(3402 S. K. m.14, 20) (2510 S. K. m. 2, 26, Ek. m. 9)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tunceli-Ovacık Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 04.06.2001 gün ve 1991/30 E- 2001/13 K.sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 12.10.2001 gün ve 2001/8227-6895 sayılı ilamı ile;
(... Kadastro sırasında 50 ada, 42 parsel sayılı 4996 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydına dayanılarak Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı Hasan İlker, miras yolu ile gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, taşınmazın tesbitinin iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro tesbitine dayanak yapılan davalı Hazinenin tutunduğu tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olduğu yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Esasen bu yön mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Hazinenin tutunduğu tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden bir bölümü çekişmeli taşınmazın sınırında bulunmamaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi hükmü dikkate alındığında bu nitelikteki kayıtların kapsamının yüzölçümüne göre belirlenmesi zorunludur. Yerel mahkeme hükmünün gerekçesinde sözü edilen 2510 sayılı yasaya 6093 sayılı Kanun'la eklenen ek 9. maddenin 2.fıkrasında öngörülen koşulların davacı yararına gerçekleşmediği belirlenmiştir. Kural olarak Hazine adına tapuda kayıtlı taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değeri yoktur. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak tesbite dayanak yapılan Hazinenin tutunduğu tapu kaydında tarif edilen ark sınırı ile dava konusu taşınmazın çevresindeki değişmez nitelikteki kişi taşınmazları esas alınarak tapu kaydına yüzölçümü ile kapsam belirlenmesi, tapu kayıt miktar fazlasından oluşan kesim üzerinde tesbit gününe kadar 20 yılı aşkın süre ile zilyet bulunan davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği belirlendiğine göre tapu kaydı yüzölçümünün Hazine adına kayıt miktar fazlasından oluşan kesimin davacı adına tesciline karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu olgular göz ardı ederek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Davacı, 4996 m2 miktarındaki 42 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tespit edildiğini; babasına aitken 1938'de batıya nakledilmelerinden sonra Hazinece bir başka şahsa muhtaç çiftçi olarak tevzii edildiğini, 1947 yılında geri dönmesiyle yeniden malik sıfatıyla zilyet ve tasarruf etmeye başladığını ileri sürerek tespite itiraz ederek taşınmazın adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili taşınmazın 16.01.1963 t, sıra 28'de Hazine adına kayıtlı olduğunu, davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
2510 sayılı İskan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bu kanunun ikinci maddesiyle Türkiye iskan bakımından üç bölgeye ayrılmıştır. Bunlardan 3 numaralı bölge, sağlık, ekonomi, kültür, siyasi, askeri ve benzeri nedenlerle kanunen boşaltılması ve oturması uygun görülmeyen yerler olarak tanımlanmıştır. İşte sözü edilen bu madde uyarınca, doğudaki yasak ve idareten boşaltılmış bölge halkından olup da, batıya nakledilenlere ait taşınmazların mülkiyeti devlete intikal ettirilmiştir. Ancak, 5098 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde Bakanlar Kurulu kararı ile nakledilmiş olanların gönderildikleri yerde oturma zorunluluğu ile ilgili bütün kayıtların kaldırıldığı belirtilmiştir. Bilahare 5826 Sayılı Kanunun 1. maddesi ile 5098 sayılı Kanunun 12. maddesi değiştirilerek yasak bölge, belirli bir sınır içine alınmıştır. Ayrıca eski yurtlarına dönenlerin nakledildikleri yerde aldıkları veya eski yurtlarında bıraktıkları mallar hakkında yapılacak işlemler 5098 sayılı Kanunun geçici 2. maddesinde açıklanmıştır. Sonradan bu geçici 2. maddeye 5227 S.lı Kanunla bir fıkra eklenmiş 5407 sayılı Kanunla anılan fıkra 6093 sayılı Kanunun 6. maddesiyle değiştirilmiştir.
6093 Sayılı Kanunun 6. maddesine göre 5420 sayılı Kanunun kapsamına giren ve şimdiye kadar dağıtılmamış olan taşınmaz malların artık eski sahiplerine iadesi mümkün bulunmamıştır. Bundan başka anılan Kanunun 4. maddesi ile 5826 Sayılı Kanuna bir madde eklenerek Yasak ve idareten boşaltılan bölgeler halkından olup ta mürettep (tayin edilmiş) yerlerde iskan edilmiş olanlarla, idareten boşaltılmış bölgelerde arazisi dağıtılanların, istihkak mazbatası mukabili iskan gören veya mazbata muhteviyatını almış olanların ve 5826 sayılı Kanuna tevfikan iskan edilenlerin taşınmaz malları hariç, diğerlerinin eski yerlerinde kalan ve 2510 Sayılı Kanunun mülga 26. maddesi gereğince devlete intikal etmiş olan taşınmaz malları ibraz ettikleri tasarruf belgelerine müsteniden sahiplerine iade olunacağı... hükmü getirilmiş, aynı maddede bu suretle Hazineye intikal etmiş olan taşınmaz malların son zilyetleri yasaklığın devam ettiği müddetçe dahi inkitasız zilyet sayılacağı, öngörülmüş ve mürettep (tayin edilmiş) yerinde iskan edilmiş olup da iskanen tahsis olunan taşınmaz malı satanlar haklarında yapılacak işlem dahi ayrıca belirtilmiştir (7.HD. 04.12.1975 T. 975/3121 E, 1975/7078 K.Bkz: İhsan Özmen 1991 baskı.s.757.758) .
Somut olayda davacının dedesi Mehmet 1938 de batıya gönderilerek zorunlu iskana tabi tutulmuş, taşınmaz Temmuz 1941 de 156 sıra numarası ile Hazinece miktarı müteber kalmak kaydıyla T.C.Kandolar Köyünden Hanife Uçar'a (1242 m2 olarak) tevzii edilmiş; Hanifenin mirasçısının taşınmazı terk ederek Çayüstü Köyüne gitmesiyle, davacının babası ve ondan intikalen davacı 1947 yılında geri dönerek yeniden zilyet ve tasarruf etmeye başlamıştır.
16.01.1963 tarihinde, 78 sıra numarasıyla Hazine, taşınmazın tevzii ettiği kişi mirasçısı tarafından terk edilmesi nedeniyle 5098 ve 4062 sayılı Kanunlar uyarınca taşınmazı yeniden adına tapuya tescil ettirmiştir.
Böylelikle, 2510 Sayılı Kanuna 6093 sayılı Kanunla eklenen ek 9. madde (01.07.1953-6093/4. md. ile gelen hüküm olup madde numarası teselsül ettirilmiştir) 1. fıkrasında sayılan istisnalardan (idareten boşaltılmış bölgelerde arazisi tevzii edilenlerin) arazilerinin sahiplerine iade olunamayacağı, tevzi edilen yasak bölge halkından olup, batıya aktarılan davacının eski köyüne dönse dahi tevzii edilen eski köydeki arazisini isteyemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, Hazine adına tapuda kayıtlı taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değeri yoktur. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak tespite dayanak yapılan Hazinenin tutunduğu tapu kaydında tarif edilen ark sınırı ile dava konusu taşınmazın çevresindeki değişmez nitelikteki kişi taşınmazları esas alınarak tapu kaydına yüzölçümü ile kapsam belirlenmeli, tapu kayıt miktar fazlasından oluşan kesim üzerinde tespit gününe kadar 20 yılı aşan süre ile zilyet bulunan davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği belirlendiğine göre, tapu kaydı yüzölçümünün Hazine adına kayıt miktar fazlasından oluşan kesimin davacı adına tesciline karar verilmesi gerekir.
O halde, mahkemece Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken noksan soruşturma ile yetinilip, önceki kararda direnilmesi, usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 27.02.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy