(743 S. K. m. 58, 581, 618, 629, 630)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kula Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 14.12.2000 gün ve 146-136 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 9.4.2001 gün ve 2320-2799 sayılı ilamiyle; (...Davacılar 11 parselin tapu kaydının miras hisseleri oranında iptali ve adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, uyuşmazlık konusu parselin 3/11/1993 tarihinde vefat eden miras bırakan ve anaları R.'den kaldığını, kadastro tesbiti sırasında davalı A.Ö. adına tesbit ve tescil edildiğini ileri sürerek, miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece miras bırakan R.nin ölüm tarihine göre, terekesinin iştirak mülkiyet hükümlerine tabi bulunduğu, davacılar dışında başka mirasçıların da bulunduğu, davacıların miras payları oranında iptal ve tescil istedikleri, tüm mirasçılar tarafından dava açılmadığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mirasçılık belgesine göre 3/11/1993 tarihinde vefat eden R.'nin davacılardan başka, A.O. isimli diğer bir mirasçısının bulunduğu anlaşılmaktadır. Murisin ölüm tarihine göre terekesi, iştirak mülkiyet hükümlerine tabi bulunduğundan, MK'nun 629 ve 630. maddeleri uyarınca terekeye ilişkin tüm tasarrufi işlemlerini tüm mirasçılar tarafından birlikte yapılması gerekir. Dava da tasarrufi bir işlem olduğuna göre tüm mirasçıların birlikte dava açmaları gerekir. Davalı A. davada yer almayan A.O.'in eşi olup tereke karşısında üçüncü kişi durumundadır. Bu durumda dava koşulunun göz önünde tutulması gerekir. Dava tüm mirasçılar tarafından birlikte açılabileceği gibi bir kısım mirasçıların tek başına açmış oldukları davaya diğer mirasçıların katılmalarının sağlanması veya muvafakatlarının alınması ya da miras ortaklığına temsilci tayini suretiyle dava koşulunun yerine getirilmesi gerekir. Mahkemece bu husus göz önünde tutulmuş olmakla beraber tüm mirasçıların birlikte dava açmaları gerektiği görüşünden hareketle davanın reddi yönüne gidilmiştir. Az önce de açıklandığı üzere dava birlikte de açılabileceği gibi bu eksikliğin daha sonra da davaya katılma, muvafakat alma veya miras ortaklığına temsilci tayini suretiyle giderilmesi de mümkündür. Davalılara bu imkan tanınmadan, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iştirak halinde maliklerden bir kısmının üçüncü kişiye karşı miras paylarına hasren açtıkları tapu iptali ve tescil davasına ilişkindir.
Mahkemenin, davanın başlangıçta tereke adına değil de, bir kısım mirasçılar tarafından, miras paylarına hasren açıldığı, sonradan ıslahla davanın, terekenin tümüne ilişkin hale getirilmediği, dolayısıyla tereke mirasçılarından bir ya da birkaçına isabet eden payın tescilinin mümkün olmadığı sonucuna, vararak, davanın reddine ilişkin olarak verdiği karar, Yüksek Özel Dairece; yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, yerel mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, bir kısım mirasçılar tarafından, tereke paylarına ilişkin olarak açtıkları tapu iptali ve tescil davasında, yargılama aşamasında MK. m. 581'e göre taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilip edilemeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
İştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi bulunan bir terekede terekeye ilişkin tüm tasarruf işlemlerinin M.K.'nun 629 ve 630. maddeleri gereği tüm mirasçılar tarafından birlikte yapılması gerekir. Şüphesiz, dava da bir tasarrufi işlemdir. Bu nedenle tüm mirasçılar tarafından dava açılması gerekir. Ancak bir mirasçı özellikle acele hallerde; miras şirketinin menfaatini korumak için bütün mirasçılar adına, yalnız, başına dava açarsa, mirasçı kendi açtığı böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Davayı bütün mirasçıların birlikte, yürütmesi gerekir. Bu halde, mahkeme bir mirasçının açtığı davayı hemen reddedemez, diğer mirasçıların davaya katılımlarının sağlanması, muvafakatinin alınması veya terekeye temsilci tayin ettirilmesi için (MK. m. 581) davacıya uygun süre vermelidir.
Öte yandan, bir ya da bir kısım mirasçı, terekeye bir mal, hak veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısmı için dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Çünkü, bir ya da bir kısım mirasçıların iştirak halindeki pay üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi yoktur.
Böyle bir dava, diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya diğer mirasçıların katılmasına (icazet vermesine) olanak yoktur. Tereke temsilcisi de, bir mirasçının yalnız kendi payı için açtığı davaya icazet verip davayı devam ettiremez. (Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı 2001. Cilt 1. sh.984 vd.
Nitekim 1.11.1972 gün 1972/2-869 E.891 K. sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında; iştirak halindeki taşınmazlarda her paydaşın hakkı, o şeyin tamamına sarice şamil olup, pay sahibinin muayyen bir yeri yoktur. Onun için mirasçılardan birinin veraset senedini esas alıp, kendini belli bir payın sahibi olarak kabul etmesi ve buna dayanarak dava açması caiz olmaz. Çünkü dava, tasarruf kapsamına girer. Şayi cüzde tasarruf geçersizdir. (MK. m.630) Olayda davacı, veraset belgesine göre taşınmazdaki mefruz payı bakımından ve sırf kendi yararını koruma amacı ile dava açmış olup, MK'nun 630 maddesi karşısında bu dava mesmu değildir. Hal böyle olunca MK'nun 58. maddesinden yararlanarak ve özellikle miras şirketine mümessil tayini yoluyla, esasen mesmu olmayan bir davanın görülebilir hale getirilmesi düşünülemez demiştir. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması ve öğretinin görüşü de bu yöndedir.
Burada şunu da belirtelim ki, 11.10.1982 tarihli İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında yer alan durum ile burada açıklanan durum birbirinden ayrıdır. İçtihadı Birleştirme Kararı; mirastan doğan iştirak halinde mülkiyette ortaklardan birinin ya da bir kaçının, kendi adına MK'nun 618. maddesi hükmüne dayanarak üçüncü kişilere karşı açtığı, elatmanın önlenmesi davasına hasren verilmiş bir karardır. Oysaki somut olayımızda mirasçıların bir kısmının kendi miras paylarına hasren açtıkları iptal ve tescil isteği söz konusudur.
O halde, yerel mahkemenin iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi bir terekede, mirasçıların bir kısmının üçüncü kişiye karşı kendi paylarına hasren açtıkları tapu iptali ve tescili davasının dinlenmesinin mümkün olmadığı yönündeki, direnme kararı yerindedir.
Bu itibarla; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektiriri nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan, başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 13.03.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy