(743 S. K. m. 931, 932)
Taraflar arasındaki tespite itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Turgutlu Kadastro Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 18.12.2000 gün ve 1977/22-2000/72 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 4.6.2001 gün ve 2001/2971-3193 sayılı ilamıyla; (...Yargıtay bozma ilamında özetle; tarafların dayandıkları tapu kayıtlarının zemine uygulanmasının yöntemince yapılması ve nizalı taşınmazların hangi tarafın dayandığı kaydın kapsamında kaldığının açık bir şekilde ortaya konulması, davacıların dayandığı tapu kaydının mahkeme kararları ile ifraza tabi tutulduğu anlaşıldığından ifraz harita ve krokileri ile ifraz belgelerinin getirtilerek zemine uygulanması, ifrazdan sonra davacıların elinde taşınmaz kalıp kalmadığının araştırılması gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davacıların davasının reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi davalılar adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar ve müdahil Suna S. tarafından bütün taşınmazlar yönünden; davalılardan Ramiz ve Şemsettin Ö. tarafından da nizalı (269) parsel hakkında hüküm kurulmadığından dolayı temyiz edilmiştir.
Mahkemece nizalı taşınmazların davacıların dayandığı tapu kapsamı dışında kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak mahkemece de kabul edildiği gibi bu taşınmazlar davacıların miras bırakanı İbrahim K.'dan kalan yerlerdir. İbrahim K. 1961 yılında ölmüştür. Ölüm tarihine göre terekesi iştirak halindeki mülkiyet hükümlerine tabidir. Davalılar bu yerleri Ali İhsan Ö.'dan satın almışlardır. Ali İhsan Ö. ise bu yerleri İbrahim K.'nın mirasçılarından olan İsmet'ten 1961 den sonra haricen satın almıştır. Bu husus tescil davasına ait dava dilekçesinden, bilirkişi ve tanık beyanlarından kesin olarak anlaşılmaktadır. Mahkemenin kabulü de bu yoldadır. Tapulama tespiti 1970 tarihinde yapılmıştır. İştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olan yerlerin mirasçılardan biri tarafından satışı geçersizdir. Satış tarihi ile tespit tarihi arasında 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresi geçmemiştir. Davalıların bayisinin davacıların taraf olmadığı tescil davası sonucu aldığı tescil ilamı ve tapusu davacılar yönünden bağlayıcı nitelik taşımamaktadır. Davalıların MK. nun 931.maddesinden yararlanma durumları bu davada söz konusu değildir. Bu durumda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, davaya konu olan 269 numaralı parsel hakkında bir hüküm kurulmaması da isabetsizdir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacılar ve müdahil davacılar vekilleri
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacılar 267 parsel sayılı taşınmazın Şubat 1321 tarih, 107 nolu kayıt maliki murisleri İbrahim K.'dan kaldığını, veraset ilamına göre 15/24 payları olduğunu; iştirakçilerden 3/24 pay sahibi İsmet K.'nın taşınmazın tamamı kendisine aitmiş gibi haricen Ali İhsan Ö.'a sattığını; Ali İhsan Ö.'ın tescil davası açarak taşınmazı adına tescil ettirdiğini, daha sonra ifraz ettirerek başkalarına devrettiğini, kadastro tespiti sırasında da kayden intikaller sonucu temlik alan davalılar adlarına tespit edildiğini iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmazın iştirakçilerden biri tarafından satışının geçersiz olduğunu ileri sürerek, kadastro tespitine itiraz etmişler, payları oranında adlarına tescile karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davacılar tarafından 271, 268, 266, 269,15, 16, 273, 277, 274, 276, 272 parseller hakkında açılan davalar irtibat nedeniyle işbu dava ile birleştirilmişlerdir.
Tespit malikleri davalılar taşınmazları tapu kaydına güvenerek satın aldıklarını, davanın reddini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, davacı tarafın dayandığı Şubat 1321 gün ve 107 sayılı tapu kaydının yapılan ifrazlar sonucu başka sicillere gittiği ve davacı taraf üzerinde kayda dayanan bir hak kalmadığı; esasen dayanılan kaydın dava konusu parselleri kapsamadığı kabul edilerek davanın reddi yönünde verilen karar Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Bilindiği üzere; tescil işlemi gerçek maliki ve gerçek hakkın kapsamını göstermiyorsa, başka bir deyişle gerçeğe ters düşüyorsa o tescil doğru değil, yasanın deyimiyle yolsuz bir tescildir. Kuşkusuz bu tür bir teshil, yolsuzluğundan ötürü hukuksal sonuç doğuramayacaktır. Zira, tapuda görünen hak görünüştedir, zahiridir. Hemen belirtmek gerekir ki, tescilin yolsuzluğu kural olarak işlemin yapıldığı anda mevcut olmalıdır. (Sahteciliğe, ehliyetsizliğe, muvazaaya dayalı tescil işlemlerinde olduğu gibi)
Gerçekten, tapu sicilindeki kayda güvenerek iyi niyetle mülkiyet veya diğer bir ayni hak iktisap eden kişinin iktisabı geçerlik kazanır. (MK. nun 931) Ancak, tescilin yolsuzluğunu bilen yada bilmesi gereken üçüncü kişi, böyle bir tescile dayanamaz. Yolsuz tescilden dolayı hakkı zedelenen (ihlal olunan) kimse de, doğrudan doğruya kötüniyetli üçüncü kişilere karşı tescilin yolsuzluğunu ileri sürebilir. (MK. 932 md.)
Medeni Yasanın 931. maddesinde sözü edilen iyiniyet, aynı yasanın 3.maddesi hükmünde deyimini bulan sübjektif iyiniyettir. Halin icaplarına göre, kendisinden beklenen özeni (ihtimamı) göstermeyen kimse, iyiniyet iddiasında bulunamaz. Yasa, iyiniyeti korurken, iyiniyete dayanan kimsenin özen borcunu da gözardı etmemiştir. Yani, gereken özenin gösterilmesi, kaydın yolsuzluğunun anlaşılabilmesine olanak veriyor ise, o takdirde, iktisabın korunamayacağı tabiidir.
Kuşkusuz iyiniyet ya da kötüniyet kavramları sübjektif, diğer bir anlatımla insanların iç dünyaları ile ilgili kavramlardır. Bunun açıklığa kavuşturulması, somutlaştırılması olaylarla özdeş hale getirilmesi son derece güçtür. İşte bu durumda, hakim, maddi olguların yanında karinelerden hayat deneylerinden yararlanmak suretiyle gerçeği bulmaya gayret gösterecektir. Örneğin temliki bir akitte, alıcının kendisinden beklenen özeni gösterip göstermediği, normal bir insanın hayatın olağan akışı içerisindeki davranış biçimi nazara alınarak değerlendirilir ve saptanır. Elbette, iktisapta bulunanın satıcıya ve satılan taşınmaza göre durumu ve konumu, iyiniyetin tayin ve takdirinde özellik arzedebilecektir. Diğer taraftan birçok Daire ve Genel Kurul kararlarında da değinilip benimsendiği üzere, kısa süre içerisinde taşınmaz mülkiyetinde yapılan el değiştirme işlemlerinin kuşkulu hareketler olarak değerlendirilmesi, davalı yönünden şüphe doğuran bir durum biçiminde düşünülüp dikkate alınması gerekir.
Bunun yanında insanların bir malı raiç değerinden daha ucuza edinme eğilimleri olağan bir davranış olarak karşılanmakla birlikte aşırıya varan bir nisbetsizlikle temellük halinin de özensizliğin bir görüntüsü olacağı muhakkaktır.
Değinilen bu düşünceler bir bütün olarak Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 14.03.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına, vakıa ve karinelerden, olayda halin icapları veçhile kendisinden beklenen özeni sarf etmemiş olması itibarıyla korunan iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirmiş olan kimsenin MK. nun 931 maddesinden yararlanamayacağı ve mahkemece bu yönün resen dikkate alınacağı... tarzında yansımıştır.
Öte yandan, tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmaz malı iktisap eden kimseye karşı MK. nun 931.maddesinde öngörülen iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle açılan tapu iptali davalarında, dava açma iradesinin iktisabın kötüniyete dayalı olduğu iddiasını da taşıdığına, kaldı ki öyle olmasa bile, buradaki kötüniyet iddiasının hukuki mahiyeti itibariyle itiraz niteliğinde bulunduğu ve bu nedenle de yargılama sona erinceye kadar iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmadan her zaman ileri sürülebileceğine Yargıtay İçtihadı Birleştirme büyük Genel Kurulu'nca 8.11.1991 gün ve 990/4- 991/3 sayı ile karar verilmiştir.
Somut olayda, çekişmeli taşınmazların davacıların dayanağı tapu kaydı dışında ancak, davacıların murisi İbrahim K.'dan kaldığı, iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu;mirasçılardan İsmet K. tarafından yapılan satışın bu nedenle geçersiz sayıldığı, kuşkusuzdur.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, MK.931 maddesinin davalılar yararına uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Murisin1961 yılında ölümünden sonra mirasçılardan İsmet K., taşınmazın tamamını Ali İhsan Ö.'a haricen satmış, Ali İhsan Ö. ise mahkeme kararıyla taşınmazları adına tescil ettirmiş, daha sonra ifraz ettirerek üçüncü kişilere temlik etmiş, taşınmazlar birbirini takip eden intikallerle davalılara satılarak devredilmiş, 1970 yılında yapılan kadastro çalışmalarında da bu kişiler adlarına tespit edilmiştir.Davalılar, tapuda kayıtlı taşınmazları, kayden bedelini ödeyerek satın almışlardır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre başlangıçtaki geçersiz satışı bildikleri, el ve işbirliği içinde oldukları sonucuna varılamamaktadır.
Tüm açıklananların ışığında başlangıçtaki geçersiz satışı bildikleri, bilebilecek durumda oldukları ispat edilmeyen, tapudaki kayda güvenerek iktisapta bulunan davalıların, kötüniyetli olduklarını, MK. 931.maddesinden yararlanamayacaklarını söyleyebilme olanağı yoktur.
Direnme kararında yerinde olarak dayanılan delilere ve hukuki esaslara göre davacıların bu davayı açmaları objektif iyiniyet kuralları ile bağdaşmayan bir durum olduğundan davanın reddi Medeni Kanunun 2.maddesi hükümlerine uygun ve temyiz itirazları yersiz görülmüştür. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacılar ve Müdahil davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 03.07.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy