(1479 S. K. m. 24, 79)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 14.11.2001 gün ve 2001/368 E- 963 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 29.04.2002 gün ve 2002/2049-3590 sayılı ilamı ile;
(...Davacı vergi kaydı Oda veya Esnaf Sicili kaydı bulunmadığı dönemlerde Bağ-Kur sigortalısı kabul edilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. 1479 sayılı Yasa'nın 24. maddesine göre kendi adına bağımsız çalışanlardan gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatlar Siciline veya Kanunla kurulu meslek Kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar ile şirket ortakları zorunlu Bağ-Kur sigortalısıdır. Aynı Yasa'nın 79. maddesine göre isteğe bağlı sigortalılık ise, sigortalının tescil talebinin Kuruma intikal ettiği tarihte başlar ancak ayı içinde primi yatırılmış süreler sigortalılık süresine dahil edilir.
Somut olayda, davacı vergi kaydı ve esnaf sicili kaydına göre (16.02.1976 - 01.01.1986, 04.01.1992 - 08.03.1993 ve 17.03.1995 devamı) tarihleri arasındaki dönemlerde davalı kurumca Bağ-Kur sigortalısı kabul edilmiştir. Bu süreler dışında ise vergi, esnaf sicili veya meslek kuruluşu kaydı bulunmadığı ortadadır. İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için Kuruma tescil talebinde bulunmadığı gibi 4247 sayılı Yasaya göre prim ödemiş, düzenli prim ödememiştir. Başka bir anlatımla 1479 sayılı Yasa sistemine göre zorunlu ve isteğe bağlı sigortalılık koşulları taşımamaktadır.
Kurum, her ne kadar davacıyı sigortalı sayarak muhtelif tarihlerde borç bildirimleri yapmış prim talep etmiş ise de, davacı zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının sona erdiği tarihte işi bırakma formu düzenleyerek Kuruma intikal ettirmemiş, sonradan toplanan belgeler ile Bağ-Kur kapsamında olmadığı anlaşılmıştır. Sigortalılık koşulları taşımayan davacıdan Kurumun hatalı işlemleri sonucu primleri 4247 sayılı Yasaya göre tahsil etmesi davacı yararına önceki süreler yönünden kazanılmış hak yaratmaz.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.11.2002 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, mecburi Bağ-Kur sigortalılığının sona ermesinden sonra 01.01.1986 - 04.01.1992, 08.03.1993 - 17.03.1995 dönemine ilişkin olarak Kurum bildirimi ile ve 4247 sayılı Kanuna göre kurumun yaptığı tahakkuk üzerine Bağ-Kur'a prim ödemesinde bulunmuş olup; uyuşmazlık; sonradan da olsa primi ödenmiş bu sürelerin isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusundadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanunun 79. maddesi hükmünde; 24. madde kapsamına girmeyenlerin Kuruma yazılı olarak başvurmaları halinde isteğe bağlı sigortalı olacakları öngörülmüş ise de, Bağ-Kur İsteğe Bağlı Sigortalılık Yönetmeği'nin 9/b maddesi kapsamında; mecburi sigortalılıktan sonra isteğe bağlı sigortalılık talebinde bulunulmadan primin ödenmesi halinde-noksan ödenen primlerinde sonradan gecikme zammı ile ödenmesi durumunda bu sürelerin isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesi mümkündür.
Davalı Bağ-Kur; sigortalının yanıltması ve kötü niyeti söz konusu olmaksızın niza konusu dönemi de içerecek biçimde hatalı borç bildirimleri ve yine 4247 sayılı Kanuna göre prim tahakkuku yaparak sigortalıdan prim tahsil etmiş ve bu dönemdeki sigortalılık statüsü konusunda davacıya güvence vermiştir. Bu bağlamda davalı Kurumun; yıllar önce hatalı borç bildirimi ve tahakkuka dayalı olarak sigortalıdan tahsil edip nemalandırdığı prim bedellerini; yaşlılık aylığı tahsis aşamasına gelindiğinde yok kabul edilerek sigortalıyı Anayasal nitelikteki sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakması; Medeni Kanun'un 2.maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikteki dürüstlük kurallarıyla da bağdaşmaz.
Hal böyle olunca; davacı sigortalının, zorunlu sigortalılık ilişkisinin sona ermesinden sonra; Kurumun hatalı işlemleri sonucu ödediği prim bedellerinin; isteğe bağlı sigortalılık primi olarak kabulü ile karşılığı süre; isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak değerlendirilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemenin örnek nitelikteki kararının onanması gerektiğinden bahisle sayın çoğunluğun direnme kararının bozulmasına ilişkin görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy