(1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki "suya yapılan el atmanın önlenmesi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sarıveliler Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kesin hüküm nedeniyle reddine dair verilen 6.9.2001 gün ve 2000/44-2001/37 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 12.2.2002 gün ve 2002/851-1419 sayılı ilamı ile, ( ...Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde davalının kuyu kazmak suretiyle davacının suyuna müdahalede bulunduğu iddia edilerek vaki müdahalenin önlenmesi talep edilmiştir.
Mahkemece tarafları ve konusu aynı olan davada verilen kararın kesinleşmiş olması nedeniyle kesin hükmün varlığından söz edilerek dava reddedilmiştir.
Aynı su ve aynı taraflar arasında görülüp kesinleşen Sarıveliler Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/31-2000/35 sayılı dava dosyasında verilen karar ile davacının mevcut suyunun yeterli olduğu kabul edilerek dava reddedilmiştir.
O davada verilen red kararı ile davalının dava gününe kadar olan eyleminin haksız olmadığı tespit edilmiştir. Verilen karar da bu eylem için kesin hüküm oluşturur. Davalının daha sonraki eylemi ise ayrı bir dava konusu yapılabilir.
Davacı davalının kesinleşen karardan sonraki eylemi için bu davayı açtığına göre, ortada bir kesin hüküm bulunmamaktadır.
O davada yapılan keşif sonunda alınan raporda davalıya ait kuyunun derinliğinin 2.7 m. olduğu, verimin yaklaşık 285 m3 olup, davalının ihtiyacı olan 15 m3 suyu fazlasıyla karşıladığı açıklanmıştır.
Bu davanın yargılaması sırasında yapılan keşif sonunda alınan bilirkişi raporunda ise davalıya ait kuyunun derinliğinin 4 m. olduğu dolayısı ile önceki açılan davadan sonra kuyunun derinliğini arttırdığı anlaşılmaktadır.
Davacı bu davada önceki davaya konu olan eylemden sonra gerçekleştirilen eylem için dava açtığına göre her iki davaya konu olan eylemlerin farklı olması nedeniyle davalının sonraki eylemi için işin esasına girilmelidir.
O halde mahkemece önceki davada, kuyuların mevcut haliyle her iki tarafın da su ihtiyacını karşılayacağı kabul edildiğine göre, davacının kuyusundaki mevcut suyun ihtiyacına yetip yetmeyeceği araştırılmalı, ihtiyacına yeterli olduğunun tespit edilmesi halinde dava reddedilmeli, aksi halde, önceki dava sırasında mevcut olan su kullanımının tesisi için rapor alınmalı ( örneğin; davalının kuyusunun kullanılmasının sınırlandırılması gibi ) ve bu rapora göre ( davacının önceki dava sırasında tespit edilen ihtiyacından az olmamak üzere kendisine su tahsisini sağlayacak ) bir rejim kurulmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, suya yapılan el atmanın önlenmesi isteminden ibarettir.
Davacı, davalının arazisinde kuyu açması, sonra da bu kuyuyu derinleştirmesi nedeniyle kendi tarlasında açtığı kuyunun suyunun kuruduğunu savlayıp davalının bu biçimde gerçekleşen el atmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, kendine ait tarlasına kuyu açtığını, davacının kuyusunu daha sonra açtığını, bu davadan önce aynı konuya ilişkin açılan davanın reddedildiğini, davacının burada bir hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin, daha önce görülen el atma davası ile eldeki bu davanın, yanlan, konusu ve nedeninin aynı olmasından dolayı önceki kararın bu dava açısından kesin hüküm oluşturacağı gerekçesi ile davanın kesin hüküm nedeniyle reddine ilişkin olarak verdiği karar özel dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Bilindiği üzere kesin hükmün amacı, kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir şekilde çözümlenmesidir. Kesin hüküm, hem kişiler hem de Devlet için hukuksal durumda istikrar sağlar. Maddi anlamda kesinlik yargısal kararlara tanınan yasal gerçeklik niteliğidir. ( Burhan Gündoğan, Medeni Usul Hukukunda Kesin Hüküm İtirazı, Ankara 1960 ) Yargısal kararlara tanınan bu yasal gerçeklik niteliğinden dolayı, aynı konuda yeni bir dava açılamaz. Açılırsa da bu dava dinlenmez, dava koşulu yokluğundan reddedilir.
Bir kesin hükümden söz edebilmek için a ) Dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması, b ) Dava nedeninin yani davanın dayandığı olayların aynı olması, c ) Davanın yanlarının aynı olması gerekir.
Uyuşmazlık konusu olayda dava konusu ile davanın yanlarının aynı olduğu konusunda bir uyuşmazlık söz konusu değildir.
Davacı, dava nedenini yani dayandığı olayları bildirmekle yetinir. Bu olaylara uygulanacak hukuk kurallarını bulmak ve uygulamak, başka bir söyleyişle bu olayların hukuksal niteliğini ve nedenini tayin etmek Türk yasalarını kendiliğinden ( re'sen ) uygulamakla yükümlü olan ( HUMK. 76 ) hâkime aittir. Kesin hüküm bakımından davanın gerçek nedeni dayanılan olaylardır. Aynı olaylara dayanılarak ( aynı yanlar ve ayrı konuda ) ikinci bir dava açılırsa, iki davanın nedeni aynı olacağından, ikinci dava kesin hüküm nedeni ile reddedilir. Buna karşılık aynı yanlar arasında aynı konuda açılan ikinci davanın dayandığı olaylar, birinci davada ileri sürülen olaylardan farklı ise, birinci dava sonucunda alınan hüküm, ikinci davada kesin hüküm oluşturmaz ve ikinci dava görülebilir. Çünkü, iki dava arasında neden birliği yoktur. ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı Cilt 5, 2001 S: 4979 vd. ) ( YH.G.K.'nın 1.4.1998 gün ve 1998/8-247-250 ).
Somut olayda, davacı tarafından davalı aleyhine aynı kuyu suyuna yapılan el atmanın önlenmesine ilişkin olarak açılan davada davacının kuyusu ile davalının kuyusu arasındaki kot farkının 30 cm. olduğu, davalının kuyusunu kendi arazisine açtığı, bu kuyunun suyun geliş yönünde ve daha üst katta olduğu, davacının kuyusunun ise 3.90 m. çapında ve 6.10 derinliğinde olduğu, kuyuların mevcut durumları itibariyle, davacının kuyusundaki suyun ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu ve bir zararının bulunmadığı, davacının muhtemel zararını da bu davada isteyemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin olarak verilen karar özel dairece onanarak 11.6.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı, 2.11.2000 tarihinde açtığı bu davada, yine aynı savları ileri sürüp davalının kuyu kazdırmak suretiyle el attığını ileri sürmüş, 6.9.2001 günlü oturumda ise davacı vekili dava dilekçesini açıklarken "bir önceki açılan davadan sonra kuyu derinleştirilmiştir. Dava bu sebeple açılmıştır" demiş, davalı da aynı oturumda, "ben kuyumu mahkemeden aldığım red kararından sonra tamamladım" demiştir.
Yapılan keşiften sonra alınan 29.8.2001 tarihli teknik bilirkişi raporuna göre davalının kuyusunun derinliğinin arttırılarak 4 m.'ye çıkarıldığı ve bu nedenle davacının kuyusunun etkilenmekte olduğu anlaşılmıştır.
Öyle ise artık davanın nedenini oluşturan dayanılan olaylar farklı olup, bir kesin hükmün varlığından söz edilemez.
O halde mahkemece daire bozmasına uyularak işin esasına girilmesi gerekirken önceki hükümde direnilmesi hatalıdır.
Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 20.12.2002 gününde, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy