(1086 S. K. m. 237, 295)
Dava: Taraflar arasındaki "evlilik birliği içinde alınan mala katkı nedeniyle tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21/3/2001 gün ve 2000/1285-2001/137 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18/9/2001 gün ve 2001/8892-12011 sayılı ilamı ile; (...Davanın konusu, taşınmaza katkı nedeniyle tazminata ilişkindir. Önceki davanın konusu ise, tapu iptali ve tescil olup, konuları farklıdır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237. maddesi gereğince, kesin hüküm oluşturmaz. Mahkemece tüm deliller değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kesin hükmün varlığından söz edilerek davanın reddi doğru değildir, hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava evlilik birliği içinde alınan taşınmaza katkı nedeniyle açılan tazminat davasından ibarettir.
Davacı, evlilik birliği içinde parasını kendisi ödeyerek satın aldığı kooperatif payını davalının kendisinin onamı dışında yüklenici firma ile anlaşıp tapudan üzerine aldığını, bu devir işleminin muvazaalı olduğunu belirterek, bu taşınmazın alımı için ödediği bedelin katkı payı olarak, geri ödenmesini istemiştir.
Davalı, bu taşınmazı biçimsel olarak değil gerçekte kendisinin aldığının, işlemlerde kolaylık olması açısından bir takım işlemlerin davacı tarafından yapıldığını ancak, taşınmaz bedelini bizzat kendisinin ödediğini, davacının bir hakkının olmadığını, ayrıca daha önce yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasının kesin hüküm oluşturduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece, daha önce yanlar arasında görülen Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 8.11.1999 tarih ve 1997/1116 E, ve 1999/1852 K. sayılı ilamında; "binanın gerçek sahibinin davalı Server olduğu, bedelinin Server tarafından ödendiği, davacının taşınmazın alınmasında katkısının bulunmadığı saptanarak davanın esastan reddedildiğini, kesin hüküm bulunduğunu, ilk davanın tapu iptali ve tescil, ikinci davanın tazminat davası olmasının sonuca etkisi olmayacağını belirterek kesin hüküm nedeniyle davanın reddine dair verdiği karar, yüksek Dairece yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.
Bilindiği üzere, kesin hükümden söz edebilmek için konusu, yanları ve hukuksal nedeni aynı olan iki davanın bulunması gereklidir. Önceki dava tapu iptali ve tescil davası olması, sonraki davanın ise tazminat davası olması nedeniyle her iki davanın konusu farklıdır.
Bu itibarla ortada kesin hükmün varlığından söz etmek doğru değildir.
Buna karşı; aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak açılan ikinci davanın konusu birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında birinci davada verilmiş ve kesinleşmiş olan hüküm, aynı taraflar (veya halefleri) arasındaki ikinci davada kesin delil oluşturur.
Taraf ve maddi sebep birliği olan ilk davadaki iki davanın da temelini oluşturan aynı hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı yönündeki tespit kısmı, sonraki davada kesin delil oluşturur. Bu tespit, maddi olay bakımından kesinleşmiş olur. Bu hususun bir daha incelenmesi HUMK.nun 237. madde hükmü karşısında olanaklı değildir. (Aynı yönde Prof Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001 Cilt 5, S. 5067 vd )
Somut olaya baktığımızda; davacı ile davalı arasındaki temel hukuksal uyuşmazlığın, taşınmazın alımı sırasında bedelinin kim tarafından ödendiği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda sözü edilen ilk dava olan tapu iptali ve tescili davasında, mahkeme kararında bu taşınmazın gerçek sahibinin Server olduğu ve bedelinin de Server tarafından ödendiğini saptamıştır. Bu saptama görülmekte olan dava açısından kesin delil niteliğinde olup, uyuşmazlığı çözen bir saptamadır.
Hal böyle olunca; sonucu itibarıyla kesin delil nedeniyle davanın reddine dair yerel mahkemece verilen direnme kararı yerinde olduğundan onanması gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının yukarıda belirtilen gerekçelerle ONANMASINA, 19.6.2002 gününde yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy