(818 S. K. m. 41, 46, 47, 60) (765 S. K. m. 102, 456) (5237 S. K. m. 66, 86, 87, 88, 89)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çaycuma 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.11.2000 gün ve 2000/289 E- 534 K. sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.06.2001 gün ve 2001/6052-6455 sayılı ilamı ile; (...Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece maddi tazminat isteği kısmen kabul edilirken, manevi tazminat istemi zamanaşımı yönünden reddedilmiştir.
Olay tarihi 1/6/1989 olup, ceza davası sonucunda davalı, TCK.nun 456/2.maddesi gereğince mahkum olmuştur. Eylem TCK.nun 102/4.maddesine göre beş yıllık zamanaşımına tabidir. Davacının 18/6/1997 gününde açtığı ve eldeki dava ile birleştirilen ikinci davaya karşı, davalı taraf süresinde ve usulüne uygun zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Davacının yaralanması itibariyle mevcut durumunda sonradan gelişen bir durum yoktur. Adli Tıp tarafından işgücü kaybı oranına ilişkin verilen rapor, davacıda var olan durumun tespitinden ibarettir.
Şu durumda sonradan açılan 2. davanın zamanaşımına uğradığı nedeniyle reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul edilmiş olması doğru değildir.
Öte yandan, maddi ve manevi tazminat istemleri için ayrı ayrı zamanaşımı süreleri de uygulanması da kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, bedensel zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, 27.6.1991 tarihinde maddi tazminat istemli ilk davayı, 18.6.1997 tarihinde de (ilk davayı açarken saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarına dayanarak) maddi ve manevi tazminat istemli ikinci davayı açmıştır.
Mahkemece 10.2.1998 günlü kararla her iki dava birleştirilmiştir.
Davalı, ek dava dilekçesine verdiği cevap dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunmuş, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece maddi tazminat isteği kısmen kabul edilmiş, manevi tazminat isteğini ise zamanaşımı süresi dolduğundan ret edilmiştir.
Yerel mahkeme kararı yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuştur.
Yerel Mahkeme; 1 yıllık zamanaşımı süresinin ek dava yönünden dolmadığı, sonucuna vararak direnme kararı vermiştir.
Uyuşmazlık, birleştirilen ikinci davada zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda davacının bedensel zararına yol açan olay 1.6.1989 tarihinde meydana gelmiştir. Davacı, 27.6.1991 tarihinde maddi tazminat istemli ilk davayı, 18.6.1997 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemli ikinci davayı açmış, her iki dosya mahkemece birleştirilmiştir.
Borçlar Kanunu'nun zamanaşımını düzenleyen 60. maddesinde "zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilen vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz... Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti, daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur..." hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre davacının bedensel zararına yol açan eylemin suç teşkil etmesi karşısında kural olarak uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ne var ki somut olayda da olduğu gibi haksız fiil tarihine göre ceza zamanaşımı geçmiş olsa bile davacının zararını tam anlamıyla öğrenememesi söz konusu olabilir, Bu durumda davacının zarara ıttıla, diğer deyimle zararı öğrenmesinin anlamı üzerinde durulmalıdır. Burada önemli olan husus zarar gören davacının yasanın anladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen durumunu değerlendirecek bilgiye sahip olmasıdır. Zarar tamamlanmadan zarar gören açısından zararın belirli olduğu kabul edilemez. Zararın tamamlanması ise tüm sonuçları ile bilinmesiyle mümkündür. Eşyaya verilen zarar ile insana verilen zarar arasındaki temel fark da budur. Buna göre davacının "zararı ıttıla" diğer bir deyimle "zararı öğrenme" tarihinin Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin maluliyet oranına ilişkin raporunun düzenlendiği 31.01.1997 tarihi olduğunu kabul etmek ve buna göre zamanaşımı süresini hesaplamak gerekir. Zira dosyadaki diğer raporlar davacının kesin zararını belirlemeye yeterli değildir. Davacının 18.6.1997 tarihinde açtığı ek dava Adli Tıp Rapor tarihine göre bir yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açılmıştır. Mahkemece davalı tarafın zamanaşımı definin reddine ve davanın esasının incelenmesine ilişkin direnme kararı yukarıda açıklanan nedenlerle yerindedir. Ne var ki Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmemiştir. Bu durumda esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı direnme karan uygun olup, işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 05.06.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy