(2004 S. K. m. 72) (6762 S. K. m. 621, 642, 688)
Dava: Taraflar arasındaki "istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 14.2.2001 gün ve 1998/555-2001/119 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 14.6.2001 gün ve 2001/3720-4583 sayılı ilamı ile ( ... Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketten satın aldığı iş makinesinin bedelini 30.12.1997 tarihinde peşin ödediğini, önceden verilen senetlerin iadesi konusunda protokol düzenlendiği halde, iade edilmeyerek diğer davalı banka tarafından takibe konulduğunu, davalı bankanın senetlerin bedelinin ödendiğini bile bile takip yapmasının kötü niyetli bir davranış olduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili cevabında, dava konusu bonoların lehdar şirket tarafından müvekkili bankaya rehin cirosu ile devredildiğini, iyi niyetli hamil olan müvekkiline karşı ödeme iddiasının ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre asıl davada dava konusu yapılan 20.1.1998 ve 20.12.1998 vade tarihli bonoların tanzim tarihinin 25.6.1997 olduğu, davalı bankanın bu senetleri unsurları tamamlanmış bir şekilde rehin cirosu ile devraldığı, bu nedenle 20.1.1998 ve 20.2.1998 vadeli senetlere yönelik davanın dinlenemeyeceği, diğer senetler de ciro yoluyla devredilirken tanzim tarihi bulunmadığı anlaşıldığından, bu senetlerdeki alacağın, alacağın temliki yoluyla devredilebileceği, davalı bankaya yapılmış bir temlik işlemi bulunmadığından ödenen senet bedelinin davacıya iade edileceği gerekçesiyle 20.1.1998 ve 20.2.1998 vadeli senetlere yönelik davanın davalı banka yönünden reddine, diğer taleplerin kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı banka vekilince temyiz edilmiştir.
1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Davalı banka dava konusu senetlerin lehdar şirket tarafından rehin cirosu ile devredildiğinin, davacıya bu konuda 31.7.1997 tarihli ihbarla haber verildiğini, artık davacının müvekkili bankaya ödeme yapması gerektiğini savunmuştur.
Davalı banka tarafından senetlerin bankada bulunduğu, davacıya ihbar edilmişse davacının senet lehdarına değil, hamile ödeme yapması gerekir. Ancak bu şekilde senetteki borcundan kurtulabilir. Mahkemece, 20.1.1998 ve 20.2.1998 tarihli senetler haricindeki diğer senetlerin davacıya ihbar edilip edilmediği araştırılarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle bu senetler yönünden davanın kabulünde isabet görülmemiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle dava konusu 20.3.1998, 20.4.1998, 20.5.1998 ve 20.6.1998 vade tarihli senetlerin, sırasıyla 20.3.1998, 22.3.1998, 1.1.1998 ve 20.5.1998 tanzim tarihlerini taşımalarına karşın; lehdar şirket tarafından rehin cirosuyla davalı bankaya, tanzim tarihlerinden daha önce, 31.7.1997 ve 17.11.1997 tarihli bordrolarla teslim edilmiş olmalarına; eş söyleyişle, senetlerin bankaya teslim tarihlerinin, tanzim tarihlerinden daha önce bulunmasına, bu durumda, anılan senetlerin tanzim tarihleri olmaksızın ve bu nedenle de kambiyo senedi niteliği taşımaksızın bankaya tesim edildiklerinin kabulü gerekmesine; kambiyo senedi niteliğinde olmayan senetlerin ciro yoluyla devirlerine hukuken olanak bulunmamasına; bu nitelikteki senetlerin ancak alacağın temliki hükümleri çerçevesinde devirlerinin mümkün olmasına; davada böyle bir temlikin varlığının da iddia ve ispat olunamamasına; nihayet, senetlerin tanzim tarihleri atılı olarak kendisine teslim edildiğine ilişkin davalı banka savunmasının ispat edilememiş bulunmasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 1.084.457.600 ) TL bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına 13.11.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Karşı Oy
Sayın çoğunluk, senetlerin davalı LBankasına 4.7.1997 ve 20.7.1997 tarihli senet tevdi bordroları ile verildiğini, tanzim tarihlerinin 1998 olması nedeniyle senetlerin verildiği tarihte keşide tarihlerinin olmadığını, eğer senetler keşide tarihli olarak bankaya verilseydi tanzim tarihlerinin en geç 4.7.1997 ve 20.7.1997 olması gerektiğini, bu nedenlerle senetlerin tanzim tarihi olmaksızın davalı bankaya verilmiş olabileceğini, bu durumda kambiyo senedi olmadığını, alacağın temlikine ilişkin işlemlerin de bulunmaması nedeniyle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği sonucuna vardıkları anlaşılmaktadır.
Dava konusu senetlerin 20.3.1998, 22.4.1998, 1.1.1998 ve 20.5.1998 tanzim tarihli oldukları, bu senetlerden 20.3.1998 tanzim tarihli senedin 4.7.1997 tarihinde, 22.4.1998 tanzim tarihli senedin 4.7.1997 tarihinde, 1.1.1998 tanzim tarihli senedin 20.10.1997 tarihinde, 20.5.1998 tanzim tarihli senedin 20.6.1998 tarihinde senet teslim bordrosu ile B. AŞ tarafından rehin cirosuyla davalı bankaya verildiği anlaşılmaktadır.
Senetlerin hamili olan banka 20.3.1998 ve 20.4.1998 tanzim tarihli senetler için 31.7.1997 tarihinde, 1.1.1998 tanzim tarihli senet için 17.1 1.1997 ve 20.5.1998 tanzim tarihli senet için 31.7.1997 tarihinde davacıya ihbarname göndermiş, senetlerin hamili olduğunu bedellerinin kendisine ödenmesini istemiş, bu ihbarnameler davacıya tebliğ edilmesine rağmen senet bedelleri gerçek hamile değil bu senetleri bankaya ciro eden ve bundan ihbar ile haberdar olan davacı tarafından alacağı sönmüş olan lehtar B. AŞ'ye 30.12.1997 tarihinde, üstelik senet asılları alınmadan ödenmiştir. Davacı senetlerin kambiyo senedi vasfında olmadığını iddia ettiğine göre bu defini B. AŞ'ye de yapması gerekirken bono bedellerini adı geçen şirkete ödemiştir. Bu husus davacının iyi niyetli olmadığını göstermektedir.
Davalı banka tarafından senetlerin protesto edilmesine rağmen ödenmemesi üzerine davacı hakkında icra takibi yapılmış, icra müdürü re'sen incelemesi sonucunda bonoların kambiyo senedi vasfında olduğunu görerek davacı hakkında kambiyo senetlerine mahsus takip talepnamesi ve ödeme emri tanzim etmiştir.
Bilindiği gibi bir bonoyu düzenleyen o bononun asli borçlusu olarak sorumludur. Bonoyu tanzim eden vadede bizzat ödeme taahhüdü altına girer. ( TTK 688/2 ) Bononun vadede ve 620. maddede gösterilen süre içinde ibraz edilmesi ve ödenmemesi halinde ise tanzim edene karşı protesto düzenlenmesi gerekir. Aksi takdirde 642. madde uyarınca hamil, cirantalara karşı başvurma hakkını kaybeder. Bu halde bile bonoyu tanzim eden asıl borçlu sıfatıyla borçlu kalmakta devam eder. ( TTK 642/1 ve 2 )
Somut olayda hamil banka bu yasal işlemleri yapmış, ihbarname göndermiş, protesto tanzim edilmiş. bu belgelere bono fotokopisi eklendiği halde bu aşamada senette tanzim tarihi olmadığı borçlu davacı tarafından ileri sürülmemiştir.
Gerçekten senede ( bonoya ) tanzim tarihinin tedavüle çıkarıldıktan sonra konduğu ispat edilirse senet ( bono ) geçersiz olur. Burada ispat külfeti borçluya düşer. ( Y.H.G.K. 11.12.1968 gün, E: 1968/İİD 416 K: 824; TD 18.5.1971 gün, E: 1971/1345 K: 4009 Türk İçtihatları Külliyatı C. IV n. 1345 s. 142 ve 247, Bak. Kıymetli Evrak Hukuku Prof. Dr. Fırat Öztan 2. Basım s. 508 dipnot 47 )
Borçlu, bononun tedavüle çıkarıldıktan sonra tanzim tarihinin konulduğunu ne şekilde ispat edecektir.
Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulamasına ve öğretiye göre TTK. 592. madde uyarınca açığa imza atılmak suretiyle tanzim olunan senet anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu ispat edilmedikçe geçerli sayılır. Diğer taraftan HUMK 290. maddesi hükmünce senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz. Nitekim uygulamada, bonoda tanzim tarihinin tedavüle çıkarılırken doldurulabileceği kabul edilmiş ve bu hususun iyi niyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceği benimsenmiştir.
Senedin tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmaması hali 592. maddede kabul edilmiştir. Kanun koyucu, tanzimi sırasında senedin asli unsurlarından, bir kısmının yazılmayarak bunların yapılan anlaşmaya göre sonradan doldurulmasının mümkün olacağını kabul etmiştir. Asli unsurlar arasında tanzim tarihi de bulunduğundan bu tarih yazılmamak suretiyle de açık bono ihdası TTK'un 592. maddesine göre mümkündür. Böyle olunca, ihdas tarihinin sonradan ( velev anlaşmaya aykırı olarak ) doldurulduğu iddiası iyi niyetli hamile karşı ileri sürülemez. ( Y 11. H.D. 21.9.1971 gün E: 7/3944 K: 71/5577 )
Açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen senetler anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu kanıtlanmadıkça geçerlidir. Senedin hüküm ve gücünü ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler HUMK'nun 290. maddesi hükmünce şahitle kanıtlanamaz. ( Y 19. H.D. 17.12.1993 gün, E: 92/1886 K: 93/8720, aynı dairenin 17.12.1993 gün E: 92/11886 K: 93/8720 )
Yukarıdaki ilkeler istikrarlı bir şekilde Yargıtay tarafından uygulanmakta hatta ceza yargılamasında da imzalı ve yazısız bir kâğıda sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazıldığı veya yazdırıldığı iddiasıyla Türk Ceza Kanunu'nun 509. maddesine dayanılarak şikâyeti üzerine açılan ceza davasında sanığa yüklenen bu eylemin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun cevaz verdiği ayrık durumlar karşısında tanıkla ispat edilemeyeceğine karar verilmiştir. ( Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulu'nun 24.3.1989 gün, E: 1988/1 K: 1989/2 içtihadı )
Yukarıda anlatılanlar öğreti tarafından da aynen benimsenmiştir. ( Bkn. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı, cilt: 2 s: 2199, 2410-2423, Prof. Dr. Fırat Öztan, Age S. 508-509, Prf. Dr. Erdoğan Moroğlu, Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat 5. Basım S: 351 ve orada yazılı Hukuk Genel Kurulu ve Daire İçtihatları )
Somut olayda, davalı banka iyi niyetli olduğunu, bu bonolar rehin cirosu ile kendisine verilirken tanzim tarihinin atılmış olduğunu savunmuş, davacı ise bonoların kendisi tarafından tanzimi sırasında B. AŞ'ye tanzim tarihi konulmadan verildiğini, bu şirketin rehin cirosu ile bonoları davalı bankaya verirken tanzim tarihlerinin olmadığını, tedavüle çıkarılırken davalı banka tarafından tanzim tarihinin atıldığını iddia etmiştir.
Bu bonoların davacıya ibrazında, protesto edildiğinde ve icra takibine konulduğunda TTK. 688. maddede yazılı tüm unsurları taşıdığı uyuşmazlık konusu değildir. Sayın çoğunluğun bu senetlerin 31.7.1997 ve 17.11.1997 tarihli bordrolarla bankaya teslim edildiği, teslim tarihlerinin, tanzim tarihlerinden önce olmasının, senetlerin tanzim tarihleri olmadan bankaya teslim edildiğini gösterdiği gibi bir varsayıma dayandığı anlaşılmaktadır. Bu kabulün yukarıda yazılı TTK 592 ve HUMK'nun 290. maddesine açıkça aykırı olduğu şüphesizdir. Bir kısım varsayımlar ile senetle ispat zorunluluğunun ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Davalı banka bonoları tamamlanmış olarak aldığını savunmuştur. TTK. 737 ve 599. maddelerine göre borçlu bonoların öncelikle lehdar elinde iken tanzim tarihi olmadığını kanıtlamalıdır. Oysa dava konusu bono bedelleri davacı tarafından banka aracılığı ile lehdar B. AŞ.'ne ihtirazi kayıt ileri sürülmeden, bunların tanzim tarihleri bulunmadığı dile getirilmeden ödenmiştir. Öte yandan davalı bankanın bu bonları rehin cirosu ile alırken bonoların tanzim tarihlerinin olmadığını bildiği ve bile bile davacının zararına olarak devir aldığı ve kötü niyeti olduğu yolunda bir tanık beyanı ve delile dosyada rastlanmamıştır.
Bu nedenlerle Yüksek Yargıtay Özel Dairesi'nin bozma kararı yerinde olup Yüce Genel Kurulca direnme kararının bu gerekçelerle bozulması gerekirken yerel mahkeme kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy