(818 S. K. m. 416) (2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 445)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.03.2000 gün ve 1997/882- 2000/217 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 09.10.2000 gün ve 3410- 6531 sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, davalının üretimini yaptığı tarım ürünlerini İtalya pazarlarında müvekkili vasıtasıyla pazarladığını ve aralarındaki anlaşma gereğince gerçekleştirilen satışlar üzerinden müvekkilinin %3 komisyon aldığını, bu ticari ilişki içerisinde davalının 1996 yılında pazarlanan ve davalının bedelini tahsil ettiği mallardan dolayı müvekkilinin hak kazandığı bakiye 6.885.22 USD dolarını ödemediğini yapılan takibe de itiraz ettiğini belirterek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında komisyon verilmesine dair bir anlaşma bulunmadığını, davacının komisyoncu sıfatı ile herhangi bir işlem yapmadığını, ilişkilerde alıcı firmayı temsilen hareket ettiğini, davacının BK.nun 416.vd. maddelerinde belirtilen şartlarda bir komisyonculuk sıfatı bulunmadığını, müvekkilinin davacıya ödemesi gereken herhangi bir komisyon ve sair borcu bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu, faturalar ve komisyonculuk teyitleri Türkçe çevirilerinden davalı tarafından alıcı firmaya fatura mukabili mal gönderildiği ve her faturanın ekindeki komisyonculuk teyidinde "fiyatlara %3 komisyon dahildir" ibaresinin yer aldığı gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar veriliş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme gerekçesinde ve hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulu raporunda davalı tarafından gönderilen her faturanın ekinde mevcut komisyonculuk teyidi çevirilerinde "fiyatlara %3 komisyon dahildir" ibaresinin yer aldığı belirtilmiştir. Taraflar arasında bir komisyonculuk ilişkisinin varlığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de komisyonculuk teyidi belgelerinin tercümelerinde yer alan %3 komisyon oranı ibaresinin yer aldığını bildiren yeminli tercüman Lotte R. hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 14.9.2000 tarihli 2000/5669 nolu iddianamesi ile faks teyidi yazılarının asıllarında %3 komisyonculuk ibresinin bulunmadığı gerekçesiyle özel evrakta sahtecilik suçundan Asliye Ceza Mahkemesine dava açılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, açılmış olan bu ceza davası da gözetilerek dava konusu %3 komisyon oranı üzerinde durularak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet bulunmamaktadır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:
Karar: Dava, İİK. nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali isteğine ilişkindir.
Davacı alacaklı vekili; müvekkilinin davalının ürettiği tarım ürünlerini aralarındaki komisyonculuk ilişkisine dayanarak İtalya pazarlarında pazarladığını, aralarındaki anlaşma gereği % 3 komisyon aldığını, ancak davalının 1996 yılı içinde bu ticari ilişki gereği ödemesi gereken % 3 komisyon bedelini ödemekten kaçındığını, giriştikleri icra takibine de haksız itiraz ederek aradaki ticari ilişkiyi ve borcu inkar ettiğini, davalının haksız ve kötüniyetli itirazının iptali ile takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. İddialarına dayanak olarak da aynı zamanda takip dayanağı olan "fatura" ve eki "komisyonculuk teyidi belgeleri"ne dayanmıştır.
Davalı borçlu vekili; taraflar arasında komisyonculuk ilişkisi ve bundan kaynaklanan herhangi bir komisyon borcu ve sair borcunun bulunmadığını, komisyon oranı konusunda bir anlaşma ve belgenin bulunmadığını, davacının belli bir komisyon bedeline hak kazanmadığını, aksine müvekkilinin uğradığı zararlar nedeniyle tazminat alacağı bulunduğunu, davanın reddi ile davacı aleyhine % 40 tazminata hükmedilmesini savunmuştur.
Mahkemece, tercümesi yapılan fatura eki "komisyonculuk teyidi belgeleri" dayanak alınarak taraflar arasında komisyonculuk ilişkisinin varlığı ve oran konusunda anlaşma bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Mahkeme; davanın görülmesi sırasında temyiz aşamasına kadar davalı tarafın sahtecilikten bahsetmediği gibi, dava açacağı yönünde de bir beyanda bulunmadığını, eldeki davanın açılış tarihinin 06 Ağustos 1997 olup Asliye Ceza Mahkemesinde davanın açılış tarihinin ise 14.9.2000 olduğunu, davalı tarafın savcılığa vermiş olduğu bir işle ilgili şikayet dilekçesinin tarihinin 15.5.2000 olup bunun dahi mahkemece verilen 3.3.2000 tarihli karardan 2 ay sonraki bir tarihe ait bulunduğunu, bozma konusu yapılan hususun tamamen HUMK.nun 445.maddesinde söz konusu edilen iade-i muhakeme sebeplerinden olup bunların bozma sebebi olarak ileri sürülmesinin mümkün olmadığını , sonuç olarak; HUMK.nun 445/2.maddesine göre sahtecilik olayının anlaşılması haline davalı tarafın her zaman için iade-i muhakeme yoluna anılan madde gereğince başvurabileceğini, mahkemece karar verilmesinden 2 ayı aşkın bir süre sonra savcılığa şikayet dilekçesi verilmesi üzerine açılan dava sonucunun beklenmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını, zira aleyhine karar verilen her davalının şikayet yollarına başvurmak suretiyle yeni bir takım delillerin ortaya çıkmasını ve bu delillerin incelenmediği, beklenmediği gibi iddialarla verilen kararı temyiz etmesinin mümkün hale geleceğini, gerekçe göstererek önceki kararında direnmiştir.
Dava, temelinde taraflar arasında komisyonculuk ilişkisi bulunduğu, komisyon oranı konusunda anlaşmaya varıldığı iddiasına dayanmaktadır.
Komisyonculuk ilişkisinin varlığı konusunda yerel mahkeme ile özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık ; taraflar arasında komisyon oranı konusunda bir anlaşmanın var olup olmadığı ve buna bağlı olarak davalı tarafça, davanın başından beri yapılan savunmaların nasıl nitelendirilmesi gerektiği ve yine davalının dava dayanağı komisyon teyidi belgelerinin tercümesi sırasında belge asıllarında olmadığı halde tercümelerde " %3 komisyon dahildir" ibaresinin eklendiği, iddiasıyla tercüman hakkında "özel evrakta sahtecilik" suçundan ihbarda bulunması üzerine ceza mahkemesinde açılan davanın eldeki davaya etkisinin olup olmayacağı, noktasındadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yargılamada davayı inkar eden davalının davayı inkara yönelik savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle , yargılama aşaması tamamlanmamış olmadıkça davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddia aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından da söz edilemez. Hal böyle olunca, temyiz aşamasında davalı tarafça yapılan başvuru üzerine sahtecilik iddiası ile açılan ceza davasının bu savunma kapsamında ele alınması ve savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü zorunludur.
Yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki, sahtecilik iddiası hukuk davası içinde hadise şeklinde ileri sürülebileceği gibi ceza mahkemesinde de sahtecilik davası olarak açılabilir. Diğer yandan, ceza davasının açılmış oluşu , kişisel hak bakımından davaya müdahale olunarak senedin iptali istenmedikçe tek başına hukuk davasına doğrudan etkili kabul edilemez.
Somut olayda; Davalının davanın başından beri böyle bir belge ve taraflar arasında bir anlaşma olmadığını savunması "sahtecilik" iddiasının mahkeme önünde hadise olarak ileri sürüldüğü anlamında kabul edilmelidir. Ne var ki mahkemece bu savunma üzerinde durulmamış, davacı dayanağı belgelere göre davanın kısmen kabulü yoluna gidilmiştir. Davalı temyiz aşamasında bu anlaşmanın varlığına mahkemece dayanak kabul edilen belgelerin sahteliği iddiası ile Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve bu başvuru sonunda belgeleri tercüme eden tercüman hakkında ceza davası açılmıştır. Ceza davasında , davalı müşteki yan tarafından kişisel hak bakımından davaya müdahale olunarak komisyon teyidi belgelerinin geçersizliğinin ileri sürülmesi ve mahkemece de belgelerin sahteliğine karar verilmesi halinde bu kararın eldeki davayı etkileyeceğinde kuşku bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; dava dayanağı belgenin sahteliği konusunda açılan ceza dava dosyasının celbi ile yukarıda ortaya konulan ilkeler karşısında belirlenecek duruma göre ceza davasının eldeki davaya etkisinin incelenmesi, ön mesele olarak kabulü ile dava sonucunun beklenip beklenmeyeceğinin bu tespite göre karara bağlanması ve özellikle de uyuşmazlığın özünü teşkil eden % 3 komisyon oranının taraflar arasında belirlenmediği, böyle bir belge bulunmadığı yönündeki davalı savunması üzerinde durularak, bu hususun tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespiti olmalıdır.
Şu durum karşısında mahkemece, taraflar arasında %3 komisyon oranının belirlendiği konusunda yapılan inceleme hükme yeterli olmayıp, temyiz aşamasında ceza mahkemesinde sahtecilik iddiası ile açılan davanın bu davaya etkisi olmayacağı ve eldeki karar kesinleşmemişken kesinleşmiş gibi değerlendirilerek bu ceza davasının iadei muhakeme sebebi teşkil edeceği, yönündeki kabul şekli de usul ve yasaya uygun bulunmamış, kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 06.02.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy