(1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çaycuma Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 5/12/2000 gün ve 1993/155-2000/569 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15/5/2001 gün ve 2001/3593-4031 sayılı ilamı ile; (...Davacılar vekili asıl dosyada davaya konu yapılan 25 ada 12 nolu taşınmazın içinde kalan hudutlarını belirttiği bir kısım taşınmazın atalarından kaldığını, eklemeli 100 yıla varan zilyetliklerinin bulunduğunu belirterek bu kısmın ifraz ve iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Birleştirilen 1996/273 esas nolu dosyada ise, aynı ada aynı parsel nolu taşınmazın bir başka kısmının müvekkilleri adına kayıtlı olan 23.2.1978 tarih 20 nolu tapu kapsamında kaldığını belirterek bu kısmında yine ifraz ve iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Seka vekili davanın reddini savunmuş, mahkemece her iki dosya birleştirildikten sonra 12 parsel nolu taşınmazın 1516 m2 ve 2965 m2'lik kısımlarının iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmiş, hükmün davalı Seka vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede;
Davacılar, kadastro teknisyeni Mehmet Özdoğan tarafından tanzim edilen 22.11.2000 tarihli krokide yeşil renkle taralı 1516 m2'lik kısmın zilyetlik hukuki sebebine dayanarak, aynı krokide kırmızı renkle taralı AR2565 m2'lik kısmın ise adlarına kayıtlı tapu kayıtları kapsamında kalması nedeniyle iptali ile tescilini istemişlerdir.
Davaya konu 12 parsel numaralı taşınmaz başında 15.11.1993, 3.3.1997 ve 13.11.2000 tarihlerinde yapılan keşiflerde; Davalı Seka İdaresi adına olan 22.9.1965 tarih 4 nolu tapu kaydının mevkii hudut ve miktar olarak 12 parsel nolu taşınmazın tamamını kapsadığı belirlenmiştir. Bu tapu kaydı Çaycuma Asliye Hukuk Mahkemesinin 1965/149 esas, 349 karar nolu hükmü ile oluşmuş tescil tapusudur. Taşınmaz başında dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına göre; davacılar ve murislerinin zilyetliklerinin tapu tarihi olan 1965'den geriye doğru 20 yıla ulaşmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle krokide yeşil renkle taralı 1516 m2'lik taşınmazda davacıların zilyetlikle iktisap koşulları oluşmadığından lehlerine tesciline karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Krokide AR2965 m2 olarak gösterilen kısma yönelik davalı idarenin temyiz talebine gelince: Davacıların dayanak 23.2.1978 tarih 20 nolu tapu ve geldi kayıtları dosyada mevcuttur. Anılan tapunun miktarı 3676 m2 olup hudutları ise dere, nehir, dere ve yol okumaktadır. Belirlenen bu hudutlar değişken olup gayrisabit hudutlardır. Dolayısıyla davacıların dayanak tapularının miktarı ile geçerli olup kapsamının buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim, birleştirme kararından önce l. Hukuk Dairesinin 11.4.1996 tarih 1331-4361 nolu bozma ilamında da bu husus belirtilmiştir. Temyize konu dava dosyasında ve birleştirilen 1996/273 esas nolu dosyada yapılan keşiflerde dava konusu yapılan taşınmazın davacıların dayanak tapu kayıtlarının miktarı kapsamında kaldığı belirlenememiştir. Bundan ayrı dosyada mevcut kamulaştırma evrakları arasında davacıların bayii olan Şakir Oğlu İbrahim'in taşınmazından toplam 17395 m2'lik taşınmaz kamulaştırma paftasının 406-407 ve 408 nolu parselleri ile Seka lehine kamulaştırıldığı da anlaşılmaktadır. Keşiften sonra fen bilirkişisi Şansal Demir tarafından düzenlenen 10.3.1997 tarihli krokide kamulaştırma paftasındaki 406 nolu yerin davacıların dava konusu ettikleri taşınmaz olduğu da belirlenmiştir. Yukarıda anılan gerekçeler nedeniyle davacıların gerek zilyetliğe dayanan gerekse tapuya dayanan tescil taleplerinin tümünün reddine karar verilmesi gerekirken kabulünde Yasaya uygunluk bulunmamaktadır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Krokide AR2965 m2 olarak gösterilen kısma yönelik davalı idarenin temyiz talebine gelince: Davacıların dayanak 23.2.1978 tarih 20 nolu tapu ve geldi kayıtları dosyada mevcuttur. Anılan tapunun miktarı 3676 m2 olup hudutları ise dere, nehir, dere ve yol okumaktadır. Belirlenen bu hudutlar değişken olup gayrisabit hudutlardır. Dolayısıyla davacıların dayanak tapularının miktarı ile geçerli olup kapsamının buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim, birleştirme kararından önce l. Hukuk Dairesinin 11.4.1996 tarih 1331-4361 nolu bozma ilamında da bu husus belirtilmiştir. Temyize konu dava dosyasında ve birleştirilen 1996/273 esas nolu dosyada yapılan keşiflerde dava konusu yapılan taşınmazın davacıların dayanak tapu kayıtlarının miktarı kapsamında kaldığı belirlenememiştir. Bundan ayrı dosyada mevcut kamulaştırma evrakları arasında davacıların bayii olan Şakir Oğlu İbrahim'in taşınmazından toplam 17395 m2'lik taşınmaz kamulaştırma paftasının 406-407 ve 408 nolu parselleri ile Seka lehine kamulaştırıldığı da anlaşılmaktadır. Keşiften sonra fen bilirkişisi Şansal Demir tarafından düzenlenen 10.3.1997 tarihli krokide kamulaştırma paftasındaki 406 nolu yerin davacıların dava konusu ettikleri taşınmaz olduğu da belirlenmiştir. Yukarıda anılan gerekçeler nedeniyle davacıların gerek zilyetliğe dayanan gerekse tapuya dayanan tescil taleplerinin tümünün reddine karar verilmesi gerekirken kabulünde Yasaya uygunluk bulunmamaktadır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava zilyetliğe dayalı birleştirilen dava ise tapuya dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasından ibarettir.
Davacılar, kadastro çalışmaları sırasında 25 ada 12 parsel sayılı taşınmazın tamamının SEKA Genel Müdürlüğü adına tespit gördüğünü ancak burarın D: Eski yol B: Yeni şose K:Kuru dere G:Seka arazisi ile çevrili yere 100 yılı aşkın süreden beri eklemeli olarak çekişmesiz ve aralıksız zilyet bulunduklarını, bu nedenle bu yerin tapusunun ifrazen iptal edilerek adlarına tescilini, birleştirilen dosyada ise söz konusu 12 nolu parselin D:Dere B:Filyos Çayı K:Dere G: Yol ile çevrili kısmın kendilerine ait Şubat 1978 tarih ve 2 nolu tapu kaydının sınırları içinde kalmasına rağmen kadastro yanlışlıkla davalı kurum adına tapuya tescil edildiğini, bu kısmın da tapusunun ifrazen iptal edilerek adlarına tescilini istemişlerdir.
Mahkeme, davacıların zilyetliğe dayalı asıl davada dava konusu olan ve Fen bilirkişisinin krokisinde (B) ile gösterilen kısma ilişkin kurum tapu kaydı oluşturulmasından önce başlayan ve sonrasında da aralıksız olarak devam eden biçimde zilyetliklerini sürdürdüklerini, buna karşın burada bulunan bir kısım yerin ise kuru dere yatağının doldurulması ile elde edildiğini, davacıların işgal ettikleri bu kısımda iktisap şartlarının oluşmadığını, birleştirilen davada dava konusu olan yerin ise davacıların dayanak tapularının kayıt kapsamında kaldığını, tapuların hukuki kıymetini yitirmediğini, civar parsellerin davalı kurum ile küçük sanayi sitesi yapı kooperatifince kısmen satın alınıp kısmen de kamulaştırıldığını belirleyerek, asıl dava açısından krokide (B)harfi ile gösterilen kısım bakımından davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davada ise krokide (A) ile gösterilen kısım bakımından davanın kabulüne karar vermiştir. Özel Daire kararı yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
a) Asıl dava konusu olan yer bakımından davacılar zilyetliğe dayanmışlardır. Dava konusu olup davalı SEKA Müessese Müdürlüğü adına kayıtlı 96.398.m2 yüzölçümündeki tapunun fen bilirkişisinin krokisinde B ile gösterdiği kısmında; 15.11.1993, 3.3.1997 ve 13.11.2000 tarihinde 3 keşif yapılmış olup, SEKA idaresi adına olan 22.9.1965 tarih ve 4 nolu tapu kaydının paftasına aynen uyduğu ve kadastro sırasında 12 nolu parsele revizyon gördüğü belirlenmiştir. Burada söz konusu olan tapu kayıtları Çaycuma Asliye Hukuk Mahkemesinin 1965/ 149 E. ve 349 K. sayılı hükmü ile oluşmuş tescil tapusudur. Keşif tarihleri ve bilirkişi ve tanık beyanları gözönüne alındığında, davacıların ve murislerinin kurum adına olan tapu kaydının tesis tarihi olan 1965 tarihinden geriye doğru 20 yıllık süreye ulaşmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle krokide (B) ile gösterilen kısma ilişkin zilyetlikle kazanım koşulları olmadığından bu davada davacıların lehine tescil kararı verilmesinin yanlış olduğu anlaşıldığından bu yöne ilişkin Özel Dairenin bozma kararı doğrudur. Bu kısma ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Daire bozmasına uyulması gerekirken direnme kararı verildiğinden, karar bozulmuştur.
b) Birleştirilen dava ile istenen ve krokide A ile gösterilen kısma gelince; davacıların tapuya dayalı olarak; istemde bulundukları, davacıların dayanak tapu kaydı olan 23.2.1978 tarih ve 20 nolu tapu kaydının miktarının 3676 m2 olup sınırlarının dere, nehir, dere ve yol okuduğu buna göre bu tapunun sabit sınırlı sayılamayacağı, dolayısıyla bu tapu kayıtlarının miktarı ile geçerli oldukları, kapsamının da buna göre tayin edilmesi gerektiği bunun dışında, davacıların da bayisi olan Şakir oğlu İbrahim Çarşambalı'nın taşınmazlarından toplam 17.395 m2 lik bir miktarının, dava konusu yere komşu olup, kamulaştırma paftasında 406-407 ve 408 nolu parsel olarak gösterilen yerlerden SEKA müessese Müdürlüğü lehine kamulaştırma yapıldığı, davacıların dava konusu ettikleri yerin ise, Şanal Demir tarafından düzenlenen 10.3.1997 günlü krokide kamulaştırma paftasına göre 405 nolu yere denk geldiği saptanmıştır.
Öte yandan Şubat1978 tarih ve 2 nolu tapu kaydının intikal gördüğü İbrahim Çarşambalının bir kısım payını küçük sanayi sitesi yapı kooperatifine sattığı görülmekle birlikte, gerek bu sanayi sitesine satılan yer, gerekse Şakir oğlu İbrahim Çarşambalı'nın payında kamulaştırılan yerlerin ayrı ayrı krokide gösterilmediği görülmektedir. Bu itibarla yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmasına elverişli değildir.
O halde mahkemece bu kısma ilişkin, davacıların bayisi Şakiroğlu İbrahim Çarşambalının paylarından yapılan kamulaştırmalar ile, davacıların dayandığı tapudan yapılan intikaller sonucu Küçük Sanayi Sitesi Yapı kooperatifine satılan yeri de gösterecek biçimde, pay ve tapu miktar karşılaştırması da yapılarak uzman harita mühendisi yada bulunmadığı takdirde kadastro fen elemanlarından keşfi izlemeye elverişli rapor alınarak hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve rapora dayalı olarak hüküm kurulması yanlıştır. Mahkemenin direnme kararının bu gerekçelerle bozulması gerekir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile;
1- (b) ile gösterilen kısım bakımından da direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
2- (a) ile gösterilen kısım bakımından direnme kararının yukarıda ve Özel Dairenin bozma ilamında belirtilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine 06.11.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy