(634 S. K. m. 20, 35)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 9.8.2000 gün ve 982-1156 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 30.11.2000 gün ve 11803-12957 sayılı ilamı ile; (...Kat Mülkiyeti Yasasının 20. maddesinin gider ve avans payını ödemeyen kat maliki hakkında diğer kat maliklerinden her biri ve yönetici tarafından dava açılabileceğini öngörmesine, aynı kuralın 35. maddenin e bendinde yönetici açısından yinelenmesine rağmen, yönetici olan davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddi doğru görülmemiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Kat Mülkiyeti Yasası'nın 35. maddesi; kat maliklerinin ana gayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebileceklerini, bu kimseye yönetici, kurula da yönetim kurulu deneceğini belirtmiştir. Yasada yer alan bu maddenin dışında konu ile ilgili tüm maddelerde; yönetim kurulundan bahsedilmemekte ve sadece yönetici ifadesi kullanılmaktadır. Yasa koyucu, Kat Malikleri Kurulu tarafından seçilen bir kişiye yönetici denileceğini belirttikten sonra aynı kurul tarafından seçilen üç kişinin Yönetim Kurulu olarak adlandırılmasının, bunların birden ziyade yönetici olduklarını belirtmekten başka bir anlamı bulunmamaktadır. Bu hususa ilişkin olarak yönetim planında özel bir düzenlemeye yer verilmedikçe ve kat malikleri kurulunca da aksine bir karar alınmadıkça bu kurula mensup üç kişiden herhangi birinin tek başına veya ikisinin birlikte yasanın yöneticiye tanıdığı tüm hak ve yetkileri kullanmalarının olanaklı bulunduğunda duraksama yoktur.
Anataşınmaza birden ziyade yönetici atanması, bunların tüm işlemleri her üçünün birlikte imzalayıp yapmaları anlamına gelmez. Nitekim yönetim kurulu üç kişiden meydana geldiğine göre, bunların her üçü yönetimi birlikte mi yürüteceklerdir sorusu, 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında haklı olarak ortaya atılmış, Adalet Komisyonu Başkanı; ...yönetim kuruluna dahil olan şahısların hepsi yönetici sıfatındadır. demek suretiyle soruyu yanıtlayıp duraksamayı gidermiştir. Böylece, Yönetim Kuruluna dahil yöneticilerin, aralarında işbölümü bulunmadığı gibi bir başkan seçmelerine de gerek olmadığını ifade etmiştir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Birleşim 68. 03.03.1965 gün, Sayfa 196 ve Birleşim 71, 09.03.1965 tarih, sayfa 192, Ali Arcak - Kat Mülkiyeti Kanunu, Ankara 1988 ikinci baskı, sayfa 991).
Hal böyle olunca; yönetim kurulu olarak görevlendirilen yöneticilerden herhangi birisinin tanzim ettiği veya ettirdiği işlemlere yazdırdığı Yönetim Kurulu adına yahut Yönetim Kurulunu Temsilen gibi ibareler onun sadece yönetici olduğunu belirtmekten başka bir anlam ifade etmez, zira gerek kat malikleri kurulunun ve gerekse üç kişiden müteşekkil yönetici gurubunu ifade eden yönetim kurulunun, tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Açıklanan hususlar göz önüne alındığında usulüne uygun tarzda yönetici seçilmiş bulunan kimselerden herhangi birinin kat malikleri kurulu kararlarını uygularken veya vekil tutmak, dava açmak, icra takibi yapmak gibi yasanın ve mevzuatın kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirirken her türlü işleme tek başına imza koymak hak ve yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir.
Kaldı ki; bu davada yöneticilerden ikisinin vekil tutmak için düzenlenen vekaletnameyi birlikte imzalamış olmaları da onların çoğunluk görüşünü temsil ettiklerini göstermektedir.
Mahkemenin, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı yönündeki görüşünü, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kabul etmek mümkün değildir. O halde; Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 20.03.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy