(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 4, 24)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 15.05.2001 gün ve 2000/523 E- 2001/219 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 04.12.2001 gün ve 2001/8481-12187 sayılı ilamı ile;
(...Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28.maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1.maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlere saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında, davacı ve arkadaşlarının 1997 tarihinde Avcılar'a sağlam zemin raporu vererek normalde imara açılmaması gereken, kil zeminli bölgelerde 7-8 katlı binaların yapılmasına neden oldukları, iki yıl boyunca yapılaşan Avcılar'ın 17 Ağustos depreminde çok ağır hasar gördüğü, bin kişinin hayatını yitirdiği, buna rağmen davacı ve grubuna Bakırköy Belediyesince zemin raporu hazırlamasının istenildiği belirtilerek bu durum eleştirilmiştir. Ayrıca Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri Dairesi Deprem Araştırma Merkezi görevlisi Jeofizik Mühendisi Uğur Kuran'ın Avcılar raporunu eleştirisine ve bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz şeklindeki sözüne yer verilmiştir.
Dosyadaki bilgi, belge ve diğer kanıtlara göre; davacının yürütücülüğünde kurulan bir kurul tarafından Avcılar Belediyesi Yoğun Yapılaşma Alanının Yerleşime Uygunluk Amaçlı Mühendislik Jeolojisi ve Jeoteknik Araştırma Projesi Şubat 1997 tarihinde tamamlanarak belediyeye teslim edildiği, bu raporun belediye hizmetlerini yönlendirici amaç taşıdığı, bu raporda Avcılar zemininde kireçtaşı olmamasına rağmen, kireçtaşı varmış gibi gösterildiği, bu nedenle eleştirildiği, deprem sonrasında da Avcılar bölgesinin büyük zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Şu duruma göre yayının görünürdeki gerçeğe uygun olduğunun kabulü gerekir. Yayında kullanılan rapordan tuvalet kağıdı bile olamayacağı deyimi rapordaki verilerin yanlış olması nedeniyle ağır sonuçlar doğurmasındandır. Yayında öz ile ifade arasındaki denge bozulmamıştır. Yayın hukuka uygundur. Davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalılar vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, 15 Ağustos 2002 tarihli Takvim Gazetesinde, gerçekler araştırılmadan ithamlar ileri sürülerek yapılan yayın ile İstanbul Teknik Üniversitesinin 40 yıllık mensubu olan, 9 yıl dekanlık yapan, fakültesini üniversite senatosunda senatör olarak temsil eden ve halen İ.T.Ü. Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı olan davacının kişiliğine haksız ve ağır şekilde saldırıldığını, şeref ve onurunu kırıcı yakıştırmalar yapılarak onu kamu oyunda kötülediklerini, meslek hayatını, geleceğini tehlikeye düşürecek yalan beyanda bulunulduğunu, davacının başında bulunduğu kurulun hazırladığı rapor ile 17 Ağustos 1999 tarihinde Avcılar'da meydana gelen deprem arasında ilgi bulunmadığını, haberin tümüyle gerçeğe aykırı olduğunu, adı geçen kurulun Avcılar Belediyesi için verdikleri rapora bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz yakıştırmasıyla davacının mesleki seviye ve onurunun fahiş şekilde rencide edildiğini, Üniversitede saygın bir öğretim üyesi olan davacının öğrencilerine karşı onuru kırılarak küçük düşürülmek istendiğini ileri sürerek 25.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, yayının basın yasasının tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini ileri sürerek davanın reddi gerektiği savunmuştur.
Mahkemenin basın özgürlüğü ile, eleştiri ile yazılan yazının alakası olmadığı, incitici kelimelerle davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.500.000.000 TL. manevi tazminatın ödetilmesine dair verdiği karar Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle oyçokluğu ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Uyuşmazlık, yayında kullanılan bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz şeklindeki ifadenin öz ile biçim arasındaki dengeyi bozarak kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve giderek manevi tazminata hükmedilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Her ne kadar, basının özgürce yayın yapması Anayasanın 28 nci maddesi ve 5680 sayılı Basın Yasasının 1 nci maddesi ile güvence altına alınmış ise de, bu özgürlük sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, basının yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerektiği gibi, gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan, gerekse M.K.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Yayının hukuka uygun olduğundan söz edilebilmesi için, yayın gerçek ve güncel olmalı, yayında kamu yararı ve toplumsal ilgi bulunmalı, haber verilirken öz ve biçim arasındaki denge korunmalıdır. Yayında, bu koşullardan birinin bulunmaması halinde hukuka aykırılık oluşur ve kişilik değerlerine saldırı nedeniyle manevi tazminat isteme hakkı doğar.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında dava konusu edilen yayında davacının yürütücülüğünde kurulan kurul tarafından Avcılar belediyesi Yoğun Yapılaşma Alanının yerleşime uygunluk amaçlı mühendislik jeolojisi ve jeoteknik araştırma projesi kapsamında 1997 tarihinde düzenlenen raporları ile Avcılar'a sağlam zemin raporu vererek normalde imara açılmaması gereken kil zeminli bölgelerde 7-8 katlı binaların yapılmasına neden oldukları, zeminde kireç taşı olmamasına rağmen kireç taşı varmış gibi gösterildiği, iki yıl boyunca yapılaşan Avcılar'ın 17 Ağustos depreminde çok ağır hasar gördüğü, bir kişinin hayatını yitirdiği, buna rağmen davacı ve grubundan Bakırköy Belediyesince zemin raporu hazırlanmasının istenildiği belirtilerek bu durum eleştirilmiş ve Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri Dairesi Deprem Araştırma Merkezi görevlisi jeofizik mühendisi Uğur Kuran'ın Avcılar raporunu eleştirisine ve bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz" şeklindeki sözüne yer verilmiş ise de, bu kişi yargılama sırasında tanık olarak alınan ifadesinde "bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz sözlerini kullanmadığını beyan etmiştir.
Dava konusu edilen yayının büyük bölümü davacının yürütücülüğünde hazırlanan raporun eleştirilmesi niteliğinde olmakla birlikte yayında kullanılan bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz şeklindeki ifade ile, eleştiri sınırları aşılarak öz ile biçim arasındaki denge bozulmuş, hukuka aykırılık oluşmuştur. Yayında kullanılan bu sözler başlı başına kişilik haklarına ağır ve haksız bir saldırı oluşturduğundan manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.
Bu nedenle, Özel Dairenin yayında kullanılan rapordan tuvalet kağıda bile olamayacağı deyiminin rapordaki verilerin yanlış olması nedeniyle ağır sonuçlar doğurmasından kaynaklandığı, yayında öz ile biçim arasındaki dengenin bozulmadığı ve yayının hukuka uygun olması nedeniyle manevi tazminat talebinin tümüyle reddedilmesi gerektiğine değinen gerekçesi yerinde görülmemiştir.
Bilindiği gibi manevi tazminat kişilik hakları saldırıya uğrayan kişinin duyduğu ağır manevi acıyı bir oranda gidermek, bozulan ruhi dengeyi onarmak, olanak dahilinde yeniden elde edilmesini sağlamak amacına yönelik olup, yargıç, Medeni Yasanın 4 ncü maddesi uyarınca hak ve nesafet kuralları çerçevesinde manevi tazminatın miktarını ve kapsamını takdir eder.
Açıklanan nedenlerle, yayında kullanılan bu rapordan tuvalet kağıdı bile olmaz ifadesi ile öz ile biçim arasındaki denge bozularak oluşan hukuksal aykırılık nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olup direnme kararı onanmalıdır.
Ne var ki, hükmedilen manevi tazminat miktarı Özel Dairece incelenmediğinden dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, miktara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesine Gönderilmesine, 27.11.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy