(6831 S. K. m. 2) (2924 S. K. m. 11, 12) (3402 S. K. m. 11, 14, 25) (Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik m. 27, 32, 47)
Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın görevsizlik nedeniyle reddine dair verilen 18.05.2000 gün ve 1999/419 E- 2000/261 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 18.12.2000 gün ve 2000/9325-9857 sayılı ilamıyla; (...Davacılar 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırlandırması dışına çıkarılan yerdeki hak sahipliklerinin tesbitini istemişler, davalılar davanın reddini savunmuşlar, Mahkemece davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince orman sınırlandırması dışına çıkarıldıktan sonra 3763 ve 4127 sayılı Yasalar ile bazı maddelerinde değişiklikler yapılan 2942 sayılı Yasa hükümleri uyarınca Kadastro Müdürlüğünce yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1358 nolu parsel ile Hazine adına tesbiti yapılmış ve tutanağın beyanlar hanesinde işgalcinin Rüştü E. olduğu belirlenmiştir. Hak sahipliği tespit komisyonunca 2924 sayılı Yasa'nın 11 ve 12.maddelerine göre hak sahibinin ve satın alma hakkına sahip olanın davalı Rüştü E. olduğunu tesbit etmesi ve bu tesbit kararının kesinleşmesi üzerine davacılar tarafından söz konusu dava açılmıştır.
Dava; hak sahipliği tespit komisyonu kararının iptaline, aynı zamanda taşınmazın kendi işgalinde bulunduğunu ve bu nedenle zilyetliğin kendisine ait olduğunun tespitine ilişkindir. Komisyonun tespit kararının niteliği itibariyle buna karşı açılacak davanın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı açılacağı ve bunlardan hangisinin görevli olduğu dava dosyasında uyuşmazlık konusu teşkil etmektedir. Yerel mahkemece kesinleşen Hak Sahipliği Tespit Komisyonu işleminin idari nitelikte olduğu ve bu nedenle idari yargının görevinde bulunduğu görüşünden hareketle davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6831sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırlandırması dışına çıkarılan bu yerlerin 2924 sayılı Yasanın 11/1.fıkrası uyarınca taşınmazı kullanan kişilere satılması öngörülmüş 11/3.fıkrası ile de 3402 sayılı yasaya göre bu yerlerin kadastrosu öncelikle yapılır hükmü getirilmiştir. Kadastro çalışmaları sırasında yerin Hazine adına tespiti yapılır, fiili kullanım durumuna göre de bu yerler üzerindeki muhtesat ile tasarruf edenlerin isimleri kadastro tutanağının beyanlar hanesinde belirtilir. 3402 sayılı Yasanın 11.maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılamaz. 2924 sayılı yasanın 11/3.fıkrası ile gerçek hak sahibi olup olmadıkları hususu aynı maddenin 4. fıkrasına göre ayrıca Orman Bakanlığınca tespit edilir. 2924 sayılı kanunun bazı maddelerinde değişiklikler yapan, 4127 sayılı Kanun 30.10.1995 tarihin yürürlüğe girmesinden sonra yeniden düzenlenen, 31.7.1997 tarihli 23066 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki yönetmeliğin 32/a maddesi ile tespit görevinin Hak Sahipleri Tespit Komisyonuna verildiği aynı yönetmeliğin 46/5.maddesi ile de komisyonca tespit edilen hak sahipliğine itirazın ilan tarihi bitiminden itibaren 30 gün içinde ilgili mahkemeye yapılacağı açıklanmıştır. Gerek kadastroca ve gerekse komisyonca yapılan işlem ile güdülen amaç taşınmazı tasarruf eden gerçek kişinin belirlenmesine yöneliktir.2924 sayılı Yasa hükümleri uyarınca bu gibi yerlerde kadastro çalışmalarının 3402 sayılı Yasa hükümleri uyarınca arazi kadastro müdürlüklerince ve bağlı komisyonlarca yapılacağı öngörüldüğüne göre bu komisyonların işlem ve kararlarına karşı açılacak davaların kadastro mahkemesinde açılacağında da kuşku yoktur. Mahkemeler 2924 ve 3402 sayılı yasa hükümleri uyarınca ve kadastro kanununun 14.maddesinde belirtilen kuru toprakta 100 sulu toprakta 40 dönüm araştırmalarını yaptıkları gibi 2924 sayılı Yasanın 11/4.maddesi ile de yararlanacak kişilerin hak sahibi olabilmesi için orman köyü nüfusuna kayıtlı olup olmadıkları ve 5 yıldan beri o köyde ikamet edip etmedikleri konularını da araştıracaklardır, buna engel bir durumda söz konusu değildir. 3402 sayılı yasanın 25. maddesi ile de kadastro tutanaklarının beyanlar hanesinde gösterilen sair haklara ilişkin uyuşmazlıklara kadastro mahkemelerinde bakılacağı açıklanmıştır. Diğer yandan 6831 sayılı Yasaya göre kurulan orman kadastro komisyonları ve 3402 sayılı Yasaya göre kurulan Arazi Kadastro Komisyonları birer idari birim oldukları halde, bunların işlem ve karalarına karşı açılan davalara da kadastro mahkemelerinde bakılmaktadır. Hak sahipliği tespit komisyonu karar ve işlemlerinde anılan komisyonların karar ve işlemlerinde ayrık bir yönü bulunmamaktadır. 2924 sayılı Kanunun 11/3. maddesinde öngörülen hak sahiplerinin ayrıca Orman Bakanlığınca (görevli hak sahipliği tespit komisyonlarınca) araştırılmasına ilişkin hükmün Adli Mahkemelerin araştırma yetkisini ve doğru sicil oluşturma görevini ortadan kaldırmamaktadır. Ayrıca kelimesinin Orman Bakanlığına verilmiş bir yükümlülük olarak da değerlendirilmemesi gerekir (HGK. 10.11.1999 T. 1999/7-703-944). 2924 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 46/5. maddesinde belirtilen ilgili mahkeme ile Kadastro Mahkemeleri kastedildiğinin kabulü gerekir. Nitekim dosya içinde bulunan Orman Bakanlığı Batı Akdeniz Bölge Müdürlüğü sarılar Köyü hak sahipleri Tespit Komisyonu Başkanlığının 26.8.1998 tarihli hak sahipleri ilan tutanağında aynen: itirazı olanlar en geç 26.8.1998 günü mesai bitimine kadar ilgili kadastro mahkemesine (kadastro mahkemesi bulunmayan yerlerde kadastro mahkemesinin yerine bakan mahkemeye) yapmaları gerekir, ifadesine yer verildiğine ve yukarıda açıklandığı şekilde yorumlandığına göre Adli Yargının olayda görevli olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Bir nevi zilyetliklerinin tespitini isteyerek, tespit davası açmış olduklarının kabulü gerekir. Açıklanan nedenlerle görev adli yargıya aittir. Tüm bu açıklamalar karşısında dava süresinde açılmış ise kadastro mahkemelerinde; süre geçirilmiş ise genel mahkemelerde bakılması gerekir. Bu durum karşısında hak sahipliği tespit komisyonu kararının iptaline ilişkin davalara Adli yargının bakması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Belirtilen gerekçelerle yerel mahkemenin davaya bakması gerekirken idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olması belirtilen Yasa hükümlerine aykırı olup davacı tarafın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, hak sahipleri tespit komisyonu kararının iptali isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmaz, 6831 sayılı Yasa'nın 2/B maddesi gereğince orman sınırı dışına çıkarıldıktan sonra Kadastro Müdürlüğünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1358 parsel olarak Hazine adına tespit edilmiş, tutanağın beyanlar hanesinde, şagil olarak Makbule E. gösterilmiş; 2924 sayılı Yasa'nın 11 ve 12.maddelerine göre hak sahibinin ve satın alma hakkına sahip olanın tek başına Makbule E. mirasçısı Rüştü E. olduğunun tespit edilmesi ve bu kararın kesinleşmesi üzerine dava açılmıştır.
Uyuşmazlık, komisyonun tespit kararının niteliğine göre, buna karşı açılacak davanın adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı, görüleceği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, 2924 sayılı Yasa'nın 11.maddesi, Anayasa Mahkemesi'nin 30.03.1993 günlü ve 1992/48 E, 1993/14 K. sayılı iptal kararı ile son şeklini almış, böylece anılan Yasa'nın iptal edilen düzenlemesinde orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların zilyetlik esas alınmazken son düzenleme ile bu yasada belirlenen koşulara göre, idarece belirlenecek hak sahipliği esası kabul edilmiştir. Gerçekten de 4127 sayılı Yasa'nın gerekçesinde ...düzenlenen 3.fıkra ile orman köylüleri dışında, eski Kanunla 3402 sayılı Yasa'nın 14.maddesinde açıklanan zilyetlik müessesine atıf yapılmak suretiyle kanundan yararlandırılmış olanlar dışarıda bırakılarak yalnız hak sahibi köylülerin yararlandığı şeklinde fıkra tedvin edilmiştir... denilmesi yukarda açıklanan Hak sahipliği esasına ilişkin kabulü doğrulamaktadır. Görülüyor ki, Anayasa'nın 170.maddesi ile 2924 sayılı Yasa'nın amacının sağlanması kamu yararı düşüncesine dayanmakta olup, Hak sahibi orman köylülerinin tespitine dair işlemler ise bir kamu hizmetinin yürütülmesi için idareye verilen bir görev niteliğindedir.
Öte yandan; 2924 sayılı Yasa'nın 21.maddesinde bu kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin şekli şart ve esaslar ile ifraz işlemleri Bakanlar Kurulunca Yürürlüğe konulacak bir yönetmelikle düzenlenir hükmü gereğince, 31.07.1997 tarih ve 23066 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Yönetmeliğin 27, 32, 47/son hükümleri birlikte değerlendirildiğinde hak sahipleri tespit komisyonuna verilen kararlar sonucu düzenlenen ve itirazsız kesinleşen listelerin taşra teşkilatının tasdiki ve Orman Bakanlığının onayı ile yürürlüğe gireceğinde kuşku ve duraksamaya yer bulunmamaktadır. Şu durumda Orman Bakanlığınca diğer bir deyimle idarece yürütülmesi zorunlu bir işlemin varlığı ortadadır. Bu işlemin yukarda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümlerine uyularak belirlenen idari, usul ve esaslara göre tamamlandığında da duraksama bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, anılan işlemin hukuken kamu otoritesine dayalı ve doğrudan idarece alınmış bir idari tasarruf olduğu açıktır (uyuşmazlık Mahkemesi'nin 21.06.1999 T., 1999/10 E, 1999/18 K. sayılı kararı Hukuk Genel Kurulunun 01.11.2000 T., 2000/16-1292 E, 2000/1586 K. sayılı kararı).
Tüm açıklananların ışığında; idarenin Yasa ve Yönetmelik hükümlerince yürütmekle yükümlü tutulduğu kamu hizmetinin tabii bir sonucu olarak kurulan ve idari bir nitelik taşıyan hak sahipliğinin tespitine ilişkin işlemin yargısal tasarruf, bunun iptaline ilişkin davaya bakmaya ise idari yargının görevli bulunduğunu kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle direnme kararı yerindedir ve onanmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 15.05.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy