğu inancıyla çoğunluk görüşüne karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy