(3095 S. K. m. 4/a) (6762 S. K. m. 20) (818 S. K. m. 41) (399 S. KHK m. 11/b) (657 S. K. m. 12, 13) (233 S. KHK m. 13/7)
Dava: Taraflar arasındaki " maddi tazminat " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.5.2000 gün ve 1998/658-2000/343 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27.3.2001 gün ve 2000/10587-2001/2994 sayılı ilamı ile;
(...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacının öteki temyiz itirazına gelince;
Dava, davacı bankada yönetici olarak çalışan davalıların bankayı zarara uğrattıkları iddiasıyla tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılardan Sezgin T. ve R. Metin S. hakkındaki dava bölümü reddedilmiş olup, davacı adı geçenlerin de sorumluluğu yönünde kararı temyiz etmiştir.
Davalı Sezgin T.'ın banka genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı, R. Metin S.'un fon yönetimi müdürlüğünden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, mahkemece sorumluluğuna karar verilen öteki davalıların ise fon yönetimi müdürlüğü yöneticileri oldukları anlaşılmaktadır.
Dosyadaki bilgi, belge, açıklamalar ve müfettiş raporundan; banka yönetim kurulunun 20.8.1992 ve 10.2.1993 tarihli kararları ile "yurtdışında bulunan Türk ve yabancı bankalara depo hesabı açma yetkisini" fon yönetimi müdürlüğüne verdiği, dava konusunun da bu çerçevede iki ayrı bankaya açılmış bulunan depo hesaplarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Fon yönetim müdürlüğü tarafından K... Yatırım Bankasına 15.1.1993 tarihinde 3.000.000 ABD doları, 20.4.1993 tarihinde 500.000 ABD doları ve 22.4.1993 tarihinde 1.000.000 ABD doları olmak üzere toplam 4.500.000.-ABD doları tutarında depo hesapları açıldığı, bu üç hesabın sırasıyla 13, 9 ve 18 defa faizi alınarak ana parası ise istenmeksizin vade uzatımı veya hesap yenilenmesi yapıldığı, 18.3.1994 tarihinde tüm hesabın kapatılması istenince ödeme yapılmadığı; diğer depo hesabının ise yine KKTC de bulunan E... Bank'a 19.1.1994 tarihinde 2.000.000 Alman Markı yatırılarak açıldığı 500.000 markın ve dört kez dönem faizinin geri alındığı, 21.4.1994 tarihinde hesabın kapatılması istenince ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Fon yönetimi müdürlüğüne işlem yapma yetkisi veren yönetim kurulu kararlarında, depo hesabı açılabilecek bankalar yönünden bir ölçüt belirtilmediği gibi banka ismi de sayılmamıştır. K... Yatırım Bankasının 1.11.1992 tarihinde kurulduğu, her üç depo hesabı toplamının banka sermayesinin yaklaşık 3,7 katı olduğu, E... Bank'ın ise 25.1.1993 tarihinde kurulduğu, teminat senetlerini düzenleyen şirketlerin sermayesi ile senet tutarı kıyaslandığında bu senetlerin gerçek işleme dayanmayan hatır senedi niteliğinde olup düzenleyen şirketlerin iflas haline düştüğü, bu bankaya açılan depo hesabı tutarının ise bankanın kuruluş sermayesine yakın düzeyde bulunduğu müfettiş raporundan anlaşılmaktadır.
Her ne kadar yönetim kurulu kararlarında bir ölçüt getirilmemiş ise de fon yönetimi müdürlüğü tarafından depo hesaplarının açılması sırasında;
-Henüz yeni (75 gün önce) kurulmuş bulunan ve kurucu ortakları piyasada olumlu tanınmayan Kıbrıs Yatırım Bankasına, gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve teminat alınmaksızın sermayesinin 3,7 katı düzeyinde depo hesapları açılmak suretiyle,
-Yeni kurulduğu ve geçmiş faaliyetlerinden gelecekteki durumu önceden objektif olarak tahmin edilebileceği halde, gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve alınan teminat senetlerinin güvenilirliği araştırılmaksızın E... Bank'a sermayesine yakın düzeyde depo hesabı açılmak suretiyle, basiretsiz ve kusurlu davranıldığı belirgindir. Bu hususa ilişkin sorumluluk depo hesabının açılması sırasındaki özensiz davranışlardan kaynaklanmaktadır. Adı ister vade uzatımı isterse hesap yenilenmesi olsun, depo hesaplarının birçok kez faizinin alınarak ana parasının aynen bırakılması şeklindeki işlemler sırasındaki özensiz davranışlardan kaynaklanan sorumluluk ile ana parayı istemeyen sorumluların değişik kişiler olması, depo hesabının açılmasındaki (başlangıçtaki) sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Davacı banka bir kamu bankası olup anonim şirkettir. Ticaret ve banka hukuku kurallarına göre yönetilmektedir. Yöneticilerinin tedbirli ve basiretli bir tacir gibi hareket etme zorunluluğu vardır. Döviz fazlası değerlendirilirken yöneticilerin özenli davranması, ülkenin ekonomik yapısını iyi bilmesi, görevi ve konumları gereği normalin üstünde bilgi ve beceri göstermesi, en az risk taşıyan veya riski bulunmayan işlemler yapması gereklidir. Ekonomi kuralları ve risk faktörü göz ardı edilerek daha yüksek faiz elde etmek amacıyla dahi olsa tecrübesiz ve riskli bankalara depo hesabı açılması ve uzun süre devam eden (yürüyen) hesap halinde bulundurularak ana parasının istenmemesi, 5 Nisan 1994 ekonomik krizi öncesinde gelişen bu ve benzeri olayların sonuçları ve ülke ekonomisine etkileri gözetildiğinde banka yöneticilerinin özenli davranmadığını göstermektedir.
Depo hesaplarını açan davalılar, K... Yatırım Bankasına depo hesabı açılması emrini Genel Müdür Yardımcısı olan davalı R. Metin S.'un verdiğini, genel müdür Sezgin T.'ın bu yönde talimatı bulunduğunu söylediğini savunmuşlardır. Davalı R. Metin S. ise, böyle bir talimat iletmediğini ve emirde vermediğini savunmuştur. Davalı. R. Metin S., fon yönetimi müdürlüğünden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak Şubat 1994 tarihine kadar çalışmış olup, her iki bankaya da depo hesaplarının açıldığı tarihlerde ve depo hesaplarının vade uzatımı (veya hesap yenilenmesi) işlemlerinin birçoğu esnasında bu görevde bulunmaktadır. Depo hesaplarının kapatılması, R. Metin S.'un görevden ayrılmasından sonra fon yönetiminden sorumlu olan yeni Genel Müdür Yardımcısı ve fon yönetimi müdürlüğü yetkilileri tarafından yabancı bankalardan istenmiş ve depo hesaplarının ödenmeyeceği bu şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır. K... Yatırım Bankasındaki depo hesapları ile ilgili bulunan 20.4.1993 ve 21.4.1993 tarihli iki işlem belgesinin üzerinde fon müdürlüğü yetkililerinin el yazısıyla davalı R. Metin S.'un talimatı bulunduğu hususunu yazmış oldukları görülmektedir. Fon yönetimi müdürlüğünün bu davalıya bağlı bir birim olması ve yukarıdaki açıklamalar ile tüm dosya içeriği gözetildiğinde davalı R. Metin S.'un her iki bankaya depo hesapları açılmasında ve uzatılmasında talimatı ve bilgisi bulunduğu kabul edilmelidir. Fon yönetimi müdürlüğünde görev yapan öteki davalıları depo hesaplarının açılması ve uzatımı işlemleri bakımından denetim ve gözetim görevini yetirince yapmadığı, ihmali ve özensiz davranışı bulunduğu da anlaşılmaktadır. Davalı R. Metin S.'un her iki bankaya depo hesabı açılması ve uzatılmasındaki basiretsiz ve özensiz davranışları nedeniyle sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken hakkındaki davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Davalı Sezgin T. ise, 23.12.1993 tarihine kadar banka genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı olarak görev yapmış olup, onun döneminde K... Yatırım Bankasına depo hesabı açılmış ve defalarca uzatılmış bulunmaktadır. Döviz miktarları da gözetildiğinde, görevi itibariyle bu davalının depo hesaplarının açılmasından ve uzatımından haberdar olmadığı düşünülemez. Dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalardan bu davalının hesap açılmasından ve uzatımından bilgisi yanında talimatı da bulunduğu (en azından kabulü bulunduğu) kanaatine varılmıştır. Öte yandan yönetim kurulunca depo hesabı açma yetkisinin alt birime devredilmesi, bu davalının görevi itibariyle bankadaki alt birimleri (sorumlu Genel Müdür Yardımcısını ve fon yönetimi müdürlüğünü ) gözetim ve denetim yetkisini ortadan kaldırmadığı gibi depo hesabı açma yetkisini fon yönetimi müdürlüğünün özenli ve basiretli kullanıp kullanmadığını denetleme yetkisini de kaldırmaz. Bu itibarla davalı Sezgin T.'ın görevinde basiretsiz ve özensiz davrandığı ve banka zararına sebebiyet vermesi nedeniyle sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken hakkındaki davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
3-Davalı Leyla T.'ın öteki temyizine gelince;
3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca, yabancı para borcunun faizinde devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden faize hükmolunması gerekirken yerel mahkemece akdi temerrüt faizi yürütülmesi bozmayı gerektirmiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, banka zararının BK. m. 41 kuralları gereğince banka çalışanlarından tahsili isteminden ibarettir.
Davacı vekili dönemin Halk Bankası Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı, Fon Yönetimi Müdürü ve Fon Yönetimi Müdür Yardımcısı olan davalıların görevlerini yaparken üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermeyerek, denetim ve gözetim görevlerini savsayarak yurt dışında yerleşik Türk ve Yabancı bankalarla yapılacak işlemlerde kalitatif olarak gerekli kriterleri saptamayarak, banka zararının oluşmasına ve artmasına neden olduklarını savunarak, bu zararın temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili kendilerinin görevlerini mevcut Yönetim Kurulu Kararları doğrultusunda yaptıklarını, Fon Yönetimi Müdürlüğünün eylemlerinde Genel müdür ve Genel Müdür Yardımcısının direkt Fon Yönetim Müdürlüğüne herhangi bir bankaya depo hesabı açılması yönünde bir telkin yada talimatının olmadığını, Kıbrıs'ta açılan hesapların mevcut hükümet politikaları doğrultusunda verilen limitler içerisinde açıldığını, davalılardan Banka Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı açısından, bunların görev yaptıkları süre içinde bir banka zararının oluşmadığını, yapılan işlemlerin bankacılık uygulamalarına uygun biçimde yapıldığını, bu nedenle davalıların bir kusurları söz konusu olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Fon Yönetimi Müdürü ile Müdür Yardımcısının bu hesapların açılmasında tedbirli ve basiretli bir tacir gibi davranmadıkları üzerlerine düşen dikkat ve özen borcunu gereği gibi yerine getirmedikleri ve bu nedenle oluşan banka zararlarında sorumlu oldukları hususu kesinleşmiş, buna karşılık banka Genel Müdürü olan davalının ise zararın oluşumundan çok önce görevinden ayrılması ve bu tarihten çok sonra ortaya çıkacak 5 Nisan 1994 kararları bilmesinin beklenemeyeceği gerekçesiyle banka zararından sorumlu olmadığı hususu kesinleşmiş olup, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık banka zararından fondan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Metin S.nin sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Kural olarak, haksız eylemlerde zamanaşımı eylemi ve eylemi yapanı öğrenmeden itibaren bir yıldır. Ancak, bu eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise bu durumda daha uzun süreli ceza zamanaşımı uygulanır.
Davalıların aynı zamanda suç niteliğindeki haksız eylemlerinin 8.4.1994 ve öncesine ait olduğu ve zararın başlangıçta uygun olmayan bankalara depo hesabı olarak adlandırılan hesapların açılması sonucu 8.4.1994 tarihinde oluştuğu, davalılar hakkında Ankara C. Başsavcılığının 1998/49008 Esas ve 20.11.1998 tarihli iddianamesi ile TCK. 240. maddesinden kamu davası açıldığı ceza yargılaması devam ederken 8.10.1998 tarihinde eldeki dava açıldığı anlaşıldığından zamanaşımı söz konusu olmayacaktır.
Burada Banka Genel Müdür Yardımcısı Metin S.nin banka zararının oluşumunda sorumluluğu bulunup bulunmadığının incelenmesi gereklidir.
Türk Hukuk Sisteminde uygun sebep sonuç kuramı benimsenmiştir. Buna göre, yaşam deneyimlerine ve olayların olağan akışına göre bir olaydan sonra diğer bir olay meydana gelmekte ise ikinci olay birincisinin sonucu ve ilk olay ise, birincisinin nedeni sayılır. (Oser/Schönenberger, Borçlar Hukuku, Adalet Bakanlığı yayınları, Ankara Yeni Cezaevi 1950 md. 41, N. 82) Neden sayılan olayla sonuç sayılan olay arasında başka olayların geçmiş olması, yahut ancak neden sayılan olayla başka bir olayın birleşmesi halinde sonuç sayılan olayın meydana gelmesi, söz konusu iki olay arasında nedensellik bağının bulunduğunun kabul edilmesine engel oluşturmaz.
Öyle ki, zararın nedeni olan sorumluluğu doğuran eylem ve işlemin zararın mutlaka tek nedeni olması gerekmez. Gerçekten olayların gelişimi içinde bir zararın beklenmeksizin oluşmasında dahi, çeşitli durumların birleşmesi ve birbirlerini etkilemesi ve katkısı söz konusu olur. Bununla birlikte her olayın birden fazla nedeni vardır. Eylemcinin diğer nedenlerle birlikte zararı doğuran tek bir neden oluşturan eylem yada işlem yapması yeterlidir. (Von Tuhr, Cevat Edece tercümesi, İstanbul Yeni Matbaa 1952 Borçlar Hukuku 1. cilt 84 sayfa) Burada üzerinde durulması gereken bir zorun da şudur. Eylemin öyle bir sonucu doğurmaya uygun olup olmadığı hususudur. Yargıç eylemin ve sonucunun meydana gelmesinin önceden görülebilecek durumda olup olmadığına bakacak mıdır? Bu konuda öğretide çeşitli görüşler ileri sürülmesine rağmen öğretide yaygın olan görüş objektif ve expost (sonucun oluşmasından sonra bilinebilecek koşulları esas alan) görüştür. Zira eylemcinin veya orta düzeyde bir insanın sonucu önceden görememesi, nedensellik bağı ile değil kusur kavramı ile ilgidir.(Prof. Dr. Halûk Tandoğan Türk Mes'uliyet Hukuku 1961 S. 77-78) (Aynı yönde Yargıtay HGK.nun 24.7.1969 gün 508/D. 4-481 sayılı içtihadı)
Yine doktrinde; "normal biçimde olurunda gitse idi, bir zarar meydana getirebilecek nedenin gerçekleşmesinden sonra, başka bir neden gerçekleşmiş ve birinci neden henüz etkisini doğurmadan, bu ikinci neden, sonucu meydana getirmişse nedensellik bağının kesilmesinden söz edilebileceği diğer bir değişle, nedensellik bağının kesilmesinde ilk neden gerçekleşen türden bir sonuç doğurmaya niteliği itibarıyla elverişli olmakla birlikte, ortaya çıkan yeni neden, ilk nedeni arka plana atmış, onu elverişsiz duruma getirmişse, birinci nedensellik zinciri, ikinci nedensellik zinciri tarafından kesilmiş olacağı açıklanmıştır. (M. Reşit Karahasan Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1992 Basımlı 445)
Burada üzerinde durulması gereken bir konuda; davalıların 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11/b maddesi gereğince bankanın malvarlığına karşı işledikleri suçlarda memur gibi sorumlu olduklarıdır.
Öğretide ve Yargıtay içtihatlarında, görevin yapıldığı sırada meydana gelen zararın tazmininin idareyi mi yoksa idarenin memuruna mı ait olacağı konusundan da hizmet kusuru-kişisel kusur ayrımı kıstas olarak benimsenmiştir.
Kişisel kusur, memur veya kamu görevlisinin kamu görevini yerine getirirken, idare fonksiyonuna, kamu görevi gerek ve koşullarına aykırı ve yabancı olan, bu nedenle idareye yöneltilip, yüklenemeyen doğrudan doğruya memur veya kamu görevlilerine yüklenen memurun kişisel sorumluluğunu gerektiren tutum ve davranışlardır. Hizmete yabancı olan ve hizmetle birleşmeyen kusur kişisel kusur olarak kabul edilmelidir.
Doktrinde kişisel kusurun alanı yalnız kötü maksat ve niyetle sınırlandırılmayıp ihmal, tedbirsizlik, dikkatsizlik gibi haller kişisel kusur kavramı içinde değerlendirilmiştir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.10.1979 gün ve 7/2 sayılı kararı)
Kamu görevlilerinin, açıkça ve kolayca hizmetten ayrılabilen tasarruf ve hatalarının kötü niyet ve amaçla ilgiliye zarar vermek veya kamu yararı dışında özel çıkarlar sağlamak için bilerek yani kasten yapılan işlem ve eylemlerle, bağışlanamayacak ölçüde ağır kusur oluşturan açık biçimde hukuka aykırı eylem ve işlemlerden ibaret olduğu...Kamu personeli bilerek ve isteyerek yetkisini kötüye kullanır veya mevzuatta açık ve kesin olarak belirlenmiş bulunan görev ve yetki alanını ve sınırlarını aşar yahut idarenin işle alanının dışına çıkarsa, kişisel eylem ve kusur işlenmiş ve kendi sorumluluğuna yol açmış olacağı sonucuna varılmıştır. (Anayasa Mahkemesinin 25.3.1975 gün ve 42/62 sayılı kararı)
Kişisel kusur ile hizmet kusuru ayrımında şu ölçütler kullanılabilir.
1-Eylem, eylem ve kusurlarının hizmetten açıkça ve kolayca ayrılabilmesi,
2-Kötü niyetle üçüncü kişiye yada kuruma zarar vermenin amaçlanması,
3-Kendisine yada başkasına özel çıkar sağlanması,
4-Bağışlanmayacak ölçüde işlem ve eylemlerde ağır kusur bulunması,
5-Yetkinin bilerek ve isteyerek kötüye kullanılması,
6-İdarenin görev alanı dışına çıkılması hallerinde memur veya diğer kamu görevlisinin kişisel kusurundan söz edilebilir.
Hemen belirtelim ki hukuka ve yasa kurallarına açıkça karşı gelinmesi, yargı kararlarının uygulanmaması, kin, garez, düşmanlık vs. gibi duygularla hareket edilmesi kişisel kusur için, yani memur ve kamu görevlisinin tazminatla sorumlu tutulması için yeterlidir. Memur veya diğer kamu görevlisinin görevini yaparken ihmal, dikkatsizlik ve tedbirsizlik, özensizlik, gözetim ve denetim görevini ihmal sonucu ortaya çıkan zararlarda kişisel kusur kapsamına girer. Kişisel bir kusur olarak nitelendirilebilecek bir eylem yahut işlemin varlığı halinde sorumluluktan söz edilebilecektir. Burada sözü edilen kusur kasdi olabileceği gibi ihmali nitelikte de olabilir.
2670 sayılı Yasa ile değişik 657 sayılı Yasanın 12. maddesine göre;Devlet memurları görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğramışsa, bu zarar ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi gerekir.
Zararın ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır. 2670 sayılı Yasa ile getirilen bu değişiklikle BK. m. 41'e paralel bir düzenleme getirilmiştir.
Memurlar ister kamu hukukuna, ister özel hukuka tabi olsunlar, görevleri ile ilgili verdikleri her türlü zarardan dolayı Borçlar Yasasının haksız eylem hükümleri gereğince idareye karşı sorumlu olacaklardır. Diğer bir değişle, memur görevlerini yaparken hizmetin gereklerine aykırı davranışları yada yasalara aykırı davranışları ile verdikleri zarardan dolayı BK. m. 41 gereğince idareye karşı sorumlulukları vardır. Memurlar görevlerini yerine getirirken dikkat ve özen göstermek zorundadır.
Memurların 657 sayılı Yasanın 12. maddesi gereğince verdikleri zararları tazmin sorumluluğunun doğması için haksız eylemin öğelerinin mevcut olması gerekir. Yani bir zarar söz konusu olması, bu zararın memurun kusurlu davranışlarından doğmuş olması, zararlı sonuç ile memurun eylemi arasında nedensellik bağının bulunması ve memurun eyleminin hukuka aykırı olması gerekir. Bu konu ile ilgili olarak çıkarılan 27.6.1983 gün ve 33/6510 sayılı yönetmeliğin 6. maddesi de bu konuyu aynı biçimde açıklamıştır. 657 sayılı Yasanın 13. maddesinin son fıkrası "12. madde ile bu maddede belirtilen zararların nevi, miktarlarının tespiti, takibi, amirlerin sorumlulukları ve yapılacak işlemlerle ilgili diğer hususlar Başbakanlıkça düzenlenecek yönetmelikle belirlenir" hükmünü getirmiştir. Buna dayalı olarak az önce sözü edilen Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nevi ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirlerin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmelik çıkarılmıştır. Gerek Yasa, gerekse yönetmelik, kusur çeşitlerini, kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizlik olarak saymıştır. Yönetmelikte kasti zarar;memurların idare veya kişilere bile bile isteyerek zarar verilmesi, ihmali zarar;memurların sorumlu oldukları işlerde gerekli özen göstermemeleri veya işleri savsamalarından dolayı idare veya kişilerin zarara uğraması olarak, Tedbirsizlik sonucu zarar ise;memurların gerekli önlemleri zamanında almamaları veya eksik almaları sonucunda idarenin veya kişilerin zarara uğraması hali olarak açıklanmıştır.
Yönetmeliğin 7. maddesine göre, memurların kasıt, ihmal veya tedbirsizliği sonucu itibaren malca uğradığı zararın ilgili tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi hükmü getirilmiştir.
Amirler, emirlerindeki memurların görevlerini dikkat ve özen ile yerine getirmelerini, devlet malını koruma ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli önlemleri almalarını sağlamak ve kontrol etmek ile görevli ve sorumludurlar.
233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13/7. maddesi "Genel müdür sınırlarını açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilir. Ancak, yetki devri genel müdürün sorumluluğunu kaldırmaz" hükmünü içerir.
Fon Yönetimi bankaların nakit ve fon durumunu doğrudan etkileyen işlemlerdir. Bu nedenle büyük çaptaki fon hareketleri zamanında üst yönetime bu anlamda Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısına iletilmesi bankacılık teamüllerindendir.
Somut olayda dava konusu olan zararın oluşmasında Banka Yönetim Kurulu'nun aldığı 20.8.1992 tarihli karar etkili olmuştur. Bu karar Fon Yönetimi Müdürlüğünün önerisi, Fondan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Metin S.'nin uygun görüşü ve Genel Müdürün havalesi ile Yönetim Kurulunun önüne gelmiş ve aynen kabul edilmiştir. Bu karara göre;Yurt dışında yerleşik Türk ve Yabancı bankalar için işlem bazında 10 milyon USD veya eşiti yabancı parayı aşmamak üzere her banka için en fazla 30 milyon USD veya eşiti yabancı para kadar limit dahilinde işlem yapılabilmesi için Fon Yönetimi Müdürlüğüne yetki verilmesi uygun görülmüş, 10.12.1993 tarihinde alınan Yönetim Kurulu Kararıyla işlem limiti 20 milyon USD ye çıkarılmıştır.
20.8.1992 gün ve 27 sayılı Banka Yönetim Kurulu kararı ve buna bağlı önergeler hazırlanırken dikkatli davranılmadığı, yurt dışında yerleşik Türk ve Yabancı bankaları mali bünyeleri ve genel ülke-sektör risklerine göre tasnifleyerek, genel ekonomik konjonktürü de dikkate alarak işlem yapılacak banka isimlerinin yer aldığı liste oluşturulmadığı, mali bünyesi her yönden güçlü, likit, sermaye yapısı olumlu, ortakları olumlu tanınır, dünya çapında itibarlı ve sorunsuz bankalarla, mali bünyesi sorunlu olabilecek, likit olmayan, sermayesi küçük, geçmişi bulunmayan, kalitatif faktörleri istenilen düzeyde olmayan banka ayrımının yapılamayarak banka zararının oluşumuna zemin hazırlandığı saptanmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden dava konusu banka zararının bu yönetim kurulu kararına dayanılarak, Kıbrıs'ta yerleşik ve faaliyet gösteren iki ayrı bankaya fon yönetimi müdürlüğünce, açılıp "depo hesabı" olarak adlandırılan hesaplar ile ilgili olduğu görülmektedir.
Fon yönetim müdürlüğü tarafından Kıbrıs Yatırım Bankasına 15.1.1993 tarihinde 3.000.000 USD, 20.4.1993 tarihinde 500.000 USD ve 22.4.1993 tarihinde ise 1.000.000 USD olmak üzere toplam 4.500.000. USD tutarında "depo hesabı" olarak adlandırılan hesaplar açıldığı vadesi dolan bu hesapların sırasıyla; 13,9 ve 18 defa faizi tahsil edilerek vadesinin uzatıldığı, bu arada Genel Müdür Yardımcısı Metin S.nin Şubat 1994 de bu görevinden ayrıldığı, yeni yönetim tarafından 18.3.1994 tarihinde Kıbrıs Yatırım Bankasına gönderilen bir yazı ile son vade tarihi olan 8.4.1994 tarihinde vade uzatımı yapılmayacağı ve hesabın kapatılması istenince ödemenin yapılamayacağının anlaşılarak hesabın sorunlu hale geldiği diğer hesabın ise yine KKTC 'de yerleşik bulunan ve faaliyet yapan E... Bank'a 19.1.1994 tarihinde 2.000.000 DM yatırılarak açıldığı, 500.000 DM'in tahsil edilip, 4 kez hesabın uzatılarak faizinin tahsil edildiği, 21.4.1994 tarihinde Fon Yönetiminden sorumlu yeni Genel Müdür Yardımcısının imzası ile vadesi 3.5.1984 de dolacak olan hesabın bir daha uzatılmayacağı ve kapatılması istendiği, vade dolduğunda hesap kapatılmayarak sorunlu hale geldiği anlaşılmıştır.
Fon yönetimine yetki veren Yönetim Kurulu kararında hesap açılacak bankalar yönünden bir ölçüt belirlenmediği gibi banka ismi de saptanmadığından, fon yönetimi sorumluları olan Fon Yönetimi Müdürü, Müdür Yardımcısı ve Fon Yönetiminden sorumlu Genel Müdür Yardımcının, dilediği banka ile hesap açma ilişkisine girdiği, öyle ki, 1.11.1992 tarihinde 10 milyar sermaye ile %99.89 payı Şefika D.'e ait K... Yatırım Bankasına, kuruluşundan 75 gün sonra 15.1.1993 tarihinde hesap açıldığı, açılan hesabın banka sermayesinin 3,7 katına ulaştığı bu hesap için güvence alınmadığı, E... Bank'ın ise 25.1.1993 tarihinde kurulduğu, kuruluşundan 1 yıl kadar sonra 19.1.1994 tarihinde sermayesinin %30 üstünde bir hesap açıldığı, alınan güvence senetlerinin şirket sermayelerinin çok üstünde olduğu, bu nedenle gerçek işleme dayanmayıp hatır senedi niteliğinde olduğu, bu şirketlerin sermaye yapısı ile senetlerin karşılığı olup olmadığının araştırılmadığı görülmüştür.
Davacı banka anonim şirket statüsünde bir kamu bankasıdır. Ticaret ve Banka Hukuku kurallarına göre yönetilmekte olup, banka yöneticilerinin tedbirli, basiretli ve öngörülü bir tacir gibi hareket etme zorunluluğu vardır. Çünkü bu kişiler profesyonel banka yöneticisi olup, banka varlıkları değerlendirilirken görevleri ve konumları gereği ülke ekonomisinin yapısını iyi bilmesi, özenli ve öngörülü olarak normalin üstünde bilgi ve beceri göstermesi, en az risk taşıyan veya riski bulunmayan işlemler yapması gereklidir. Buna karşın ekonomi kuralları ve risk faktörleri gözardı edilerek daha yüksek faiz getirisi elde etmek amacıyla dahi olsa tecrübesiz ve riskli bankalara depo hesabı olarak adlandırılan hesaplar açılması ve uzun süre faizinin tahsil edilip anaparanın istenmemesi süreci birlikte değerlendirildiğinde banka yöneticilerinin özenli davranmadığı görülmektedir.
Davalı Metin S.nin Fon Yönetiminden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak 29.5.1992 tarihinde göreve başladığı, Şubat 1994 tarihine kadar bu görevi sürdürdüğü, her iki bankaya depo hesabı adı ile anılan hesabın açıldığı ve vade uzatımının yapıldığı tarihlerde görevli bulunduğu, K... Yatırım bankasındaki depo hesaplarının açılması ile ilgili 20.4.1993 ve 21.4.1993 tarihli iki işlem belgesinin üzerinde, Fon Yönetimi Müdür Yardımcısının el yazısı ile yazılan derkenar yazıda hesapların Metin S.nin talimatı ile açıldığının belirtildiği, Fon Yönetimi Müdürlüğünün bu kişiye bağlı bir birim olması ve incelenen tüm dosyadaki bilgi, belge, rapor ve ifadelerden Metin S.nin her iki bankaya depo hesapları açılmasında ve uzatılmasında talimatı ve bilgisi bulunduğunun kabulünün zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.
Her ne kadar, dava konusu hesapların tahsil edilemeyeceği, davalı Metin S.nin görevinden ayrılmasından kısa bir süre sonra, yeni Genel Müdür Yardımcısının hesabı uzatmayarak, kapatılmasını istemesiyle ortaya çıkmışsa da, yukarıda açıklanan nedensellik kuralı gereği, zararın nedeni sayılan, uygun olmayan bankalara hesap açılması ve vade uzatımları ile sonuç olarak ortaya çıkan banka zararı arasında başka olayların geçmiş olması ve bu arada hesabın kapatılmasının istenmesiyle banka zararının ortaya çıkmasından kısa bir süre önce bu görevinden ayrılan davalı Metin S.'nin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Kendisinden beklenen özen, dikkat ve basireti göstermeyen, emri altında olup bu davada sorumlu oldukları kesinleşmiş bulunan fon yönetimi müdür ve müdür yardımcısının iş ve işlemleri üzerinde yapması gerekli denetim ve gözetim görevini ihmal eden davalı Metin S. bakımından haksız eylemin koşulları gerçekleşmiştir.
Bu itibarla davalı Metin S.nin her iki bankaya depo hesabı açılması ve uzatılmasından dolayı sorumluluğuna karar verilmesi ve bu yöndeki Özel Daire bozma kararına uyulmasına karar verilmesi gerekirken direnme kararı verilmesi yerinde değildir, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 11.12.2002 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy