(2577 S. K. m. 2) (6831 S. K. m. 2) (1086 S. K. m. 7) (2924 S. K. m. 11)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali, tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 17.10.2000 gün ve 1999/490-2000/485 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 3.4.2001 gün ve 1932-2573 sayılı ilamı ile, ( ...Davacı, 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırlandırması dışına çıkarılan yerdeki hak sahipliğinin yanlış tespitinin iptali ile adına tescilini istemiş, davalılar davanın reddini savunmuşlar, mahkemece davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince orman sınırlandırması dışına çıkarıldıktan sonra 3763 ve 4127 Sayılı Yasalar ile bazı maddelerinde değişiklikler yapılan 2924 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca 1371 nolu parsel ile Hazine adına tespiti yapılmış, Hak Sahipliği Tespit Komisyonunca 2924 Sayılı Yasanın 11 ve 12. maddelerine göre hak sahibinin ve satın alma hakkına sahip olanın davalı Tahsin olduğunun tespit edilmesi ve bu tespit kararının kesinleşmesi üzerine davacı tarafından söz konusu dava açılmıştır.
Dava, hak sahipliği tespit komisyonu kararının iptaline, aynı zamanda taşınmazın kendi işgalinde bulunduğunun ve bu nedenle zilyetliğin kendisine ait olduğunun tespitine ilişkindir. Komisyonun tespit kararının niteliği itibariyle buna karşı açılacak davanın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı açılacağı ve bunlardan hangisinin görevli olduğu dava dosyasında uyuşmazlık konusu teşkil etmektedir. Yerel mahkemece kesinleşen Hak Sahipliği Tespit Komisyonu işleminin idari nitelikte olduğu ve bu nedenle idari yargının görevinde bulunduğu görüşünden hareketle davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6831 Sayılı Yasanın 2/B. maddesi gereğince Hazine adına orman sınırlandırması dışına çıkarılan bu yerlerin 2924 Sayılı Yasanın 11/1. fıkrası uyarınca taşınmazı kullanan kişilere satılması öngörülmüş, 11/3. fıkrası ile de 3402 Sayılı Yasaya göre bu yerlerin kadastrosu öncelikle yapılır hükmü getirilmiştir. Kadastro çalışmaları sırasında yerin Hazine adına tespiti yapılır, fiili kullanım durumuna göre de bu yerler üzerindeki muhdesat ile tasarruf edenlerin isimleri kadastro tutanağının beyanlar hanesinde belirtilir. 3402 Sayılı Yasanın 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılamaz. 2924 Sayılı Yasanın 11/3. fıkrası ile de gerçek hak sahibi olup olmadıkları hususu aynı maddenin 4. fıkrasına göre "ayrıca" Orman Bakanlığı'nca tespit edilir. 2924 Sayılı Kanunun bazı maddelerinde değişiklikler yapan 4127 Sayılı Kanunun 30/10/1995 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra yeniden düzenlenen 31/7/1997 tarih 23066 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Yönetmeliğin 32/a. maddesi ile tespit görevinin "Hak Sahipleri Tespit Komisyonuna" verildiği, aynı yönetmeliğin 46/5. maddesi ile de komisyonca tespit edilen hak sahipliğine itirazın ilan tarihi bitiminden itibaren 30 gün içinde "ilgili mahkemeye" yapılacağı açıklanmıştır. Gerek kadastroca ve gerekse komisyonca yapılan işlem ile güdülen amaç taşınmazı tasarruf eden gerçek kişinin belirlenmesine yöneliktir. 2924 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca bu gibi yerlerde kadastro çalışmalarının 3402 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca arazi kadastro müdürlüklerince ve bağlı komisyonlarca yapılacağı öngörüldüğüne göre bu komisyonların işlem ve kararlarına karşı açılacak davaların kadastro mahkemesinde açılacağında kuşku yoktur. Mahkemeler 2924 ve 3402 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca ve Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilen kuru toprakta 100, sulu toprakta 40 dönüm araştırmalarını yaptıkları gibi 2924 Sayılı Yasanın 11/4. maddesi ile de yararlanacak kişilerin hak sahibi olabilmesi için orman köyü nüfusuna kayıtlı olup olmadıkları ve 5 yıldan beri o köyde ikamet edip etmedikleri konularını da araştıracaklardır, buna engel bir durum da söz konusu değildir.
3402 Sayılı Yasanın 25. maddesi ile de kadastro tutanaklarının beyanlar hanesinde gösterilen sair haklara ilişkin uyuşmazlıklara Kadastro Mahkemelerinde bakılacağı açıklanmıştır. Diğer yandan 6831 Sayılı Yasaya göre kurulan Orman Kadastro Komisyonları ve 3402 Sayılı Yasaya göre kurulan Arazi Kadastro Komisyonları birer idari birim oldukları halde, bunların işlem ve kararlarına karşı açılan davalara Kadastro Mahkemelerinde bakılmaktadır. Hak sahipliği tespit komisyonu karar ve işlemlerinin de anılan komisyonların karar ve işlemlerinden ayrık bir yönü bulunmamaktadır. 2924 Sayılı Kanunun 11/3. maddesinde öngörülen hak sahiplerinin "ayrıca" Orman Bakanlığı'nca ( görevli hak sahipliği tespit komisyonlarınca ) araştırılmasına ilişkin hükmün adli mahkemelerin araştırma yetkisini ve doğru sicil oluşturma görevini ortadan kaldırmamaktadır. "Ayrıca" kelimesinin Orman Bakanlığına verilmiş bir yükümlülük olarak da değerlendirilmemesi gerekir. ( HGK. 10/11/1999 tarih, 1999/7-703-944 ) 2924 Sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin 46/5. maddesinde belirtilen "ilgili mahkeme" ile Kadastro Mahkemeleri kastedildiğinin kabulü gerekir. Nitekim dosya içinde bulunan Orman Bakanlığı Batı Akdeniz Bölge Müdürlüğü S. Köyü Hak Sahipleri Tespit Komisyonu Başkanlığı'nın 26/8/1998 tarihli hak sahipleri ilan tutanağında aynen; "itirazı olanlar itirazlarını en geç 26/8/1998 günü mesai bitimine kadar ilgili Kadastro Mahkemesine ( Kadastro Mahkemesi bulunmayan yerlerde Kadastro Mahkemesinin yerine bakan mahkemeye ) yapmaları gerekir" ifadesine yer verildiğine ve yukarıda açıklandığı şekilde yorumlandığına göre adli yargının olayda görevli olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Bir nevi zilyetliklerinin tespitini isteyerek, tespit davası açmış olduklarının kabulü gerekir. Açıklanan nedenlerle görev adli yargıya aittir. Tüm bu açıklamalar karşısında, dava süresinde açılmış ise Kadastro Mahkemelerinde, süre geçirilmiş ise genel mahkemelerde bakılması gerekir. Bu durum karşısında, hak sahipliği tespit komisyonu kararının iptaline ilişkin davalara adli yargının bakması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Belirtilen gerekçelerle yerel mahkemenin davaya bakması gerekirken idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olması belirtilen yasa hükümlerine aykırı, davacının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüştür... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1 ) Davacı vekilleri 1371, 1372, 1324 parsel sayılı taşınmazların davacının babası tarafından imar ve ihya edilerek senelerce ekildiğini, babasının ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan taksim sonunda davacıya düştüğünü; 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanunun 11. maddesine dayanılarak yapılan tespit sonunda hak sahibi olarak Tahsin'in belirlendiğini, Tahsin'in 1371 parseli Mevlüt'e sattığını, her iki davalının da hak sahipleri tespit komisyonu üyesi olmaları nedeniyle iyi niyetli olmadıklarını ileri sürerek kademeli istekte bulunmuşlar; ilk olarak tespit komisyonu kararının iptaline, ikinci olarak davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Mahkemece, davanın idari yargı yerinde açılması gerektiğinden söz edilerek görevsizlik karan verilmiş; Yargıtay özel dairesince, 2924 Sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca yapılan işlemin kadastro niteliğinde olduğa belirtilerek davaya bakmaya Kadastro Mahkemesi'nin görevli olduğu benimsenmiştir.
Yerel mahkeme kararı yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
2924 Sayılı Yasanın 11. maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 30.3.1993 günlü ve 1992/48 E., 1993/14 K. sayılı iptal kararı ile son şeklini almış, böylece anılan yasanın iptal edilen düzenlemesinde orman sınırlan dışına çıkarılan taşınmazların tahsis ve satışında "zilyetlik" esas alınmazken son düzenleme ile bu yasada belirlenen koşullara göre idarece belirlenecek "hak sahipliği" esası kabul edilmiştir. Gerçekten de 4127 Sayılı Yasanın gerekçesinde "...düzenlenen üçüncü fıkra ile orman köylüleri dışında, eski kanunla 3402 Sayılı Yasanın 14'ncü maddesinde açıklanan zilyetlik müessesesine atıf yapılmak suretiyle kanundan yararlandırılmış olanlar dışarıda bırakılarak yalnız hak sahibi köylülerin yararlandığı şeklinde fıkra tedvin edilmiştir..." denilmesi az yukarıda açıklanan "hak sahipliği" esasına ilişkin kabulü doğrulamaktadır. Görülüyor ki, Anayasanın 170. maddesi ile 2924 Sayılı Yasanın amacının sağlanması kamu yaran düşüncesine dayanmakta olup, "hak sahibi" orman köylülerinin tespitine dair işlemler ise bir kamu hizmetinin yürütülmesi için idareye verilen bir görev niteliğindedir.
Öte yandan, 2924 Sayılı Yasanın 21'nci maddesinde "bu kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin şekli şart ve esaslar ile ifraz işlemleri Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak bir yönetmelikle düzenlenir" hükmü gereğince 31.7.1997 tarih ve 23066 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Yönetmeliğin 27, 32, 46/son hükümleri birlikte değerlendirildiğinde hak sahipleri tespit komisyonunca verilen kararlar sonucu düzenlenen ve itirazsız kesinleşen listelerin taşra teşkilatının tasdiki ve Orman Bakanlığının onayı ile yürürlüğe gireceğinde kuşku ve duraksamaya yer bulunmamaktadır. Şu durumda Orman Bakanlığı'nca diğer bir deyimle idarece yürütülmesi zorunlu bir işleminin varlığı ortadadır. Bu işlemin az yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümlerine uyularak belirlenen idari usul ve esaslara göre tamamlandığında da duraksama bulunmamaktadır. Hal böyle olunca anılan işlem hukuken kamu otoritesine dayalı ve doğrudan idarece yapılmış bir idari tasarruf olduğu açıktır.
Somut olayda, davacının 2924 Sayılı Yasanın 11 ve yönetmeliğin 27. maddesinde önerilen ilan süresinde Kadastro Mahkemesine hak sahipleri tespit komisyonu kararının iptali için dava açtığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, görev sorunu kamu düzeni nedeni ile yargılamanın her aşamasında göz önünde tutulacağından yerel mahkeme ve özel dairenin kabul ettiği yargı yerleri dışında da gerçek ve yasaya uygun yargı yerinin saptanmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Tüm açıklananların ışığında, yerel mahkemece hak sahipleri tespit komisyonu kararının kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğinde bulunduğu, bu işleme karşı açılacak davanın adli yargı yerinde görüleceğine ilişkin yasada açıkça bir hüküm bulunmadığı, diğer taraftan idarenin eylem ve işlemlerine karşı idari yargı yolunun açık olduğu dikkate alındığında, davanın bu kademesi idari yargı yerinde görüleceğinden, görevsizlik karan verilerek dava dilekçesinin reddedilmesi yerindedir.
Bu nedenle, yerel mahkemenin hak sahipleri tespit komisyonu kararının iptaline ilişkin görevsizlik kararı doğru bulunduğundan, bu kesim için direnme kararının onanmasına;
2 ) Ne var ki tapu iptal, tescil isteği adli yargı yerinde görüleceğinden davadan ayrılarak esasa kaydedilmesi, idari yargı yerinde görülecek davanın sonucunun beklenmesi, değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuç dairesinde tapu iptali ve tescil konusunda hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile açılan davanın tümü hakkında görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.
Tapu iptali ve tescile ilişkin direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte yazılı gerekçelerle direnme kararının ONANMASINA,
( 2 ) nolu bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkemenin direnme kararının HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 18.12.2002 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy