(2004 S. K. m. 105, 277, 278, 280) (1086 S. K. m. 45)
Dava: Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Hatay Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 13.4.2001 gün ve 2000/82-2001/209 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 01.10.2001 gün ve 3281-4202 sayılı ilamı ile (... Dosyada mevcut bono suretlerinden davacı ile borçlu arasındaki ilişkinin 16.2.1998 tarihinden itibaren düzenlenen bonolarla başladığı ve bu konuda ayrıca icra takibi yapılıp kesinleştiği anlaşılmaktadır. Aynı ilişki içerisinde verilen dava konusu 31.1.2000 tarihli çekin şeklen tasarruf tarihinden sonra imzalandığı görülmekte ise de borç daha evveline ait olduğundan ve olayda borçlu hakkında yapılan haciz nedeniyle tutulan tutanak İİK'nun 105/II. maddesinde belirtilen geçici aciz belgesi niteliğinde olup, borçlu ile tasarrufta bulunan kişiler yakın akraba olmaları nedeniyle borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacını bilebilecek durumda olduklarından mahkemece şartları oluşan davanın kabulüyle tasarrufun iptaline karar verilmesi yerine, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle davacı yararına bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı/alacaklı vekili, borçludan iki adet bono ve bir adet çeke dayalı alacaklarının bulunduğunu, ilk olarak diğer iki bononun uzantısı olan 31.2.2000 tarihli çek nedeniyle takip yaptıklarını, 8.2.2000 tarihli haciz tutanağı ile borçlu evinde haczi kabil eşya bulunmadığının belirlendiğini; borçlunun 14.5.1999 tarihli noter senedi ile şirketteki hisselerini diğer davalılara devrettiğini; bu devrin muvazaalı ve mal kaçırma amacına yönelik olduğunu iddia ederek İİK. 278 vd. gereğince bu tasarrufun iptalini istemiştir.
Davalı/lehine tasarrufta bulunanlar vekili, dava dilekçesinde belirtilen alacağın miktarı kadar icra takibi bulunmadığını, yapılan icra takibinin ise kesinleşmeyip, bu takip nedeniyle alınmış bir aciz belgesinin olmadığını, öncelikle dava koşulu yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, iptali istenen hisse devrinin ivaz karşılığı olup, trampa akdine dayandığını, tarafların ortaklıklarını tasfiye amacıyla yaptıkları anlaşmalara dayanarak karşılıklı olarak hisselerini trampa yoluna gittiklerini, davanın dayanağı çek tarihinin tasarruftan sonra olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Davalı/borçlu vekili de aynı hususları tekrarlamış, bunun yanında, müvekkilinin yakın adamı olan davacıya teminat senetleri verdiğini, onun da bunları takibe koyduğunu, davacının elinde 33 milyarlık senet varken 5 milyar için dava açtığını, diğer davalılarla arasında trampa akdi olup, mal kaçırma kastı olmadığını, çek tarihinin tasarruftan sonra olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme, davacının çeke dayalı alacağının tasarruf tarihinden sonra doğduğu, davacı tarafça alacağın Hatay 1. İcra Müdürlüğü'nün 2000/2314 esas sayılı dosyasında takibe konu borçların devamı niteliğinde olup, tasarruftan önce doğduğu iddiasının ve davalılar arasında muvazaanın varlığının kanıtlanamadığı, davacı tarafın Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/163 esasında açtığı davada; Hatay 1. İcra Müdürlüğü'nün 2000/2314 esas sayılı takip dosyasındaki alacakları yönünden, davalılar arasında M. Gıda Sanayi ve Tic. AŞ'deki hisselerin muvazaalı olarak devri sebebiyle ayrıca tasarrufun iptali davası açıldığı, eldeki davaya konu alacağın 2000/2314 sayılı takip dosyasındaki alacakla bağlantılı ve aynı borç ilişkisinden kaynaklanan alacak olduğunun tespit edilemediği, icra takip dosyalarındaki borçların M. Koll. Şti'ne ve davalı İbrahim'e ilişkin ve ayrı ayrı olduğu göz önüne alınarak dava dosyalarının birleştirilerek yürütülmesi taleplerinin reddedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Özel dairece, dosyada mevcut bono suretlerinden davacı ile borçlu arasındaki ilişkinin 16.2.1998 tarihinden itibaren düzenlenen bonolarla başladığı ve bu konuda ayrıca icra takibi yapılıp kesinleştiği anlaşılmaktadır. Aynı ilişki içerisinde verilen dava konusu 31.1.2000 tarihli çekin şeklen tasarruf tarihinden sonra imzalandığı görülmekte ise de borç daha evveline ait olduğundan ve olayda borçlu hakkında yapılan haciz nedeniyle tutulan tutanak İİK'nun 105/II. maddesinde belirtilen geçici aciz belgesi niteliğinde olup, borçlu ile tasarrufta bulunan kişiler yakın akraba olmaları nedeniyle borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacını bilebilecek durumda olduklarından mahkemece şartları oluşan davanın kabulüyle tasarrufun iptaline karar verilmesi yerine, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. gerekçesiyle hüküm davacı yararına bozulmuştur. Davalılar borçlu ve lehine tasarrufta bulunanlar vekilleri karar düzeltme talebinde bulunurken kararın onanmasını, bozma gerekçesinin yerinde olmadığını, bozulacaksa bile davacının açtığı iki davanın birleşmesi gerektiğinin bozma sebebi olabileceğini bildirmişler, bu taleplerinin reddi üzerine de önceki kararda direnilmesi isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece önceki kararda direnilmiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, bu davalarda amaç, borçlunun haciz veya iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarruflarının geçersiz ya da iyi niyet kuralına aykırılık nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını, dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini temindir. Bunun için yasa koyucu 278. maddede mutlak batıl olan tasarrufları saymış, ancak sayılan bu hallerle yetinmemiş, 280. maddede ödeme gücünü yitiren borçlunun iyi niyetli kimseden ya da basiretli bir tacirden beklenmeyecek tasarruflarla mevcudunu eksiltmesi, üçüncü kişinin de bu durumu bilmesi veya bilmesi gerektiği hallerde de tasarrufun iptali öngörülmüştür.
Diğer taraftan, tasarrufun iptali davalarının ön koşulu, alacaklının borçlu aleyhine yaptığı takibin semeresiz kalması ve bunun kanıtlanmasıdır. Yine bu davaların açıklanan özelliklerinin doğal sonucu olarak iptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması gereği de bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğreti ve uygulamada çeke dayalı alacaklarda çekin ileri tarihle düzenlenmesi halinde borcun daha önce doğduğunun alacaklı yanca ispatlanabileceği kabul edilmiştir.
Açıklanan durum karşısında somut olaya bakıldığında:
Diğer dava şartlarının varlığı uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık, eldeki dava dayanağı çekin ileri vade tarihli olması karşısında borcun tasarruftan önce doğup doğmadığının ispatı noktasındadır.
Davacının dava dilekçesi ve aşamalardaki dilekçeleri kapsamlarına göre davacının alacağı, borçlu tarafından düzenlenen 16.2.1998 tanzim tarihli, 30.4.1999 vade tarihli bono ile 40.000 DM ve 1.8.1998 tanzim tarihli, 1.2.1999 vade tarihli bono ile 60.000 DM olmak üzere iki adet senet ve A. A. şubesine ait Z-3014495 seri nolu 31.1.2000 keşide tarihli çek ile 5.000.000.000.- TL miktarlı bir adet çekten kaynaklanmaktadır. Bu alacak nedeniyle ortada iki ayrı takip ve birisi eldeki dava olan iki ayrı dava bulunmaktadır. Davacı bu takip ve davalardaki borçların aynı hukuki ilişkiye dayandığını, aynı zamanda doğduğunu iddia etmektedir.
Davacı taraf önce Hatay 1. İcra Müdürlüğü'nün 2000/1211 esas sayılı dosyasında, A.A. şubesine ait Z-3014495 seri nolu 31.1.2000 keşide tarihli çek ile 5.000.000.000.- TL miktarlı bir adet çekten kaynaklanan alacağının tahsili için borçlu İbrahim aleyhine 10.2.2000 tarihinde takibe girişmiş, bu dosyada borçlunun haczi kabil malının bulunmadığının anlaşılması üzerine eldeki davayı açmıştır. Davacı eldeki davada, 17.2.2000 tarihli dava dilekçesiyle, diğer senetlerle aynı hukuki ilişkiye dayanan 31.1.2000 tarihli çekten kaynaklanan alacağının tahsili için borçlu aleyhine giriştiği takipte, borçlunun evinde haczi kabil eşya bulunmadığının belirlendiğini; bu arada borçlunun 14.5.1999 tarihli noter senedi ile şirketteki hisselerini diğer davalılara devrettiğini; bu devrin muvazaalı ve mal kaçırma amacına yönelik olduğunu; İİK 278 vd. gereğince tasarrufun iptal edilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
Yine bu dava sürerken alacaklı, Hatay 1. İcra Müdürlüğü'nün 2000/2314 sayılı dosyasında 10.3.2000 tarihinde 1.8.1998 tanzim tarihli, 1.2.1999 vade tarihli bono ile 60.000 DM ve 16.2.1998 tanzim tarihli, 30.4.1999 vade tarihli bono ile 40.000 DM olmak üzere 100.000 DM alacağının tahsili için borçlu aleyhine takibe girişmiş, takiben de 26.3.2001 tarihli eldeki dosyayla birleştirme talebini de içeren dava dilekçesi ile aynı tasarrufun iptali istemiyle Hatay Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin 2001/163 esasında halen derdest olan davayı açarak, her iki dosyanın birleştirilmesini istemiştir.
Mahkemece, 13.4.2001 tarihli celsede bu dosya incelenerek zapta geçmiş ve verilen ara kararı ile iki dosyanın birleştirilmesi yönündeki davacı talebi reddedilmiştir.
Kısacası, davacının alacağı, iddiasına göre yukarıda açıklanan bonolar ve bunun uzantısı olduğu iddia edilen çeke dayanmaktadır. Bu alacakla ilgili tarafları aynı olan iki takip ve yine tarafları aynı olan iki dava bulunmakta olup, iptali istenen tasarruf ise davalı borçlu İbrahim tarafından Hatay 2. Noterliği'nin 14.5.1999 tarih ve 09481 yevmiye nolu işlem ile M. Gıda Sanayi Tic. AŞ'deki 99 hissesinin davalılardan Ali'ye 93 hisse, Selman'a 2 hisse, Meliha'ya 2 hisse, Zehra'ya 2 hisse olacak şekilde devredilmesidir. Birleştirilmesi istenen diğer davaya konu bonolarda alacaklı davacı Ali, borçlu İbrahim olup, şirketler adres olarak gösterilmiştir. Yine eldeki davada alacağın dayanağı çekte de lehdar davacı Ali, keşideci aynı borçlu İbrahim'dir. Davaların davacısı ve davalıları aynı olup, aynı alacağa dayalı olduğu iddia edilen bono ve çekler nedeniyle alacaklı olunduğu iddiasıyla yine aynı tasarrufun iptali istenmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davacı yanca açılan ve yukarıda ayrıntıları açıklanan her iki davanın tarafları, konusu, sebebi ve maddi vakıaları aynıdır. Davacı yan eldeki davada hem dava dilekçesinde hem de 28.4.2000 tarihli beyan dilekçesinde "çek alacağının bonoların uzantısı olduğunu" ifade etmiş, aşamalarda bu beyan ve iddiasını sürdürmüştür. Buna göre açılan davada uyuşmazlığın özünü bonolar ve bunun uzantısı olarak düzenlenen çeke dayalı alacak ve bu alacak nedeniyle borçlunun tasarrufunun iptali oluşturmaktadır. İki ayrı tasarrufun iptali davasına konu olan bonolar ve çeke dayalı alacağın birbirinin uzantısı olup olmadığının tespit ve değerlendirilmesi, ancak aynı tasarrufun iptalini konu alan bu iki davanın birleştirilerek görülmesi ile mümkündür. Zira bu davalardan birisi hakkında verilen karar diğerini etkileyecektir. Ayrıca açıklanan bu özellikleri yanında her iki davanın birleştirilmesini zorunlu kılan diğer bir neden de usul ekonomisi ve kararlar arasındaki birlik ve istikrarın sağlanmasıdır. Aynı temel ilişkiden kaynaklanan borca yönelik olarak düzenlendiği iddia olunan iki adet senet ve bunların uzantısı olduğu iddia olunan çeke dayalı tasarrufun iptali davalarının birbirinden ayrı sonuçlandırılması, açıklanan iddianın yeterince değerlendirilmemesi ve davaların temelinde çözüm güçlüğüne itilmesi, çelişik kararların ortaya çıkması sonucunu doğurur.
Açıklanan nedenlerle, mahkemenin bonoların borçlusunun davalı borçlu olmadığı yönündeki hatalı tespit ve yasal olmayan gerekçelerle birleştirme talebini reddederek davayı sonuçlandırması usul ve yasaya uygun bulunmamış, kararın diğer yönler incelenmeksizin öncelikle bu noktadan bozulması gerekmiştir.
Her ne kadar özel daire kararında bu yön değerlendirilmeden işin esasına girilmişse de, Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan müzakerelerde daire kararının maddi hataya dayandığı kabul edilerek, davalar birleştirilmeden bir sonuca varılması olanaklı görülmeyerek mahkemenin davaların birleştirilmesine gerek olmadığı yönündeki kararının bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 30.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy