(1086 S. K. m. 438) (743 S. K. m. 659)
Taraflar arasındaki "şuf'a" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 7. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 6/2/2001 gün ve 2001/457-18 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 29/5/2001 gün ve 2001/2964-4434 sayılı ilamı ile; (... Dava, şuf'alı payın iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine Dairemizin 10/3/1998 gün, 1998/14-2047 esas ve karar sayılı bozma ilamında şuf'alı payın satış tarihi olan 13/9/1990 tarihi ile ikinci davanın açıldığı 11/6/1996 günü arasında uzunca bir süre geçtiği, objektif olayların yarattığı kıymet değişikliklerinin davayı açan paydaşın ödeme borcuna yansıtılması gerektiği, davalı ekonomik ve objektif olaylar nedeniyle şuf'alı payın değerinin değişmiş olduğunu savunduğuna göre davalıya bu husustaki delillerini ibraz etmesi için mehil verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece Dairemizin yukarıda anılan bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılama sonunda satış tarihindeki bedel ile harç ve masraflar toplamı depo ettirilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Yerel mahkemece, Dairemizin yukarıda anılan bozma ilamına uyulmasına karar verilmekle taraflar lehine usulü kazanılmış hak doğmuştur. Bu durumda mahkemece Dairemizin bozma ilamı doğrultusunda objektif ve ekonomik olaylar nedeniyle şuf'alı payın değerinde değişiklik olup olmadığının tespiti yönünden mahallinde keşif yapılmak suretiyle şuf'alı payın iş bu davanın açıldığı 11/6/1996 tarihi itibariyle değerinin belirlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bundan zühul olunarak satış tarihindeki bedel ile harç ve masraflar toplamı üzerinden şuf'a hakkının tanınması hatalı olmuştur. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, yasal şufa hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davacı, dava konusu taşınmazda 1/4 tam mülkiyet 2/4 pay intifa hakkının maliki olduğunu, diğer 1/4 pay tam mülkiyet ile 2/4 pay intifa hakkının, 13.9.1990 tarihinde davalılara satıldığını, bu satışı öğrenmesinden itibaren yasal süresi içinde açtığı şufa davasının yetkisizlikle sonuçlansa bile, bunun hukuksal niteliği itibari ile resmi ihtarname olarak kabul edileceğini, tespit edilen bedeli yatıracağını belirterek, davalıların satın aldıkları payın iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalılar, davanın yetkisizlik kararının kesinleşmesinden itibaren bir aylık yasal süre içinde açılmadığını, davanın haksız olduğunu, öte yandan bedelin mahkemece belirlenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
Mahkeme, yasal bir aylık ihtardan itibaren on yıl içinde dava açıldığından davanın süresi içinde açıldığını, 20.6.1951 gün ve 1951/13-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleşme kararında ekonomik durumun göz önüne alınacağı yönünde bir açıklama olmadığını, davanın herhangi bir aşamasında davalının taşınmazın bedelinin günün ekonomik koşullarına göre belirlenmesini istemesinin mahsurlu olduğunu, Şufa hakkının kullanılması ile davanın açılması arasında uzunca bir süre geçmiş olmasına rağmen bu süre içinde davalıların gelir getiren taşınmazı kullanıp gelirinden tümüyle davalıların yararlandığını, açılmış bir ecri misil davasının da olmadığını, bu durumda taşınmazın değerindeki artışların gelirindeki artışlarla karşılandığını, o halde artık taşınmazın değerindeki artışın istenemeyeceğini gerekçe göstererek tapuda gösterilen satış bedeli ve masraf toplamı olan 624.000.000.-TL. satış bedelinin davacı yanca yatırılmasına, davanın kabulüne dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.
Taşınmaz mal mülkiyetinin yasadan doğan "takyitlerinden" (sınırlandırmalar) biri olan önalım (şufa) hakkı yenilik doğuran (inşai) bir haktır. Bu hak, taşınmazda pay sahibi bulunan kişiye, diğer paydaşa ait payın üçüncü kişiye satılması halinde, o pay alıcıya neye mal olmuşsa o miktar ile, belli bir süre içerisinde satın alma yetkisi veren ayni bir haktır. Dava süresi satışın öğrenildiği tarihten itibaren bir aylık hak düşürücü süredir. Önalım hakkının ortak payın satışından çok sonra kullanılması halinde, aradan geçen zaman içinde taşınmazın değerinde meydana gelen objektif artışların ve enflasyon olgusunun önalım bedelinin belirlenmesinde etkisi vardır. Çağdaş hukuk, tam karşılığı verilmeden elde edilen kazançları korumaz.
Burada denkleştirici adalet kavramı üzerinde durulması gerekir. Hukuk düzeni bir yanın aşırı zararına diğer yanın aşırı yararına olacak bir tasarrufu korumaz.
Satış tarihinden itibaren geçen uzunca bir süre sonra taşınmazın değerinde meydana gelen objektif ve enflasyon artışlarının önalım bedeline dahil edilmesi yorumu, yasaya ve hukuk genel prensiplerine de uygun olduğu açıktır. Tersine bir uygulamanın hukukun amacı olan adaletin somutlaştırılmasını önleyeceği ve karşılıklı çıkar dengesini bozacağı belirgin bir olgudur. Öyle ki, satışın yapıldığı tarihteki tapuda gösterilen bedelin önalım bedeli olarak saptanması ve aradan geçen uzunca zaman nedeniyle paradaki aşırı değer kaybı karşısında ortaya çıkan adalete aykırı durumun giderilmesi yarar-zarar dengesinin korunması gereklidir. Bu denkleştirici adaletin bir gereğidir.
Hemen belirtelim ki, açıklanan olgular karşısında, taşınmazı satın alan kişi, bundan kullanma nedeniyle bir gelir elde etmiş olsa da, taşınmazdaki yıpranma ve objektif olayların yarattığı değer değişikliği ve enflasyon olgusu karşısında bu hususun karşılıklı yararları dengeleyerek, denkleştirici adalet ilkesinin gerçekleştiğinden söz edilemez.
Somut olayda taşınmazın 7/8 pay sahibi Z.N.Ö, bu payını 13.9.1990 tarihinde tapuda düzenlenen resmi senet ile M ve M.K.'ye 600.000.000.-TL bedelle satmış, tapuda 24.000.000.-TL satış masrafı yapılmıştır. Davacı; satışı öğrenmesinden itibaren yasal süresi içinde ancak yetkisiz Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinde şufa davasını açmış, mahkemenin yetkisizlik kararı vermesinden sonra süresi içinde yetkili mahkemede davaya devam edilmemiştir. Buna göre davacının 11.6.1996 tarihinde açtığı bu dava süresindedir. Çünkü önceden açılan dava yasal ihtar kabul edileceğinden dava on yıllık yasal süre içinde açılmıştır.
O halde karşılıklı yarar-zarar dengesi adaletin somutlaştırılması ve denkleştirici adalet ilkeleri göz önünde tutulduğunda mahkemece yapılacak iş, Özel Dairenin bozma ilamı doğrultusunda dava tarihi itibarıyla taşınmazın değerini bilirkişi aracılığı ile yapılacak keşifte belirleyip sonucuna göre işlem yapmaktan ibarettir. Özel Dairenin bunu amaçlayan bozma ilamına uyulmak gerekirken direnilmesi hatalıdır. Bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16/10/2002 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy